ذرف دموع التّماسيح
ذرف دموع التّماسيح

الخبر:   ندّدت منظمة التعاون الإسلامي يوم الثلاثاء ببناء وافتتاح معبد رام ماندير الذي تمّ بناؤه في موقع مسجد بابري الذي يعود تاريخه إلى خمسة قرون في أيودهيا بالهند. (الفجر الباكستانية)

0:00 0:00
Speed:
January 28, 2024

ذرف دموع التّماسيح

ذرف دموع التّماسيح

(مترجم)

الخبر:

ندّدت منظمة التعاون الإسلامي يوم الثلاثاء ببناء وافتتاح معبد رام ماندير الذي تمّ بناؤه في موقع مسجد بابري الذي يعود تاريخه إلى خمسة قرون في أيودهيا بالهند. (الفجر الباكستانية)

التعليق:

تظهر قصة مسجد بابري صعود وسقوط الإمبراطورية المغولية. حيث قام الإمبراطور المغولي الأول ظهير الدين بابور بإنشاء هذا المسجد، ولم ينشأ أي نزاع على الإطلاق حتى نجح البريطانيون في زرع الكراهية بين المسلمين والهندوس، أي في عام 1853، حيث طالبت طائفة نيرموهي أخارا الهندوسية بموقع المسجد، التي تقول إنّ مكان العبادة الإسلامي تمّ بناؤه بعد هدم معبد هندوسي. وفي عام 1859، قسمت الإدارة الاستعمارية البريطانية الموقع إلى قسمين منفصلين للهندوس والمسلمين، وسُمح للمسلمين بالصلاة في الداخل، بينما سُمح للهندوس بالصلاة في الفناء الخارجي.

وفي عام 1885، تمّ تقديم التماس إلى محكمة محلية للحصول على إذن لبناء "تشابوترا" أو منصة أمام مسجد بابري لعبادة رام (إله هندوسي). وتمّ رفض هذا الالتماس مرتين وأمر القاضي بالوضع الراهن، قائلاً إن الوقت قد فات لتعديل "خطأ ارتكب منذ أكثر من 350 عاما".

وبعد تقسيم شبه القارة الهندية في عام 1947، حافظ الهندوس المتطرفون على جهودهم، وفي 22 و23 كانون الأول/ديسمبر من عام 1949، أعلنت الحكومة الهندية أن المسجد "ملكية متنازع عليها" وأغلقت البوابة بعد أن وضع الكهنة الهندوس أصناماً للآلهة الهندوسية داخل المسجد. وبعد ذلك لم تُقم صلاة المسلمين في المسجد. وواصل الهندوس، مثل كل غير المسلمين وكارهي الإسلام، بذل قصارى جهدهم لتحقيق أهدافهم وبدأت حركة كبيرة في إعادة بناء ماندير بدلاً من المسجد، ما أدى إلى أعمال شغب عام 1992، ما أسفر عن مقتل ما يقرب من 2000 شخص. ﴿مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعاً إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ﴾.

ما يجعل المكان مقدساً في الإسلام هو الاعتقاد بأن الله سبحانه وتعالى هو مالك الكون، وهو وحده صاحب الحقّ في العبادة. وعبادته تتضمن الاستسلام والطاعة الكاملة، حتى في حفظ حقوق أهل الذمة (الجزية لسكان الدولة الإسلامية). فقد وصل سيدنا عمر رضي الله عنه إلى فلسطين في أوائل نيسان/أبريل 637م وقام بجولة في المدينة، بما في ذلك كنيسة القيامة، وعندما حان وقت صلاة الظهر، دعاه البطريرك صفرونيوس للصلاة داخل الكنيسة، لكن سيدنا عمر رفض، وقال إنه إذا صلى داخل الكنيسة فيمكن للمسلمين لاحقاً أن يفترضوا أن هذا يجب أن يتحول إلى مسجد، وبهذه الطريقة سيتم حرمان النصارى من أحد أقدس مواقعهم. وبدلاً من ذلك صلى خارج الكنيسة حيث تمّ بناء مسجد سمي فيما بعد مسجد عمر.

حتى في شبه القارة الهندية، احترم المغول مشاعر رعاياهم الهندوس، ولهذا السبب أدى تمرد عام 1857 على أساس استخدام دهن البقر في الخراطيش إلى إرسال موجات من الصدمة عبر الهندوس. حتى لو لم يتم اعتبار وصية الإمبراطور بابور التي تحرم الذبح العلني للأبقار صحيحة، فإن رد فعل الهندوس على الخراطيش يظهر أنهم لم يواجهوا أبداً هذا النوع من التمييز في ظلّ الحكم الإسلامي.

نحن نرى الكثير يحدث في جميع أنحاء العالم والمسلمون هم الأكثر تأثراً لأنهم هم الذين لا يمكنهم ممارسة الإسلام إلّا من خلال التمسك بشكله الأصلي، فلا زيادة ولا تغيير في أمر الله سبحانه وتعالى.

تمتد عملية هدم المسجد بابري وبناء رام ماندير على مدى 140 عاماً. وهذا يدل على مستوى القوة والسلطة التي يتمتع بها المسلمون في العالم، حتى بعد تدمير سلطتهم المركزية، الخلافة.

هذا الحدث، مثل كل الأحداث في جميع أنحاء بلاد المسلمين، يرمز إلى رغبة غير المسلمين في محو اسم الإسلام. ما لا يفهمونه هو أنهم يستطيعون هدم المباني وقتل المسلمين في ظل صمت حكام المسلمين، لكنهم لا يستطيعون محو الإسلام من العالم. يمكن لمؤسسات مثل منظمة التعاون الإسلامي أن تذرف دموع التماسيح على خسارة هذا المسجد كما فعلت بسبب قتل الفلسطينيين، لكن يجب أن نطمئن إلى أن الله وعد المؤمنين بالنصر، ويوماً ما سيعيش المؤمنون في رحمة الله، ولن يكون للخونة والعملاء مكان يختبئون فيه إلاّ المثوى الأخير لأوليائهم الكافرين، وهو الجحيم. ﴿الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً﴾.

ينبغي للأمة الإسلامية أن تستمد القوة من هدي النبي محمد ﷺ، وأن تقتدي به، وتواجه الصعاب في طريقها، وتستمر في الكفاح حتى تحقق النصر، والتوفيق من الله. ويجب أن نعلم أننا لن نخسر معركة حتى نستمر في القتال استسلاماً لرب العالمين، وهذه المعركة هي لإقامة حكم الله في هذه الأرض. وسواء شهدنا ذلك اليوم أم لا، لا يمكننا أن ننكر حتميته. إذا كنا جزءا من هذا النضال، فنحن جنود الله سبحانه.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı