تعدد القوات المسلحة وتنوعها  هو مقدمة لمشروع تفتيت ما تبقى من السودان
تعدد القوات المسلحة وتنوعها  هو مقدمة لمشروع تفتيت ما تبقى من السودان

الخبر: مرر البرلمان مشروع قانون قوات الدعم السريع بالأغلبية، وانتقدت النائبة مها فريجون بنود المشروع والتي وصفتها بأنها تعطي مدلولاً على أن هذه القوات تشكل قوة رابعة لأنها لا تخضع لوزير الدفاع خضوعاً كاملاً، وقالت: "هناك أمر غير مرئي ويجب توضيحه". (صحيفة الجريدة 17 كانون الثاني/يناير 2017م، عدد 1994).

0:00 0:00
Speed:
January 19, 2017

تعدد القوات المسلحة وتنوعها هو مقدمة لمشروع تفتيت ما تبقى من السودان

تعدد القوات المسلحة وتنوعها

هو مقدمة لمشروع تفتيت ما تبقى من السودان

الخبر:

مرر البرلمان مشروع قانون قوات الدعم السريع بالأغلبية، وانتقدت النائبة مها فريجون بنود المشروع والتي وصفتها بأنها تعطي مدلولاً على أن هذه القوات تشكل قوة رابعة لأنها لا تخضع لوزير الدفاع خضوعاً كاملاً، وقالت: "هناك أمر غير مرئي ويجب توضيحه". (صحيفة الجريدة 17 كانون الثاني/يناير 2017م، عدد 1994).

التعليق:

لقد عودنا نواب البرلمان في السودان، على مباركة كل المطلوبات الأمريكية التي تخدم مشروعها في السودان؛ وهو تمزيقه ونهب ثرواته وتركيز العلمانية بعد ضرب الإسلام، فأمريكا تعمل على إيجاد جيوش متعددة العقائد العسكرية في البلاد على طريقة الفوضى الخلاقة ليسهل لها إدارة كافة الملفات، فعلى أثر اتفاقية نيفاشا الأمريكية أصبح في البلاد 48 مليشيا مسلحة ولا يزال الحبل على الجرار...

وبالأمس القريب أثار البرلمان، على لسان وزير داخلية الحكومة، قضية التفلتات الأمنية في منطقة جبل عامر بدارفور، فقد أوردت صحيفة التيار الصادرة في 5 كانون الثاني/يناير 2017م عدد 822 خبراً جاء فيه: أقر وزير الداخلية الفريق أول ركن عصمت عبد الرحمن بوجود 3 آلاف أجنبي مسلح يملكون سيارات دفع رباعي ويرتدون زياً عسكرياً بجبل عامر بشمال دارفور، وقال الوزير في رده على العضو البرلماني آدم يعقوب، في جلسة بالبرلمان "الشرطة لا تستطيع مقاتلة هذا الكم الهائل من المسلحين". ونوه إلى أن وزارته بحاجة إلى آليات ثقيلة ودبابات لفض جماعات الموجودين بالسلاح الثقيل.

وعقب هذه التصريحات مباشرة نفت قوات الدعم السريع وجود أجانب بجبل عامر حيث نفى الناطق الرسمي باسم قوات الدعم السريع آدم محمد صالح (وجود أي أجنبي في منطقة جبل عامر مؤكداً على وجود قوات الدعم السريع في جبل عامر وعلى طول الحدود مع دول الجوار). (آخر لحظة 8 كانون الثاني/يناير 2017م، عدد 3672).

وهذه التناقضات في التصريحات بين مكذب ومصدق وسط المستوزرين والمسؤولين يجعل المشهد الأمني في البلاد ملبداً بالكثير من الغيوم والغموض وعلامات الاستفهام، هكذا ترفض قوات الدعم السريع تصريحات وزير الداخلية وتنفي وجود قوات أجنبية مما يؤكد وجود تكتلات عسكرية متعددة في البلاد وغير منسجمة مع بعضها، تحت قيادات مختلفة، فالوزير يصرح بوجود 300 لاجئ بجبل عامر، والناطق الرسمي باسم الدعم السريع ينفي ذلك جملة وتفصيلاً!! فأين تكمن القوة العسكرية في هذا البلد؟ لقد تفرقت بين الولاءات والبيوتات... فهناك جهاز الأمن والمخابرات، وهناك الشرطة، وهناك قوات الدعم السريع، ثم يأتي الجيش في المؤخرة، وكانت صحيفة الراكوبة قد أوردت تصريحات في 19 أيار/مايو 2014م على لسان قائد قوات الدعم السريع وهو يخاطب قواته قائلاً: "نحن الذين نسير السودان حسب مشيئتنا... ونحن الحكومة ولمن الحكومة تعمل ليها جيش يمكن أن تتكلم... ومن لا يقاتل ليس له رأي وأي واحد يعمل (مجمجة) ياهدي النقعة والذخيرة توري وشها" وهذا الخطاب فيه تهديد صريح للجميع.

الجدير بالذكر أن قوات الدعم السريع قالت في وقت سابق بمؤتمر صحفي عقد بوزارة الدفاع في 30 آب/أغسطس 2017م إنها تحمي أوروبا من خلال منع تهريب البشر عبر الحدود حيث جاء على لسان قائد قوات الدعم السريع اللواء حميدتي قوله: "إننا نعمل إنابة عن أوروبا في كبح حركة الهجرة ولا بد أن يقدروا مجهوداتنا الثمينة!!". (التيار 31 آب/أغسطس 2017م، العدد 1646).

نحن نتابع ما يحدث في السودان من مؤامرة فبعد مصيبة تفكيك القوات المسلحة، وفقاً لاتفاقية الشؤم نيفاشا، تم تقليل حجمها، وتلك جريمة قام بها النظام مع سبق الإصرار والترصد، ثم أقدمت الحكومة على "دق مسمسار نعشها بيدها" عبر ضمّ قوات الدعم السريع إلى صفوفها مما جعل هناك أكثر من قوة عسكرية في البلاد وهي الشرطة وجهاز الأمن والقوات المسلحة إضافة لقوات الدعم السريع.

وإزاء هذا الوضع فإننا نقول: إن القوة المسلحة في ظل دولة الخلافة على منهاج النبوة التي نعمل لإقامتها، قوة واحدة، هي الجيش، وتُختار منها فرق خاصة، تنظَّم تنظيماً خاصاً وتعطى ثقافة معينة هي الشرطة، والثابت أن الرسول e كانت القوى المسلحة عنده هي الجيش، فجهز الجيش، وقاد الجيش، وعين أمراء لقيادة الجيش.

فالجيش هو الذي يبسط سيطرته على البلاد ويقوم بحماية الملكيات العامة وثغور الدولة ومصالحها العليا، ولكن في ظل غياب نظام الإسلام وإغراق الدولة نفسها في وحل تنفيذ مصالح أمريكا في البلاد، مما أوصلت السودان إلى حافة الانهيار. فسارعوا إلى نجدتها بنور الإسلام ونظام الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الأستاذ/ عصام الدين أتيم

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı