تحالف الدفاع الجوي المشترك بين كيان يهود وبعض الأنظمة العربية  لن يعيق قيام دولة الإسلام
تحالف الدفاع الجوي المشترك بين كيان يهود وبعض الأنظمة العربية  لن يعيق قيام دولة الإسلام

الخبر: قال وزير حرب كيان يهود بيني غانتس، يوم الاثنين، إن كيانه يبني "تحالفاً للدفاع الجوي في الشرق الأوسط" بقيادة الولايات المتحدة، مضيفاً أن التحالف أحبط بالفعل محاولات لشن هجمات إيرانية. ولم تذكر تصريحات غانتس، التي ظهرت في نسخة رسمية من إحاطة قدمها للجنة الشؤون الخارجية والحرب في الكنيست، أسماء أي شركاء آخرين في التحالف.

0:00 0:00
Speed:
June 21, 2022

تحالف الدفاع الجوي المشترك بين كيان يهود وبعض الأنظمة العربية لن يعيق قيام دولة الإسلام

تحالف الدفاع الجوي المشترك بين كيان يهود وبعض الأنظمة العربية

لن يعيق قيام دولة الإسلام

الخبر:

قال وزير حرب كيان يهود بيني غانتس، يوم الاثنين، إن كيانه يبني "تحالفاً للدفاع الجوي في الشرق الأوسط" بقيادة الولايات المتحدة، مضيفاً أن التحالف أحبط بالفعل محاولات لشن هجمات إيرانية.

ولم تذكر تصريحات غانتس، التي ظهرت في نسخة رسمية من إحاطة قدمها للجنة الشؤون الخارجية والحرب في الكنيست، أسماء أي شركاء آخرين في التحالف.

وصرح غانتس الأسبوع الماضي بأن على كيانه والدول العربية التي تشاركه المخاوف بشأن إيران أن تعزز قدراتها العسكرية تحت رعاية واشنطن، وذلك قبل زيارة الرئيس الأمريكي جو بايدن إلى المنطقة، والمقررة الشهر المقبل.

وقال غانتس وفقا لنص رسمي "في مواجهة العداء الإيراني... المطلوب ليس فقط التعاون، بل أيضا حشد قوة إقليمية، بقيادة أمريكية، ما سيعزز قوة جميع الأطراف المعنية".

وأضاف "في هذا الصدد، نحن نعمل باستمرار من أجل أمن مواطني (إسرائيل)". (الشرق الأوسط، بتصرف)

التعليق:

- تأتي تصريحات وزير حرب كيان يهود منسجمة تماما مع موقف الدول العربية من هذا الكيان، وإن كانوا لا يظهرون ذلك للعيان، كيف لا وهي من ثبت كيان يهود في فلسطين، فقد تواترت الأحداث والوقائع التي لا تدع مجالا للشك، من حروب مصطنعة ومنع كل حركة تحاول قتال يهود، أو احتوائها، ومن ترك أهل فلسطين لوحدهم في الساحة ضد يهود، بل أبعد من ذلك بكثير بمد كيان يهود بجميع أسباب الحياة والدعم على جميع المستويات، وها هي هذه الدول أضحت إما مطبعة علنا بلا حياء أو في طريقها للتطبيع دونما خوف من رب السماء والأرض، وصدق من قال "إن كيان يهود ظل الأنظمة العربية فإن زال الشيء زال ظله".

- إن اتفاقية الدفاع المشترك المشؤومة هي فتح باب من أبواب الشر على الأمة الإسلامية بهدف معلن أقل أهمية وآخر مخفي، وأظنه السبب الحقيقي، كيف لا وبهذه الاتفاقية يصبح كيان يهود جسما طبيعيا في المنطقة وصديقا يقاتل من ورائه ويذاد عنه وتهرق دماؤنا في سبيله، فيصبح منا بعد أن كان عدونا؟!

- كان لا بد لأمريكا ويهود من صناعة عدو للدول العربية حتى ترتمي هذه الدول في أحضان أمريكا وربيبتها في المنطقة، ولا يوجد شيء أفضل من اللعب على وتر الطائفية؛ سنة وشيعة، فقسمت الدول العربية لقسمين: إيران وأشياعها سوريا والعراق ولبنان واليمن، وقسم آخر تريد أمريكا أن يتزعمه كيان يهود ويضم دول الخليج والأردن ومصر... والباب مفتوح لمن يريد حماية نفسه من إيران وسطوتها في المنطقة! وأمريكا تمسك بحبال الفريقين فتحكم سيطرتها على المنطقة وتقاتل من تريد بالوكالة عنها دون دفع أي ثمن مادي أو معنوي. بل تريد أكثر من ذلك؛ تريد أن تتحكم بالجيوش العربية تحكما تاما وليس في القادة فقط، فتنفذ إلى الضابط الصغير قبل الكبير وتشرف على التدريب والتسلح وكل شيء وتوكل هذه المهمة لكيان يهود.

- أرى أن الهدف الأساسي لإنشاء مثل هذا الحلف الدفاعي بين بعض الأنظمة العربية وكيان يهود هو:

* إكمال عملية دمج كيان يهود وضمان استمرار الحالة التطبيعية معه، وعدم الاكتفاء بتطبيع الحكام وبطانتهم بل محاولة دمج الشعوب وصهرهم في العملية التطبيعية.

* خلق توازن قوى في منطقة الشرق الأوسط، وأظن أن إيران باتت تمتلك أسلحة غير تقليدية أو على وشك، بل إن امتلاكها لها يصب في الصالح الأمريكي لردع المنطقة، بالمقابل يتوجب لتحقيق التوازن تمليك إحدى الدول العربية سلاحاً غير تقليدي، وأمريكا لا تريد لسلاح غير تقليدي في أيدي جيوش المسلمين السنة، فعمدت لكيان يهود لإحداث هذا التوازن فيكون رأس حربة وقائدا للجيوش العربية في المعارك المصطنعة.

* أهم الأسباب وأخطرها هو جعل هذا الحلف خط الدفاع الأول لأي عملية نهضوية للأمة الإسلامية لاستعادة سلطانها وإقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة، وهذا هو الهدف الخفي الذي لا يجرؤ أي سياسي التصريح به، بل كلهم يتفقون عليه ويجمعون على منعه.

- لكن على ما يبدو أن أمريكا الصليبية الحاقدة ويهود القوم البهت لا يقرؤون التاريخ جيدا، فهل نسوا أن رسول الله عليه أفضل الصلاة والتسليم أقام دولة الإسلام الأولى في عقر دارهم وهم ينظرون، وقد شلت عقولهم وخابت دسائسهم وارتد مكرهم عليهم حتى طردوا من جزيرة العرب؟ بل أكثر من ذلك فإن الله إذا أراد شيئا فإنما يقول له كن فيكون، والنصر والتمكين لأمة الإسلام وعد الله ولا يخلف الله وعده، بل يسير الأمور ويجري الأحداث لتحقيق أمر كان مفعولا شاء من شاء وأبى من أبى فهذا وعد الله. قال تعالى: ﴿إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَن يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد الطميزي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı