صندوق النقد الدولي موجة إصلاح جديدة أم موجة إفقار وتجويع لأهل الكنانة؟!
صندوق النقد الدولي موجة إصلاح جديدة أم موجة إفقار وتجويع لأهل الكنانة؟!

الخبر: قالت سكاي نيوز عربية على موقعها في 2020/2/13م، إن المتحدث باسم صندوق النقد الدولي جيري رايس، اعتبر أن مصر التي أنهت مؤخرا برنامج مساعدات حصلت عليها من الصندوق، تحتاج إلى "موجة جديدة من الإصلاحات". وأضاف رايس في مؤتمر صحفي، الخميس، أن الإصلاحات مطلوبة لتنشيط القطاع الخاص وزيادة فرص العمل. وقال: "أعتقد أن السلطات المصرية ذاتها تشاطرني هذا الرأي"، مؤكدا استعداد صندوق النقد الدولي لمساعدة هذا البلد "بكافة الطرق الممكنة".

0:00 0:00
Speed:
February 20, 2020

صندوق النقد الدولي موجة إصلاح جديدة أم موجة إفقار وتجويع لأهل الكنانة؟!

صندوق النقد الدولي موجة إصلاح جديدة
أم موجة إفقار وتجويع لأهل الكنانة؟!


الخبر:


قالت سكاي نيوز عربية على موقعها في 2020/2/13م، إن المتحدث باسم صندوق النقد الدولي جيري رايس، اعتبر أن مصر التي أنهت مؤخرا برنامج مساعدات حصلت عليها من الصندوق، تحتاج إلى "موجة جديدة من الإصلاحات". وأضاف رايس في مؤتمر صحفي، الخميس، أن الإصلاحات مطلوبة لتنشيط القطاع الخاص وزيادة فرص العمل. وقال: "أعتقد أن السلطات المصرية ذاتها تشاطرني هذا الرأي"، مؤكدا استعداد صندوق النقد الدولي لمساعدة هذا البلد "بكافة الطرق الممكنة".

التعليق:


صندوق النقد الدولي هو أداة استعمارية وهو أحد أدوات الرأسمالية في سبيل هيمنتها على البلاد وتكريس تبعيتها للغرب وبقائها مزرعة ومرتعا خصبا ينهب من خيراتها وثرواتها كيفما شاء، هذا ما أقر به جون بركنز أحد القراصنة الاقتصاديين في كتابه الاغتيال الاقتصادي للأمم حينما أشار إلى أن الدول النامية والبلاد الفقيرة تجبَر على أخذ هذه القروض والمساعدات التي لا تستفيد منها شيئا بل إنها ترهن سياساتها وقراراتها ومقدراتها وخيراتها للدول المانحة وعلى رأسها أمريكا.


هذا واقع الصندوق الدولي وقروضه التي تصحبها عادة برامج وتوصيات وقرارات يقال عنها إنها إصلاحية بينما تكون مزيدا من تكريس تبعية البلاد وارتهانها ومزيدا من إفقار شعوبها وتمكين الغرب من نهب ما تبقى فيها من ثروات وخيرات دون اعتراض تلك الشعوب، وقد جربنا مرارا وتكرارا وبال تلك القروض وما يصاحبها من توصيات تتحول إلى قرارات كارثية من النظام لا يتحمل عبئها ولا يدفع فاتورتها إلا أهل مصر الفقراء بما يُقتطع من أقواتهم جبرا لسداد خدمة الدين فقط، وما يشاع عن انخفاض عجز الموازنة وتراجع التضخم واستقرار الاقتصاد كلها مؤشرات وهمية لا تعبر عن حقيقة واقع مصر وأهلها وما يعانونه في ظل الرأسمالية التي تمتص دماءهم.


يا أهل مصر الكنانة! إنكم لستم في حاجة إلى هذا الصندوق ولا قروضه ولا برامجه وأطروحاته وتوصياته فكلها وبال عليكم وسم زعاف يراد أن يمتد تأثيره لأبنائكم وأحفادكم بحيث لا يملكون قرارهم ويستمرون هم والبلاد في ربقة التبعية، بل إن بلادكم وبحدود سايكس بيكو الضيقة تملك ما يؤهلها لأن تكون قوة عظمى وتنافس على مركز الدولة الأولى فقط إذا ملكت الإرادة السياسية القوية التي تريد النهوض بمصر وأهلها فكيف تملك مصر هذه الإرادة؟!


الإرادة إما أن تكون في يد النظام بذاته غير مرهونة بيد غيره، وهذا لا يتحقق إلا في الدول المبدئية، أو يكون في يد سادته كما هو حال الأنظمة في بلادنا فكلها أنظمة وظيفية عميلة للغرب وهو الذي يملك قرارها، وحتى تملك مصر قرارها بنفسها يجب أولا أن تحمل المبدأ القادر حقا على علاج مشكلاتها ومواجهة كل أزماتها وهو ما لا يوجد في الرأسمالية الديمقراطية التي حكمت مصر لعقود خلت زادت فيها الأزمات وتفاقمت المشكلات، ولا يملك العلاج الحقيقي الناجع والقادر على النهوض بمصر والأمة بعمومها إلا الإسلام وفقط إذا طبق من خلال دولته ونظامه الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، تلك الدولة التي تطبق الإسلام بشموليته وما فيه من نظام اقتصادي متكامل يضمن إشباع حاجات الناس إشباعا حقيقيا بشكل كامل وعادل بوصفهم رعايا للدولة الإسلامية، مسلمين وغير مسلمين، كما أن الإسلام يجعل العقيدة الإسلامية هي أساس الدولة وأساس دستورها وقوانينها وقراراتها وكل ما فيها، فيحرم عليها أن تقر بالقوانين والمعاهدات الدولية التي وضعها المستعمر لخدمة مصالحه، كما يحرم عليها أن ترهن قراراتها بيد الغرب بأي حال من الأحوال، ولهذا فلا مجال حينها لقبول قروض مسمومة من المؤسسات الاستعمارية الدولية بل يجب على الدولة أن تحارب وجودها وأن تحول بينها وبين استعباد البلاد وأهلها الذين خلقهم الله أحرارا.


يا أهل مصر الكنانة! إن إرادة حكامكم مرهونة بيد عدوكم وهم يريدون تكبيلكم بمزيد من القروض ترهن قراراتكم لعقود قادمة، ولا خلاص لكم إلا باقتلاع هذا النظام من جذوره بكل أدواته ورموزه من الحكام الخونة ونخب المضبوعين بثقافة الغرب، والانعتاق من تبعيته بالكلية، ورفض كل المعاهدات والاتفاقيات التي تكرس لعمالة البلاد وتبعيتها وتفرض في أرضها وثرواتها بأي شكل من الأشكال، وتطبيق الإسلام في دولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.


أيها المخلصون في جيش الكنانة! إنكم مسؤولون أمام الله عز وجل عن كل ما يصيب مصر وما ينهب من ثروتها، وأهلها تحت سمعكم وبصركم بل وفي حراستكم فكيف ستلقون ربكم وقد أصبحتم أداة في يد عدوكم يستعبد بها أهلكم؟! أما آن لكم أن تغضبوا لله غضبة تقتلع الخونة وتنزع عن أعناقكم طوق التبعية؟! أما آن لكم أن تنصروا دينكم وتقيموا دولته التي تطبقه عليكم في دولته التي تنشر الخير والعدل والبر؟! إننا في حزب التحرير نستصرخكم ونستنصركم بالله ولله أن لا تخذلوا الأمة التي تتطلع إليكم طمعا في عز غائب ودولة تعيد لهم الكرامة المسلوبة، فمن للإسلام إن لم يكن أنتم؟! ومن ينصره غيركم وأنتم أولى بهذا من غيركم؟! فأروا الله منكم ما يحب، نصرة صادقة مخلصة تقتلع الخونة وتقيم دولة عز ليس بعده عز...


اللهم عجل بها واجعل مصر حاضرتها اللهم آمين.


﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
سعيد فضل
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı