شيخ الأزهر يقول إن مفهوم الدولة الإسلامية سقط بسقوط الخلافة الإسلامية وحلت محله "المواطنة"
شيخ الأزهر يقول إن مفهوم الدولة الإسلامية سقط بسقوط الخلافة الإسلامية وحلت محله "المواطنة"

الخبر:   نشر موقع بوابة الفجر بعض تصريحات لشيخ الأزهر وذلك خلال لقائه ببرنامج "الإمام الطيب" على فضائية "سي بي سي إكسترا"، حيث قال شيخ الأزهر أحمد الطيب: إن المواطنة تلزم بالدفاع عن دولة الإسلام، لافتا إلى أنه من الظلم إجبار غير المسلمين على الدفاع عن دولة الإسلام،

0:00 0:00
Speed:
June 22, 2016

شيخ الأزهر يقول إن مفهوم الدولة الإسلامية سقط بسقوط الخلافة الإسلامية وحلت محله "المواطنة"

شيخ الأزهر يقول إن مفهوم الدولة الإسلامية سقط بسقوط الخلافة الإسلامية

وحلت محله "المواطنة"

الخبر:

نشر موقع بوابة الفجر بعض تصريحات لشيخ الأزهر وذلك خلال لقائه ببرنامج "الإمام الطيب" على فضائية "سي بي سي إكسترا"، حيث قال شيخ الأزهر أحمد الطيب: إن المواطنة تلزم بالدفاع عن دولة الإسلام، لافتا إلى أنه من الظلم إجبار غير المسلمين على الدفاع عن دولة الإسلام، وأضاف إن الجزية نظام لإدخال غير مسلمين في الإسلام حيث يتم دمجهم في المجتمع الإسلامي، مشيرا إلى أن الغرض من فرض الجزية هو بديل الدفاع عن أرض المسلمين، وأما المواطنة فأمر مختلف، وأشار إلى أنه بسقوط الخلافة الإسلامية لم يعد هناك دولة إسلامية وحلت محلها المواطنة، لافتا إلى أن عقد الذمة "الجزية" هو عقد بين طرفين وهما الدولة الإسلامية وغير المسلمين، وإذا سقطت الدولة الإسلامية فإن العقد يكون قد انتهى، وتابع أنه حينما طبق مبدأ المواطنة لم يكن هناك جزية، ووجه الشيخ رسالة إلى الشباب قائلا: "الدفاع عن الوطن والعرض هي مفاهيم تبلغ درجة التقديس في الإسلام ويجب حب الوطن، والانتماء لأرض أخرى غير الوطن خيانة للدين والوطن".

التعليق:

إن الأصل في كل عالم من علماء الأمة أن يقف موقفا يرضي الله ورسوله، وأن لا يكون إلا حيث يريد الله منه أن يكون، فلا يقول إلا ما يرضي الله، ولا يفعل إلا ما يرضي الله، والأصل في العلماء أن يبينوا الحق للمسلمين، وأن يكونوا ورثة الأنبياء بحق، وأن يقولوا الحق دون أن يخشوا في الله لومة لائم، كسعيد بن جبير والعز بن عبد السلام وغيرهما من العلماء الربانيين الذين سطر التاريخ مواقفهم العظيمة بمداد من ذهب.

ولذلك كان الأصل في شيخ الأزهر عندما ذكر أن الدولة الإسلامية قد سقطت بسقوط الخلافة الإسلامية وحلت محلها المواطنة، كان الأصل فيه أن يبين للمسلمين أنه في حال سقوط الدولة الإسلامية أو الخلافة فإنه يحرم على المسلمين أن يبيتوا ثلاثة أيام دون وجود خليفة يرعاهم ويطبق عليهم الإسلام، وإن هذا يستلزم من المسلمين كافة العمل الجاد لإيجاد دولة الخلافة على منهاج النبوة من جديد، لأن وجودها فرض والعمل لها من أجلَّ الفروض، وكان الأصل أن يبين شيخ الأزهر للمسلمين أن الدول القائمة في العالم الإسلامي اليوم ليست إلا دولا مسخا أقامها الكافر المستعمر على أنقاض دولة الخلافة للمحافظة على وجوده وعلى مصالحه، وأن الإسلام يوجب على المسلمين جميعا أن يعيشوا في دولة واحدة لا تفرقهم الحدود، وكان الأصل أن يبين شيخ الأزهر للمسلمين كافة أن حكام اليوم ليسوا حكاما شرعيين، بل هم مغتصبون للسلطة فلا سمع لهم ولا طاعة، يجب قلب عروشهم على رؤوسهم، وأن الحاكم الوحيد الذي تجب طاعته هو مَن يختاره المسلمون عن رضا واختيار ليطبق عليهم شرع الله سبحانه، ولكن أنى لشيخ الأزهر الذي رضي بالدنية والمناصب والتزلف والنفاق لفرعون مصر السيسي أن يكون من أهل هذه المواقف العظيمة؟!!

أما المضحك في كلام شيخ الأزهر فهو رسالته للشباب عن الوطن وحب الوطن والدفاع عن الوطن، فعن أي وطن يتكلم الشيخ؟! هل يتكلم عن وطن رسم حدوده الكافران سايكس وبيكو ويحكمه العملاء أمثال السيسي؟! وماذا عن بقية بلاد المسلمين والدفاع عنها يا شيخ؟ أّليس ذلك واجبا أيضا على كل مسلم؟ وهل فرّق الإسلام بين بلد إسلامي وبلد إسلامي آخر؟ أليست كل بلاد المسلمين واحدة من حيث الدفاع عنها وحمايتها؟ وهل الوطنية من الإسلام في شيء يا شيخ؟! إن الوطن عند شيخ الأزهر هو فقط تلك البقعة التي رسم حدودها الكافر المستعمر ووضع لها علمها ودستورها، ويدعو الشباب إلى حبها، ولذلك فإن الشام ودماء أهله لا حرمة لها عند شيخ الأزهر ولا تجعل الدم يغلي في عروقه، ولو كان لها عنده حرمة لدعا جيوش المسلمين لنصرة أهل الشام وتحرك جيش مصر لوضع حد لشلال الدم الذي ينزف منذ أكثر من خمس سنوات، ولو كان لدماء المسلمين حرمة عند شيخ الأزهر لوقف في وجه السيسي الذي يرسل المقاتلين والسلاح لا للدفاع عن المسلمين بل لقتلهم كما في الشام وليبيا.

نذكر شيخ الأزهر أن التتار الذين دمروا بغداد عاصمة الخلافة العباسية وقتلوا خليفة المسلمين وعاثوا فيها وفي بلاد الشام فسادا لم تسحقهم إلا جيوش المسلمين التي خرجت من مصر بقيادة القائد قطز وبيبرس، يوم لم يحمل هؤلاء القادة العظام مفهوم الوطن الذي يحمله شيخ الأزهر اليوم ويروج له، وأن بيت المقدس لم يُحرر من الصليبيين إلا يوم ترفّعَ المسلمون عن مفاهيم الوطنية الضيقة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أوكاي بالا

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في هولندا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı