سواحل بنغلادش تغرق بمياه الفيضانات المختلطة باليورانيوم من الهند
سواحل بنغلادش تغرق بمياه الفيضانات المختلطة باليورانيوم من الهند

الخبر: وقعت كارثة بيئية خطيرة في مساحات شاسعة من مستنقعات منطقة سونامجانج وبعض المناطق الشمالية الشرقية الأخرى فى بنغلادش؛ بعد أن اجتاحتها مياه الفيضانات القادمة من الحدود الهندية. وبعد غرق الأراضي بالأمطار المستمرة والفيضانات في موسم الحصاد السنوي للمزارعين، بدأت الأسماك والطيور والحيوانات المائية والأبقار بالموت بسبب تلوث مياه الأراضي الرطبة. الفيضانات ليست شيئًا جديدًا على الناس هناك، فهي تحصل في كل عام وتبقى الحيوانات على قيد الحياة، ولكن الجديد هو التلوث غير المسبوق للمياه من مناجم اليورانيوم المفتوحة التابعة لشركة الهند المحدودة (أوسيل) في ولاية ميغالايا الهندية التي لا تبعد سوى 3 كم من الحدود مع بنغلادش.

0:00 0:00
Speed:
May 07, 2017

سواحل بنغلادش تغرق بمياه الفيضانات المختلطة باليورانيوم من الهند

سواحل بنغلادش تغرق بمياه الفيضانات المختلطة باليورانيوم من الهند

الخبر:

وقعت كارثة بيئية خطيرة في مساحات شاسعة من مستنقعات منطقة سونامجانج وبعض المناطق الشمالية الشرقية الأخرى فى بنغلادش؛ بعد أن اجتاحتها مياه الفيضانات القادمة من الحدود الهندية. وبعد غرق الأراضي بالأمطار المستمرة والفيضانات في موسم الحصاد السنوي للمزارعين، بدأت الأسماك والطيور والحيوانات المائية والأبقار بالموت بسبب تلوث مياه الأراضي الرطبة. الفيضانات ليست شيئًا جديدًا على الناس هناك، فهي تحصل في كل عام وتبقى الحيوانات على قيد الحياة، ولكن الجديد هو التلوث غير المسبوق للمياه من مناجم اليورانيوم المفتوحة التابعة لشركة الهند المحدودة (أوسيل) في ولاية ميغالايا الهندية التي لا تبعد سوى 3 كم من الحدود مع بنغلادش.

التعليق:

تسببت الفيضانات الناجمة عن الأمطار الغزيرة والمدفوعة من المياه القادمة من تلال (ميغالايا) بتدمير حصاد 371,381 هكتارًا من الأراضي الزراعية؛ وقد تضرر حوالي 300 ألف مزارع في هذه المقاطعات المنخفضة في معيشتهم التي تعتمد على زراعة الأرز والاستزراع السمكي، حيث تمت خسارة أكثر من 50,081 مليون تكا من الأرز والأسماك والعلف. وفي الوقت الراهن يعاني أكثر من تسعة ملايين شخص في المناطق المتضررة من ندرة الغذاء، علاوة على ذلك، وبسبب النقص الحاد في الأغذية للماشية، لجأ المزارعون الفقراء لبيع حيواناتهم الزراعية بأسعار رخيصة.

إن ضخامة الكارثة تحتاج لخمس سنوات على الأقل للتعافي من خسائرها، وعلى الرغم من ذلك لم تعلن حكومة حسينة تلك المناطق مناطق منكوبة، والمساعدات الحكومية والدعم هي جيدة على الورق فقط ولكنها على أرض الواقع عكس ذلك تمامًا، والمسؤولون الحكوميون والسياسيون المدعومون من الحزب الحاكم يحققون أرباحًا من المساعدات الحكومية والإغاثية. إن عدم اهتمام الحكومة ببؤس الناس ومعاناتهم بعد الفيضانات يزيد من بؤسهم، وقد تناولت الأخبار معاناة الناس في القرى النائية الذين لا يتلقون أية مساعدة حكومية على الإطلاق، في حين تبيع المتاجر والمطاعم المحلية الأرز المخصص من قبل الحكومة لصالح المتضررين من الفيضانات. إن الافتقار إلى الإرادة السياسية من جانب الحكومة لرفع معاناة الناس ليس مفاجئًا، بل هو المتوقع الوحيد من السياسيين الرأسماليين في الديمقراطية التي وضعها البشر، وكيف لا وقد فشلت جميع النظم الفاسدة السابقة في بلدنا في معالجة الأزمات المحلية، وفي رعاية الفقراء وتركتهم لحتفهم المحتوم.

لكن رد فعل الشيخة حسينة فيما يتعلق بالمياه المختلطة باليورانيوم المنحدرة من التلال الهندية جعل الجميع يفكرون بأن خطأ حدث على الجانب الهندي تريد حسينة إخفاءه عن الناس. من المعروف للجميع أن شركة (أوسيل) لليورانيوم في الهند واصلت عمليات التنقيب على نطاق واسع، وقامت بتجارب التعدين في "تلال غرب خاسي" على بعد 3 كم من الحدود البنغالية، حتى إن (الاتحاد الطلابي الهندي) والسكان المحليين كانوا يحتجون عليها، فقد تم الإبلاغ عن تغيرات غامضة في لون الأنهار المحلية وعن موت الأحياء المائية. وبعد تلوث المياه في بنغلادش، نشرت وسائل الإعلام الرئيسية في بنغلادش تقارير عن احتمال وجود صلة بين الهند والحفريات المفتوحة لمناجم اليورانيوم والتي وصلت إلى مياه الأنهار، لكن حسينة قامت على الفور بإسكات هذه القنوات الإعلامية وحظرتها من نشر أخبار "مضللة" عن الهند؛ لأنها لا تريد انتشار أية مشاعر سلبية ضد سيدتها (الهند)، ولكنها تجد صعوبة في التعامل مع المشاعر القوية المعادية للهند بين الناس، وخصوصًا بعد عقد المعاهدات العسكرية مع الهند التي يعارضها الناس، وقد تسبب الربط بين الهند ومياه الفيضانات المختلطة وأحداث الكارثة، تسبب بتعقيد الأمور على حسينة أكثر فأكثر، وخوفًا من ذلك خطت حسينة خطوة للأمام من خلال الإنكار التام لحجم الفوضى في المناطق المنكوبة، مدعية أن وسائل الإعلام قد ضخمت من حجم الكارثة، وقالت إنها ترفض المبالغة في ردة الفعل بسبب الأخبار التي "لا يمكن الاعتماد عليها"، وحتى في هذه اللحظة نلاحظ التعتيم الإعلامي من قبل وسائل الإعلام الرئيسية على أية صلة هندية بالكارثة.

نظرًا لفشل وخيانة القادة السياسيين في البلاد، من الذين فُرضوا علينا ضد إرادتنا بعد إسقاط دولة الخلافة، نظرًا لذلك تمكنت دولة محاربة جبانة مثل الهند من جعل بنغلادش حاوية لنفاياتها الكيميائية. وبالنظر إلى التأثير السلبي الذي لا رجعة فيه على الطبيعة والإيكولوجيا، تخلت الهند عن محطة توليد الكهرباء القائمة على الفحم في منطقة سونداربان المحاذية لبنغلادش، وأنشأت الشركة الهندية نفسها المصنع المذكور بجانب سونداربان لإيذاء بنغلادش والبيئة.

إن بنغلادش بحاجة إلى زعيم شجاع مثل (اختيار الدين محمد بختيار خيلجي) يحرر أهل بنغلادش من زعماء الهند. إن هذه الأرض الإسلامية المباركة تحتاج إلى أن تعود مرة ثانية تحت القيادة المخلصة والشجاعة للخلافة الراشدة على منهاج النبوة، والتي من شأنها ضمان أن تتحول بنغلادش إلى قوة عسكرية إقليمية، حيث يحشد جيش الخلافة فيها نحو الهند لوقف اعتداءاتها على البلدان الإسلامية وغير المسلمة المجاورة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عماد الدين الأمين

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı