ثروات مصر وخيراتها تباع لأهلها وتمنح لأعدائها وبثمن بخس!!
ثروات مصر وخيراتها تباع لأهلها وتمنح لأعدائها وبثمن بخس!!

الخبر:   ذكرت جريدة اليوم السابع الأربعاء 2018/10/03م، أن صحيفة ذا ماركر الاقتصادية اليهودية قالت الأربعاء إن شركة نوبل إنيرجي ومقرها تكساس باعت حصتها البالغة 43.5% في شركة تمار بتروليوم التابعة لكيان يهود، بعد الإعلان الأسبوع الماضي عن أنها ستساهم في تمويل صفقة لتصدير الغاز مع مصر، وذكرت الصحيفة اليومية في تقرير غير منسوب لأي مصادر أن بيع نوبل 40 مليون سهم في تمار بسعر 15.50 شيكل (4.26 دولار) للسهم تم في بورصة تل أبيب. وأحجم ممثل لشركة نوبل إنيرجي في كيان يهود عن التعليق، وفي 27 أيلول/سبتمبر الماضي قالت نوبل إنيرجي وديليك دريلينج التابعة لكيان يهود وشركة غاز الشرق المصرية إنها ستشتري حصة نسبتها 39% في خط أنابيب غاز شرق المتوسط للسماح في العام المقبل ببدء تنفيذ اتفاق تاريخي قيمته 15 مليار دولار لتصدير الغاز الطبيعي من كيان يهود إلى مصر.

0:00 0:00
Speed:
October 08, 2018

ثروات مصر وخيراتها تباع لأهلها وتمنح لأعدائها وبثمن بخس!!

ثروات مصر وخيراتها تباع لأهلها وتمنح لأعدائها وبثمن بخس!!

الخبر:

ذكرت جريدة اليوم السابع الأربعاء 2018/10/03م، أن صحيفة ذا ماركر الاقتصادية اليهودية قالت الأربعاء إن شركة نوبل إنيرجي ومقرها تكساس باعت حصتها البالغة 43.5% في شركة تمار بتروليوم التابعة لكيان يهود، بعد الإعلان الأسبوع الماضي عن أنها ستساهم في تمويل صفقة لتصدير الغاز مع مصر، وذكرت الصحيفة اليومية في تقرير غير منسوب لأي مصادر أن بيع نوبل 40 مليون سهم في تمار بسعر 15.50 شيكل (4.26 دولار) للسهم تم في بورصة تل أبيب. وأحجم ممثل لشركة نوبل إنيرجي في كيان يهود عن التعليق، وفي 27 أيلول/سبتمبر الماضي قالت نوبل إنيرجي وديليك دريلينج التابعة لكيان يهود وشركة غاز الشرق المصرية إنها ستشتري حصة نسبتها 39% في خط أنابيب غاز شرق المتوسط للسماح في العام المقبل ببدء تنفيذ اتفاق تاريخي قيمته 15 مليار دولار لتصدير الغاز الطبيعي من كيان يهود إلى مصر.

التعليق:

كيان يهود هو كيان مسخ لقيط لم يكن ليوجد ويحيا لولا خيانات الأنظمة المتعاقبة على حكم بلادنا والتي بزوالها سيزول هذا الكيان قطعا وهم يعلمون ذلك جيدا، فالنظام المصري على سبيل المثال يحمي كيان يهود على طول حدوده المشتركة في سيناء، وقد سمعنا ورأينا ما يفعله النظام الآن في سيناء من قتل وتدمير وتهجير لأهل سيناء وحصار لأهل غزة حتى يشعر يهود بالأمن في أرضنا المغتصبة وبأموالنا وثرواتنا المنهوبة والتي منحها لهم حكام بلادنا، ومنها ذلك الغاز الذي باعهم إياه النظام سابقا بثمن بخس لا يساوي حتى تكلفة نقله إليهم، ومع الثورات والمطالبات الشعبية بمراجعة عقود الغاز وحتى لا تؤثر مثل هذه المطالبات مستقبلا كان ترسيم الحدود الذي منح كيان يهود حقول الغاز المملوكة للأمة، ثم ها هو تمليكهم حتى خطوط الأنابيب التي يمر بها هذا الغاز لتصديره بعد الصفقة الرابحة قطعاً ليهود والتي أسماها الرئيس المصري بالجول! في سلسلة صفقات متتالية تؤمن للكيان المسخ مصدر الغاز ومصادر بيعه حتى لو زال هذا النظام حسب ما يتوهمون، فكل تلك الأنظمة التي تحكم بلادنا ليست شرعية، وما صدر ويصدر عنها من قرارات غير ملزم للأمة حال زوالها، بل يتحمل تبعاتها من أبرموها معهم وهم يعلمون أنهم لا يمثلون الأمة ولا يعبرون عنها بل هم أنفسهم من نصبهم ودعم وجودهم حتى يتمكنوا من نهب ثروات الأمة وتركيعها، فالأمة غير مسئولة عن قراراتهم ولن تلتزم بتنفيذها قطعا حال زوال تلك الأنظمة.

يا أهل مصر الكنانة! هذا النظام الذي يحكمكم عرف عن نفسه بأنه حامي كيان يهود وعمل على تأمينه وتثبيت أركانه لعقود خلت، تعاقب فيها رؤساء كانوا يقدمون شهادات اعتمادهم للغرب بما يقدمون ويمنحون لهذا الكيان المسخ حتى وصلنا لما نراه الآن، وأصبحت ثرواتنا المنهوبة تباع من خلالنا وتحت حراستنا، والغريب هو صمتكم شعبا وجيشا رغم كل القرارات العكسية التي يتخذها النظام تجاهكم من غلاء معيشة وتضييق وقمع وحتى شح المياه القادم!

يا أهل الكنانة! إن واجبكم هو محاسبة هؤلاء الحكام على هذه الثروات ومنعهم من التفريط فيها وتحريض أبنائكم في الجيوش على القيام بدورهم الحقيقي في حماية الأمة ودينها وثرواتها وضمان الحفاظ عليها وعدم التفريط فيها، وعقاب من ساهم وساعد على سرقتها من قبل أعداء الأمة.

أيها الضباط والجنود في جيش مصر الكنانة! إن مهمتكم الحقيقية ليست الحفاظ على شخص الحاكم ولا حمايته مهما كانت طبيعته ومهما كان نظامه، وإنما هي الحفاظ على الأمة وحمايتها وحفظ دينها وثرواتها والقيام على حمايتها من كل ناهب وسارق، وإنه لعار عليكم أن تنهب ثروات مصر تحت سمعكم وبصركم بل وتحت حراستكم ويتم التنازل عنها من أشخاص تعطونهم ولاءكم وتضمنون أمنهم بدلا من محاسبتهم وعقابهم على خيانتهم لدينهم وأمتهم كما الواجب عليكم!

يا أهل الكنانة شعبا وجيشا! إن ثرواتكم تنهب تحت سمعكم وبصركم وكما قلنا تحت حراستكم وما تحتاجونه للحفاظ على ما بقي منها هو ثورة حقيقية على هذا النظام تقتلع أركانه وتستبدل به نظاما حقيقيا يضمن نهضتكم ورقيكم وينسجم مع فطرتكم وينبثق عن عقيدتكم؛ خلافة راشدة على منهاج النبوة يدعوكم لها حزب التحرير ويحمل لكم مشروعها كاملا، فقط يحتاج نصرتكم واحتضانكم حتى يطبَّق من فوره فيكم وعليكم فيكون الخير الذي ترجون والعز الذي ترغبون، فاحملوه معهم عسى الله أن يكتب النصر بكم فتفوزوا فوزا عظيما.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله عبد الرحمن

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı