صراع النفوذ بين أمريكا وبريطانيا في اليمن
صراع النفوذ بين أمريكا وبريطانيا في اليمن

الخبر:   أوردت قناة سكاي نيوز عربية الفضائية يوم الأربعاء 20 تموز/يوليو الجاري خبراً عن اجتماع بين وزراء خارجية بريطانيا وأمريكا قالت فيه "اجتمع وزراء خارجية بريطانيا والسعودية والإمارات والولايات المتحدة، الأربعاء، في لندن، لبحث الأزمة اليمنية. واتفق الوزراء على دقة المرحلة التي يمر فيها اليمن، وأكدوا على الدعم الدولي الكبير للوصول إلى سلام في اليمن. وأشاروا إلى أن "السلام يبدأ من انسحاب الحوثيين من العاصمة صنعاء والمدن الرئيسية"، وإلى ضرورة أن يعي أهل اليمن أهمية الفرصة السانحة في الكويت "التي قد لا تتكرر".

0:00 0:00
Speed:
July 24, 2016

صراع النفوذ بين أمريكا وبريطانيا في اليمن

صراع النفوذ بين أمريكا وبريطانيا في اليمن

الخبر:

أوردت قناة سكاي نيوز عربية الفضائية يوم الأربعاء 20 تموز/يوليو الجاري خبراً عن اجتماع بين وزراء خارجية بريطانيا وأمريكا قالت فيه "اجتمع وزراء خارجية بريطانيا والسعودية والإمارات والولايات المتحدة، الأربعاء، في لندن، لبحث الأزمة اليمنية. واتفق الوزراء على دقة المرحلة التي يمر فيها اليمن، وأكدوا على الدعم الدولي الكبير للوصول إلى سلام في اليمن. وأشاروا إلى أن "السلام يبدأ من انسحاب الحوثيين من العاصمة صنعاء والمدن الرئيسية"، وإلى ضرورة أن يعي أهل اليمن أهمية الفرصة السانحة في الكويت "التي قد لا تتكرر".

وقال المتحدث باسم الحكومة البريطانية إدوين صامويل إن هدف الاجتماع كان التنسيق بين السعودية والإمارات والولايات المتحدة وبريطانيا، بشأن الخطوات الأساسية التي يجب القيام بها لتسوية هذا الصراع. وأضاف صامويل في مقابلة مع "سكاي نيوز عربية": "كل الأطراف يتفقون على الحل السياسي لا العسكري للأزمة". وحسب المتحدث، وضع الاجتماع ثلاثة شروط لإنهاء الأزمة اليمنية، هي انسحاب الحوثيين من العاصمة صنعاء والمناطق الحدودية مع السعودية، والإفراج عن السجناء السياسيين من كل الجهات، وتشكيل حكومة انتقالية تمثل كل الأطراف اليمنية. وقال صامويل إن "الأطراف اليمنية يجب أن يتفاوضوا على ترتيب تنفيذ هذه الإجراءات". يشار إلى أن الحوثيين يشترطون تشكيل حكومة قبل انسحابهم من المناطق التي يسيطرون عليها وإلقاء السلاح، فيما تتمسك الحكومة الشرعية بتنفيذ الانسحاب والإفراج عن المعتقلين قبل تشكيل الحكومة.

التعليق:

لقد كشف هذا اللقاء أن أمريكا وبريطانيا بشحمهما ولحمهما هما الطرفان الدوليان المتصارعان الآن في اليمن. وأن أمريكا التي نددت هي وأذيالها "الأمم المتحدة وحلف الناتو" بمحاولة الانقلاب الفاشلة على أردوغان وحكومة يلدريم في تركيا يوم السبت 2016/07/16م، تغض الطرف قرابة عامين كاملين عن انقلاب الحوثيين المماثل في 2014/09/21م الذي قاده مبعوثها إلى اليمن جمال بن عمر وسماه "اتفاق السلم والشراكة" على رأس نظام الحكم في اليمن عبد ربه منصور هادي وحكومة خالد بحاح التوافقية. ثم زادت أمريكا أن أرسلت إسماعيل ولد الشيخ أحمد مبعوثاً جديداً إلى اليمن الذي يسعى الآن في مفاوضات الكويت التي انطلقت في 2016/04/21م لتشكيل حكومة ائتلافية من طرفي التفاوض لخلع ثوب الانقلاب عن الحوثيين وإلباسهم ثوب الشرعية لحكم اليمن، بعد فشل المفاوضات التي بدأها في مدينة بيل السويسرية منتصف شهر كانون أول/ديسمبر 2015م، وأخفى حينها إسماعيل ولد الشيخ أحمد جنسية السفراء الغربيين الذين كانوا حاضرين في مدينة بيل بالقرب من قاعة المفاوضات واستعان بهم للتدخل لإقناع الجالسين على جهتي طاولة المفاوضات.

إن تشكيل حكومة ائتلافية مع الحوثيين يرفضه الإنجليز، وبدا واضحاً من خلال رفض عبد ربه منصور هادي أنه لن يسمح للأمم المتحدة بفرض قرارات بتشكيل حكومة ائتلافية مع الحوثيين يوم الأحد 10 تموز/ يوليو الجاري خلال زيارته لمدينة مأرب التي تعني سيطرة قواته عليها حرمان الحوثيين من مواردها النفطية.

وأما وزراء الخارجية الآخرين الحاضرين للاجتماع من نظامي آل سعود وآل نهيان فهما الإقليميان اللذان يساندان أمريكا وبريطانيا، "فسلمان بن عبد العزيز ووزير خارجيته الجبير" يقفان مع أمريكا إلى جانب الحوثيين وجزء من الحراك الجنوبي التابع لأمريكا، والإمارات تقف مع بريطانيا إلى جانب عبد ربه منصور هادي وعلي صالح وجزء من الحراك الجنوبي إلى جانب السلاطين للإنجليز.

إن أمريكا تقوم الآن بتنفيذ خططها على الأرض لتفتيت اليمن من خلال وجود جنودها وتمهيدها لإرسال قوات دولية إلى أرض اليمن للفصل بين القوات المتحاربة على طول خط التماس بين شطري اليمن سابقاً "شمال وجنوب"، فيما تستعد بريطانيا بإبقاء عملائها صالح وحزبه والقريبين منه من غير الحوثيين في الشمال وجزء من الحراك التابع لها إلى جانب السلاطين في عهد احتلالها للجنوب.

إن القوى الرأسمالية الاستعمارية "أمريكا وبريطانيا" هي المتصارعة على اليمن وهي من تقسمه وتتقاسمه بينها.

إن اليمن جزء من الأمة الإسلامية التي هي اليوم في حاجة إلى الانضواء تحت كيان سياسي واحد تحت راية العقاب في ظل الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، لتطبق الإسلام وتحمل الخير إلى العالم بعد أن ملأته الدول الرأسمالية الاستعمارية شراً مستطيراً يتطاير في شتى أنحائه.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس شفيق خميس – اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı