سنصحح الخطأ التاريخي الذي سمح بوجود كيان يهود وسمح لأمريكا أن تتنمر على المسلمين وسمح لترامب أن يظن بأن فلسطين ملك يمينه
سنصحح الخطأ التاريخي الذي سمح بوجود كيان يهود وسمح لأمريكا أن تتنمر على المسلمين وسمح لترامب أن يظن بأن فلسطين ملك يمينه

الخبر:   قال الرئيس الأمريكي ترامب في مؤتمر إعلان صفقة القرن في واشنطن: على العالم الإسلامي أن يصحح الخطأ التاريخي بحربه على (إسرائيل).

0:00 0:00
Speed:
February 24, 2020

سنصحح الخطأ التاريخي الذي سمح بوجود كيان يهود وسمح لأمريكا أن تتنمر على المسلمين وسمح لترامب أن يظن بأن فلسطين ملك يمينه

سنصحح الخطأ التاريخي الذي سمح بوجود كيان يهود وسمح لأمريكا أن تتنمر على المسلمين وسمح لترامب أن يظن بأن فلسطين ملك يمينه

الخبر:

قال الرئيس الأمريكي ترامب في مؤتمر إعلان صفقة القرن في واشنطن: على العالم الإسلامي أن يصحح الخطأ التاريخي بحربه على (إسرائيل).

التعليق:

في المؤتمر الصحفي الذي أعلن فيه الطاغية ترامب عن صفقته الخاسرة (صفقة القرن) وصف الإسلام بالإرهاب وخاطبنا بوصفنا أمة واحدة قائلا: "على العالم الإسلامي أن يصحح الخطأ التاريخي بمهاجمة (إسرائيل)".

فعلى الأمة الإسلامية ألا تتجاهل قوله هذا وأن تدرك بأن الواقع الفعلي والعنوان الحقيقي لصفقة القرن هو حرب القرن الصليبية اليهودية على الإسلام والمسلمين، أعلن تجديدها ترامب ونتنياهو من بيت الحقد والطغيان في واشنطن امتدادا واستئنافا للحرب الصليبية التي أعلنها صراحة جورج بوش الابن قبل احتلاله بلاد المسلمين بعد أحداث 2001/9/11م.

فعلى الأمة الإسلامية شعوبا وجيوشا وأفرادا وجماعات أن تخرج من حالة اللطم والبكاء والصراخ أو حالة التخاذل والتقاعس، إلى حالة الاستعداد التام لتقديم التضحيات في سبيل نصرة دين الله والذود عنه أمام هذه الحرب الصليبية المتجددة وفي سبيل تحرير الأرض المباركة فلسطين من يهود وإعادة القدس والمسجد الأقصى وكل فلسطين إلى حضن المسلمين، والانتقال من وضعية التيبّس أمام شاشات الأخبار وصك الأسنان وعض الأصابع والشجب والاستنكار والرد القولي بكل أشكاله (مؤتمرات وندوات وخطابات ومسيرات ووقفات ومقالات وأشعار وبرامج إعلامية) إلى وضعية الفعل وصنع الأحداث التي ستنتهي بكسر أنياب ترامب التي كشر عنها، بإزالة كيان يهود المسخ وإعادة فلسطين كاملة إلى حضن المسلمين، بل تتعدى ذلك إلى طرد النفوذ الغربي كله وعلى رأسه الأمريكي وتنهي وجوده من المنطقة بأكملها، وهذا يكون بدولة الخلافة وبإعلان الجهاد ولا يمكن أن يكون بالهتافات مهما استمرت ومهما كانت ساخنة، ولا يكون بالاكتفاء بالمقاومة في الضفة والقطاع تحت وطأة عدم وجود كيان سياسي مخلص يدعم هذه المقاومة من غير أن يغدر بها أو يساوم عليها أو يطالبها بتنازلات أو يقطعها بمنتصف الطريق، فكم هتفت الأمة ضد وعد بلفور مرورا بسايكس بيكو وقرارات التقسيم وتضييع القدس ومعاهدات الخزي والعار (كامب ديفيد، وأوسلو، ووادي عربة)، وقرار ترامب الاعتراف بالقدس عاصمة ليهود وصولا إلى صفقة القرن الخاسرة...

وكم تآمر ما يسمى بالمجتمع الدولي ومنظماته الدولية إلى جانب دول عربية وأنظمة ومنظمات وتكتلات إقليمية في بلادنا الإسلامية، كم تآمر كل هؤلاء على القضية والمقاومة وحاصروها وروضوها... وكم تآمر قادة من المقاومة وحتى هذه اللحظة على القضية وعلى المقاومة نفسها ورجالها وداسوا بأقدامهم على دماء الشهداء وقبلوا على أنفسهم أن يكونوا وكلاء كيان يهود في قمع وملاحقة أهل فلسطين وقهرهم...

إن عدو الإسلام والمسلمين وعدو البشرية كلها ترامب وقبل أن يعلن عن صفقته وصف الإسلام بالإرهاب تحريضا على من يحملون مشروع نهضة الأمة الإسلامية على أساس الإسلام (الخلافة على منهاج النبوة) وإعلانا منه بأن صفقة القرن جزء لا يتجزأ من الحرب على الإسلام إدراكا منه أن الصفقة لن يوقفها وينسفها نسفا إلا الإسلام بذروة سنامه الجهاد إن أصبح الغاية والمحرك لجيوش المسلمين حاليا أو بكيانه السياسي الشرعي المتمثل فقط بدولة الخلافة التي يعرف ترامب أنها لن تكون لغوا، ولن تكون تنظيما مسلحا ولا سيطرة نهارية على مناطق، ولن تكون من خلال مدعٍ عميل كذاب، بل ستكون على منهاج النبوة كما بشر بها رسول الله r وستكون كذلك بأيدٍ طاهرة وقلوب مؤمنة صادقة واثقة لنصحح الخطأ التاريخي الذي سمح للكافر المستعمر أن يتحكم في بلاد المسلمين ويقسمها ويعطي جزءا منها وطنا قوميا ليهود، ونصحح الخطأ التاريخي الذي جعل من أمريكا وغيرها دولا عظمى تستبيح دماء وبلاد ومقدسات المسلمين.

وليعلم القاصي والداني من الناس في هذا العالم أن ترامب ما قال إن الخلافة قد ماتت مع يقينه أنها لم توجد منذ أن هدمت في عام 1924م، ما قال ذلك إلا قلقا وخوفا من الخلافة القادمة التي أصبحت قاب قوسين أو أدنى، وما قال ذلك إلا رعبا من أن تفاجئهم في الزمان والمكان. ﴿إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ممدوح بن محمود أبو سوا قطيشات

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı