ثمان وعشرون سنة والبشير لا يملك دستوراً ليحكم به البلاد والتمرد يسيح في الأرض الفساد
ثمان وعشرون سنة والبشير لا يملك دستوراً ليحكم به البلاد والتمرد يسيح في الأرض الفساد

تعهد البشير بإكمال السلام في جنوب كردفان، وأعلن لدى مخاطبته النسخة الثانية لمهرجان السياحة والتسوق والاستثمار بكادقلي، الاستمرار في تنفيذ مخرجات الحوار الوطني (الأمريكي)، والسعي لدستور دائم، وقال: "شينة نكون بلا دستور ونحن أول من نال استقلاله جنوب الصحراء" (صحيفة الرأي العام 2017/08/01).

0:00 0:00
Speed:
August 02, 2017

ثمان وعشرون سنة والبشير لا يملك دستوراً ليحكم به البلاد والتمرد يسيح في الأرض الفساد

ثمان وعشرون سنة والبشير لا يملك دستوراً ليحكم به البلاد

والتمرد يسيح في الأرض الفساد

الخبر:

تعهد البشير بإكمال السلام في جنوب كردفان، وأعلن لدى مخاطبته النسخة الثانية لمهرجان السياحة والتسوق والاستثمار بكادقلي، الاستمرار في تنفيذ مخرجات الحوار الوطني (الأمريكي)، والسعي لدستور دائم، وقال: "شينة نكون بلا دستور ونحن أول من نال استقلاله جنوب الصحراء" (صحيفة الرأي العام 2017/08/01).

التعليق:

هنالك مسألتان، تؤرقان حكومة الإنقاذ، الأولى: فمنذ ثمانٍ وعشرين سنة، ظل البشير، عقب انقلابه في العام 1989م، (يبشّر) أهل السودان، بحسم مسألة التمرد، ووقتها كان محصوراً في مساحات محدودة، في أجزاء صغيرة من جنوب السودان. والثانية: مسألة دستور للبلاد، فقد أبدع البشير في دغدغة مشاعر أهل السودان، بشعارات الإسلام، فاستجاب الشيب والشباب، وبذلوا أنفسهم، وأموالهم، في سبيل شعاراته، فسقوا أرض الجنوب بدمائهم الطاهرة، فماذا كان الثمن؟! تسليم أرض الجنوب لأمريكا، هدية لكيان يهود، بصبغة نصرانية، باتفاقية نيفاشا الباطلة التي قصمت ظهر السودان، وأفقرت البلاد شمالاً وجنوباً، وكان الثمن أيضاً، انتقال الحرب إلى أقاليم دارفور، وكردفان، والنيل الأزرق، ولم تسلم منها مدن أبو كرشولا وأم روابة، وحتى العاصمة الخرطوم، وجنوب السودان؛ الذي لا يزال يحترق.

أما السلام المزعوم مع الحركات المسلحة، فقد ركنتَ يا عمر من قبل، إلى ما يعرف بالمجتمع الدولي وأدواته؛ مثل الاتحاد الإفريقي وغيره، وصار - أي المجتمع الدولي بقيادة أمريكا - هو ولي أمر السودان، يقرر في شأنه ما يخدم مصالح الغرب الكافر؛ وهو تفتيت السودان، وعلمنته صراحة، وهذا طريق قد خَبِرتَ وعورتَه وأدركتَ أشواكَه و"مطباته"، فلِمَ الركون إليهم مرة أخرى؟! وقد تعلم أن التسويات التي تمت بخصوص الشأن السوداني تحت مظلة الكافر المستعمر، سواء أكانت في اتفاق سويسرا أو نيفاشا أو عبر الإيقاد أو الاتحاد الإفريقي أو القرار 2046 الصادر من مجلس الأمن، والقاضي بأهمية جلوس الطرفين للتفاوض تحت مظلة الاتحاد الإفريقي، أو غيرها من تسويات مذلة، كل ذلك لم يجنِ منها السودان غير الدمار والخراب. إن علاج التمرد المسلح في ظل أحكام الإسلام توجب مراسلتهم فوراً، فإن ذكروا مَظْلِمَةً نُزٍلْها، وإن ادّعوا شبهة نكشفها، ليظهر لهم وجه الحق ثم الإعلان الفوري عن انتهاء التمرد والاقتتال في أنحاء البلاد ووضع السلاح، واعتبار أن هذه الحروب فتنة يحرم الاشتراك فيها، أو تقديم أي عون للساعين في إشعالها. هكذا يعالج الإسلام قضايا التمرد في ظل دولته، دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

أما الدستور، فبما رحمة من الله سبحانه، قد منّ علينا تبارك وتعالى، بكتاب فيه تفصيل لكل شيء، وهدى ورحمة، لمن أراد السلام والاستقرار، وإن أهل السودان، والأمة الإسلامية قاطبة، تشتاق لأن تحكم بلادهم بأحكام الإسلام لا غير، إرضاء للمولى سبحانه، وطمعاً في حياة العز والكرامة، وهرباً من الضنك الذي يخيم على حياتها، بسبب الأنظمة الرأسمالية الظالمة. لكن الواقع يقول إن أياديكم ترتجف من كتابة دستور راشد، أساسه كتاب الله وسنة رسوله e، وتتساقط أقلامكم، خوفاً من الغرب الكافر المستعمر، واستجابة لقوانين الإرهاب الأمريكية، التي نذرتم أنفسكم لتنفيذها في بلاد المسلمين، وكما قلت يا عمر، فهي "شينة نكون بلا دستور" وبين يديك كتاب الله، ينطق بالحق، وتعلم أين تجده، وممن تأخذه، ثم تغدو تتخبط ميمنة وميسرة، ترجو الخير من خلال حوار وطني، تعلم أن أمريكا هي من رسمت طريقه، لتحقيق أغراضها في السودان! ﴿مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلا الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ﴾، فهلا ترعوي وتعود إلى الصواب بالاحتكام إلى الإسلام، فهو والله خيرٌ للعباد في الدنيا وفي الآخرة، ولن تجد في غيره أمناً ولا رشدا.

﴿وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يعقوب إبراهيم (أبو إبراهيم) – الخرطوم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı