شكل نظام الحكم الذي يحتاجه العالم هو الخلافة الراشدة
شكل نظام الحكم الذي يحتاجه العالم هو الخلافة الراشدة

الخبر:   قام علي باباجان، رئيس حزب الديمقراطية والتقدم بزيارة زعيم حزب الخير ميرال أكشنر، وأعرب أكشنر عن أن عمل حزب الخير تحت عنوان "نظام برلماني محسن ومعزز" لا يقصد به الدستور أو لتشكيل دستور جديد، وأن الهدف من العمل هو "تصميم النظام". (وكالات).

0:00 0:00
Speed:
February 10, 2021

شكل نظام الحكم الذي يحتاجه العالم هو الخلافة الراشدة

شكل نظام الحكم الذي يحتاجه العالم هو الخلافة الراشدة

(مترجم)

الخبر:

قام علي باباجان، رئيس حزب الديمقراطية والتقدم بزيارة زعيم حزب الخير ميرال أكشنر، وأعرب أكشنر عن أن عمل حزب الخير تحت عنوان "نظام برلماني محسن ومعزز" لا يقصد به الدستور أو لتشكيل دستور جديد، وأن الهدف من العمل هو "تصميم النظام". (وكالات).

التعليق:

منذ تأسيس الجمهورية في تركيا، تم تطبيق النظام البرلماني البريطاني لعقود. كما ذكر الرئيس السابق تورغوت أوزال، حاول وضع النظام الرئاسي على النمط الأمريكي موضع التنفيذ لكنه لم ينجح. ومع ذلك، نجح أردوغان في جلب وتنفيذ النظام الرئاسي على النمط الأمريكي بجهود كبيرة؛ حيث تم قبول النظام الرئاسي للحكم في استفتاء 16 نيسان/أبريل 2017 وبدأ تنفيذه اعتباراً من 9 تموز/يوليو 2018.

وعلى الرغم من استمرار تطبيق النظام الرئاسي الديمقراطي، تستمر المناقشات حول النظام في كل مناسبة، حيث ينتقد التحالف القومي النظام الرئاسي، معبراً عن أن أفضل نظام حكم هو بلا شك النظام البرلماني. ومن ناحية أخرى، يجادل تحالف الشعب بأن النظام الأكثر مثالية للحكم هو النظام الرئاسي.

كما نطق تحالف الشعب، على لسان زعيم حزب الحركة القومية بهجلي، في 13 تموز/يوليو 2019، موجها كلامه إلى زعيم حزب الشعب الجمهوري كليجدار أوغلو، الذي يسعى جاهداً من أجل النظام البرلماني الديمقراطي: "النظام الرئاسي هو بالتأكيد مفتاح السلام والمثابرة والأمن. ومع هذا النظام الجديد، لا يوجد مكان للغموض وعدم الاستقرار والتنفيذ المزدوج والأزمات الحكومية".

هذا الجدل المستمر هو في الواقع، بطريقة ما، هو معركة الهيمنة الجشعة بين بريطانيا الكافرة المستعمرة، التي أسست ونفذت النظام البرلماني على حطام الخلافة، وبين أمريكا الاستعمارية التي غيرت "النظام البرلماني" القائم إلى "نظام رئاسي" لصالح الحكومة.

عندما تمّ هدم دولة الخلافة العثمانية واستبدلت بها جمهورية تركيا، حكم النظام البرلماني البريطاني المسلمين لسنوات. في الوقت الحاضر، مع الأمل في خلاص تركيا! يحكمها نموذج النظام الرئاسي الأمريكي وليس النظام البرلماني.

سواء أكان النظام الرئاسي من النوع الأمريكي أم كان النظام البرلماني الديمقراطي على النمط البريطاني، سيكون هناك بالتأكيد فائز في حرب الهيمنة القذرة التي يشكّل فيها الكفار المستعمرون جوانبهم. وبغض النظر عن النظام، سيظل المسلمون هم الجانب الخاسر، طالما استمرت الديمقراطية. يزعم كل نظام أنه أفضل من الآخر وكلاهما أساسه الديمقراطية. نحن نعرف الديمقراطية وعواقبها جيداً. وما زلنا نُخدع بوسائل الديمقراطية لسنوات عديدة! ومع ذلك، ليس من المفترض أن يقع المسلمون في الفخ نفسه. قال رسول الله ﷺ: «لاَ يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْن» البخاري ومسلم.

ما الخير الذي جلبته لنا الديمقراطية والعلمانية حتى الآن حتى يأتينا بعد ذلك؟! أليست الديمقراطية وأشكال حكمها هي التي هدمت أخلاق شبابنا؟ ألم تكن سياسة فرّق تسد التي حولت البلاد الإسلامية إلى حمام دم ضمن حزمة الديمقراطية؟ هل يمكن للأنظمة القائمة على الديمقراطية أن تكون علاجاً للمسلمين المضطهدين حول العالم ومن هم في تركيا؟ هل يمكن أن توفر الظروف المناسبة للطبيعة البشرية؟ وهل يمكنها الدعوة إلى قيم الإسلام؟ أو حماية ممتلكات المسلمين وحياتهم؟ بالتأكيد، لا يستطيع النظام الرئاسي ولا البرلماني توفير أي من ذلك.

وبعد إخواني وأخواتي الأحباء: اعملوا من أجل الدولة التي ستكون دولة المسلمين التي لا تقهر، الدولة التي تقود البشرية إلى نور الإسلام من ظلمة الكفر، الدولة التي تنفذ أحكام الله وتوفر العدل للبشرية؛ إنها دولة الخلافة الراشدة التي ستنهي الاستبداد والمجازر والاستغلال.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله إمام أوغلو

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı