صمٌ بكمٌ عميٌ فهم لا يفقهون
صمٌ بكمٌ عميٌ فهم لا يفقهون

ذكرت مجلة فورين بوليسي أن المسلمين في الولايات المتحدة يستعدون لمواجهة موجة من الاحتجاجات المعادية لهم أمام المساجد فى عدة ولايات أمريكية، والتي من المحتمل أن تكون مسلحة. وأوضحت المجلة الأمريكية، الجمعة 2015/10/9، أن جون ريتزيمر - جندي المارينز الأمريكي السابق - يقود دعوة لاحتجاجات داخل ما لا يقل عن 20 مدينة أمريكية بزعم الدفاع عن مبادئ الدستور الأمريكي ضد الأعداء والأجانب والدخلاء.

0:00 0:00
Speed:
October 11, 2015

صمٌ بكمٌ عميٌ فهم لا يفقهون

خبر وتعليق

صمٌ بكمٌ عميٌ فهم لا يفقهون


الخبر:


ذكرت مجلة فورين بوليسي أن المسلمين في الولايات المتحدة يستعدون لمواجهة موجة من الاحتجاجات المعادية لهم أمام المساجد فى عدة ولايات أمريكية، والتي من المحتمل أن تكون مسلحة. وأوضحت المجلة الأمريكية، الجمعة 2015/10/9، أن جون ريتزيمر - جندي المارينز الأمريكي السابق - يقود دعوة لاحتجاجات داخل ما لا يقل عن 20 مدينة أمريكية بزعم الدفاع عن مبادئ الدستور الأمريكي ضد الأعداء والأجانب والدخلاء.

التعليق:


كان من المفترض أن يتم ما خططوا له يوم الجمعة، في أوقات الصلاة، أمام المراكز والمؤسسات التي يديرها المسلمون؛ لإيصال رسالتهم، ولم يكن الأمر ذا أهمية عند كثير من المسلمين، وأيضًا عند مجمل الأمريكان، لأسباب متعددة. وفي هذا النشاط الجديد تجاه المسلمين في أمريكا، يجب أن نتوقف عند بعض الأفكار.


من طبيعة الشعب الأمريكي أنه لا يوجد عنده بعد نظر ولا عمق في البحث فيما يواجهه من أمور، فينتظر وسائل الإعلام لتنقل له وجهة نظرها، ومن طبيعته أيضًا حب الانقياد والتبعية لمن يثق به، فيسمع ويطيع دون نقاش، وبسبب طبيعته هذه نشهد مثل هذه التحركات غير الواعية تجاه ما يحدث خارج بلادهم، وعامل آخر مساعد هو عمل أشخاص معينين في هذا المجتمع على إشعال نعرة القومية عند الأمريكان، وإبقائهم محصورين في هذه الدوامة.


ومن الأفكار التي يجب التوقف عندها هي وصف "الأعداء، والأجانب، والدخلاء"، هذه الكلمات التي يرددونها ولا يعلمون ماهيتها وعلى من يعود وصفها، فالأعداء مثلاً هم الذين يعتدون على بلاد غيرهم، وهذا الأمر غير موجود داخل أمريكا، والموجود هو تعدي أمريكا كنظام بجيشها على بلاد المسلمين، وإزهاق أرواح المسلمين، وانتهاك أعراضهم، وسرقة أموالهم، فمن هؤلاء الذين يصفونهم بالأعداء؟! وكذلك كلمة الأجانب، فمن المعروف أن الأجنبي هو من سكن في بلد غير بلده، ولم تكن له علاقة بذاك البلد، ومن المعروف أيضًا أن سكان أمريكا هم كلهم أصلًا أجانب عنها، قدموا من أوروبا خلال بدء القضاء على الهنود الحمر وبعده، واحتلوا مساكنهم، فمن هؤلاء الذين يصفونهم بالأجانب؟! ثم وصف الدخلاء، من المعلوم أن الدخلاء هم من يلجؤون إلى دول ويطلبون منها حمايتهم، وليكون الأمر واضحًا، فإن جلّ المسلمين الموجودين في أمريكا جاءوا كغيرهم من غير المسلمين، ولم يطلب أحدٌ منهم الحماية إلا القلة القليلة، وهؤلاء لا يتمتعون بنفس ما تقدمه الدولة لرعاياها الأمريكيين، علمًا بأن المسلمين في أمريكا لا يشكلون عالة عليها، وإنما عصب حياة في كثير من المجالات، هم الخاسرون بفقدانه، فمن هؤلاء الذي يصفونهم بالدخلاء؟!


إن الأمور تدعو للضحك والبكاء! والمضحك هو سطحية شعب الدولة الأولى في العالم، الذي لا يعلم من هم المسلمون، وهم ملتصقون بهم، يرون أعمالهم، وكيف تنعكس فيها عقيدتهم، ليكونوا خير المعمّرين في الأرض، ويرون أيضًا غير المسلمين، وعملهم داخل المجتمع. مع ذلك، فالمنصفون الصادقون منهم يقولون أن المسلمين هم خير البشر، وأفضل الجاليات وأكثرها انضباطًا وإخلاصًا في العمل. أما المبكي فهو نحن، فنحن من وصفنا الله بخير أمة أُخرجت للناس، واختارنا الله لنكون شهداء على الأمم، وخلفاء في الأرض، وسادة للبشر، يأتي أشخاص نكرات، لا يقبلون خيرنا، ويريدون أن يخرجونا من بلادهم لأننا مسلمون، فنحارب لهويتنا، وليس حتى لتطبيق الإسلام، فكيف وصل بنا الحال إلى هذا الضعف والهوان؟!


لا، وألف لا، نحن المسلمين ورثة الأنبياء، خلفاء الله في الأرض، وحكامها، وأسيادها، وما يحل بنا ما هو إلا كبوة جواد أصيل، ومرحلة يمحص الله فيها المخلص من المنافق، ولن تبقى الأمور على ما هي عليه، وسوف نعود كما كنا في السابق، أسياد الأرض وملاكها، نصول ونجول فيها كما نشاء، وراية رسول الله عليه الصلاة والسلام تعانق السماء، ورحمة ديننا تعم أهل الأرض، وبلادنا الوجهة الوحيدة لمن يقصد العدل والإنصاف والكرامة والعزة، وهذا ليس ببعيد بل قريب بإذن الله، وإن الخلافة على منهاج النبوة باتت بشائرها تلوح بالأفق، ولم يبقَ إلا القليل بعد حتى نشهد إقامتها.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. ماهر صالح - أمريكا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı