تحركات عسكرية لصرف الناس عن ثورة حتمية
تحركات عسكرية لصرف الناس عن ثورة حتمية

  الخبر: إبراهيم محمود مساعد الرئيس السوداني نقل للصحفيين أن اجتماعا لحزبه وقف على الترتيبات الأمنية التي تم اتخاذها في ولاية كسلا شرقي السودان بعد ورود معلومات عن احتمال تهديدات من الناحية الشرقية، خاصة بعد التحركات الأخيرة التي تمت من مصر وإريتريا في منطقة ساوا على الحدود مع ولاية كسلا.

0:00 0:00
Speed:
January 18, 2018

تحركات عسكرية لصرف الناس عن ثورة حتمية

تحركات عسكرية لصرف الناس عن ثورة حتمية

الخبر:

إبراهيم محمود مساعد الرئيس السوداني نقل للصحفيين أن اجتماعا لحزبه وقف على الترتيبات الأمنية التي تم اتخاذها في ولاية كسلا شرقي السودان بعد ورود معلومات عن احتمال تهديدات من الناحية الشرقية، خاصة بعد التحركات الأخيرة التي تمت من مصر وإريتريا في منطقة ساوا على الحدود مع ولاية كسلا.

التعليق:

في الوقت الذي تشهد فيه البلاد حالة من الغليان للشارع العام بسبب موجة الغلاء التي تضرب البلاد وحالة صناعة الجوع والفقر مع سبق الأصرار والترصد التي تباشرها الدولة من خلال تبنيها للضرائب والجمارك والجبايات المحرمة، إضافة لإعلان الحرب على الله عز وجل بالمعاملات الربوية المدمرة وتحرير سعر الصرف حتى بلغت معدلات الفقر 46%، في هذه الظروف المشحونة بالغليان وإمكانية الانتفاضة على الواقع تطالعنا وسائل الإعلام بتصريحات وتحركات عسكرية وسياسية كلها تصوب التفكير في اتجاه اندلاع حرب وشيكة في المنطقة بين مصر والسودان وبدعم من إريتريا وإثيوبيا.. فهل فعلاً ما يحاول أن يقنعنا به الإعلام هو صحيح؟ أم أنها مسألة مقصودة لصرف الناس عن المعيشة الضنكى وعن الفساد وحالة التدمير المتعمد للاقتصاد وإمكانية اندلاع، لا أقول ربيعاً عربياً، ولكن أقول شتاء سودانيا قارساً قد لا يبقي ولا يذر مما تبقى من عمر الإنقاذ المتمددة على فراش الموت؟!

من المعلوم بداهة أن الأوضاع في كل من مصر والسودان تتوفر فيها مقومات الثورة الحقيقية لتغيير النظام الرأسمالي الكالح الذي تعاني منه كل من البلدين، وتتمثل تلك العوامل في الآتي:

1/ حالة الفشل السياسي والاقتصادي الواضح والمستمر والملازم لكل من الحكومة السودانية والحكومة المصرية، فكلاهما يهتدي بالتشريعات الغربية ويمشي مكباً على وجهه بالشرعة الليبرالية الغربية؛ فصلاً للدين عن الحياة وعن الدولة وتضييعاً لكتاب الله وسنة رسوله e وتبنياً للفلسفة الغربية.

2/ حالة المجاعة غير المعلنة في كل من مصر والسودان حيث تقول التقارير إن مصر مهددة بمجاعة، فبحسب التقرير، الذي نشر في موقع "القناة الثاني" للكيان المغتصب،: (إن جفاف نهر النيل، سيؤدي إلى كارثة تهز الشرق الأوسط. وحذر من تداعيات الضرر البيئي لذلك، واستحضر سيناريو مماثلاً حدث في رواندا، في التسعينات من القرن الماضي، والذي تمثل في الإبادة الجماعية؛ نتيجة التكدس الكبير للسكان في بقعة أرض كانت خصبة جداً، وتحولت لأرض شديدة الجفاف، ما أدى إلى حدوث مجاعة بالبلاد) انتهى. وكذلك السودان نشاهد ونتابع الجوع يتجول في طرقاته ويمشي فيه على قدم وساق متحدياً الكل وشاهراً عذابه في الناس وبمباركة ومعاونة وصناعة من الدولة!

3/ ضعف النظام وخوفه وارتعابه الشديد من اندلاع مظاهرات وحراك من قبل الجماهير قد ينتظم البلاد.. وتظهر حالة الخوف هذه في تصريحات المسؤولين غير المسؤولة حيث قال نائب أول رئيس الجمهورية: (البيطلع الشارع بنقط رقبتو).

4/ رغبة الأمة الملحة بوجوب عودة الإسلام وإقامة أنظمته وفلسفته على أرض الواقع، فالأمة تريد التغيير وهي في انتظار ساعة الصفر التي تقترب من البداية في كل لحظة وحين.

كل هذه الظروف تجعل من المنطقة مهيأة لربيع يوقده حوض النيل ويساهم في تغيير هذا التاريخ الكالح الذي تعيشه الأمة اليوم، بل ويسطر تاريخاً ناصعاً بكنسه لهذه الأنظمة المستبدة ورميها في هاوية سحيقة بعد محاكمتهم على الجرائم الكبرى التي ارتكبت في حق الأمة.

ولذلك نحن نبارك كل عمل سياسي يدعو لمكافحة الحرام بالحجة والموعظة الحسنة ويستند لفلسفة الإسلام العظيم لأجل تغيير النظام الحالي والإتيان بنظام الإسلام... ولتكن ثورة حقيقية انقلابية على نظام الجمارك والجبايات والسوق الحر، وزيادة الكتلة النقدية دون غطاء من ذهب أو سلع حقيقية... ثورة على النظام الذي جعل من الدولار ربّاً لبقية عملات العالم... ثورة تقود الناس إلى التحرير من عبودية الأنظمة الرأسمالية الجشعة التي دفعت بالمزارعين إلى السجون ورهنت البلاد لصندوق النقد الدولي، ثورة إسلامية لأجل إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عصام الدين أحمد

مندوب المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير في السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı