تحت أكذوبة الانتصار لها، يتم التفريط بفلسطين وتصفية قضيتها!
تحت أكذوبة الانتصار لها، يتم التفريط بفلسطين وتصفية قضيتها!

  الخبر: في كلمة ألقاها الرئيس التركي رجب طيب أردوغان خلال مؤتمر حزب العدالة والتنمية الذي ترأسه، في ولاية قرمان جنوبي البلاد، قال أردوغان: "أعلنّا أن (القدس الشرقية) عاصمة لدولة فلسطين، وحاليا يمثل قنصليتنا العامة فيها سفير، ولكن إن شاء الله اقترب اليوم الذي سنفتتح فيه بشكل رسمي سفارة إلى جانب القنصلية". وأوضح: أنّ افتتاح السفارة التركية في مدينة القدس، يأتي تطبيقاً لقرار قمة منظمة التعاون الإسلامي الطارئة التي جرت في مدينة إسطنبول يوم الأربعاء الماضي. كان هذا ردا على استخدام أمريكا حق النقض الفيتو ضد طلب تقدمت به مصر إلى مجلس الأمن تطالب فيه ترامب بالرجوع عن قراره بنقل سفارة بلاده من تل أبيب إلى القدس.

0:00 0:00
Speed:
December 20, 2017

تحت أكذوبة الانتصار لها، يتم التفريط بفلسطين وتصفية قضيتها!

تحت أكذوبة الانتصار لها، يتم التفريط بفلسطين وتصفية قضيتها!

الخبر:

في كلمة ألقاها الرئيس التركي رجب طيب أردوغان خلال مؤتمر حزب العدالة والتنمية الذي ترأسه، في ولاية قرمان جنوبي البلاد، قال أردوغان: "أعلنّا أن (القدس الشرقية) عاصمة لدولة فلسطين، وحاليا يمثل قنصليتنا العامة فيها سفير، ولكن إن شاء الله اقترب اليوم الذي سنفتتح فيه بشكل رسمي سفارة إلى جانب القنصلية".

وأوضح: أنّ افتتاح السفارة التركية في مدينة القدس، يأتي تطبيقاً لقرار قمة منظمة التعاون الإسلامي الطارئة التي جرت في مدينة إسطنبول يوم الأربعاء الماضي. كان هذا ردا على استخدام أمريكا حق النقض الفيتو ضد طلب تقدمت به مصر إلى مجلس الأمن تطالب فيه ترامب بالرجوع عن قراره بنقل سفارة بلاده من تل أبيب إلى القدس.

التعليق:

ما إن أعلن الرئيس الأمريكي ترامب اعترافه المشؤوم بالقدس عاصمة لكيان يهود في السادس من كانون الأول/ديسمبر 2017 بإعلانه نقل السفارة الأمريكية من تل أبيب إلى القدس حتى تحرك الحكام في البلاد الإسلامية على الفور لاحتواء ردود فعل شعوبهم وهبتهم الغاضبة وخرجوا بتصريحات لم تخرج عن كونها شجباً واستنكاراً خجولاً باهتاً بل ماكراً مكر الثعالب، مع أن الأصل هو أن يتخذوا قرارا بقلع كيان يهود وطردهم من فلسطين.

فهذا أردوغان، والذي توعد ترامب بأن القدس خطٌّ أحمر، كانت ردة فعله عبارات تأسف على صدور مثل هذا القرار ودعوة لمنظمة التعاون الإسلامي للانعقاد لمناقشة القرار الأمريكي، وهكذا كان فبعد أسبوع من إعلان ترامب، أي يوم الأربعاء 2017/12/13م انعقد في إسطنبول اجتماع ضم قادة خمس وخمسين دولة من الدول القائمة في البلاد الإسلامية، رفضوا وأدانوا قرار الاعتراف واعتبروه لاغيا وباطلا.... وجاء في البيان النهائي للاجتماع: "نؤكد تمسكنا بالسلام العادل والشامل القائم على أساس حل الدولتين وأن (القدس الشرقية) عاصمة لدولة فلسطين وفق المرجعيات الدولية المعتمدة ومبادرة السلام العربية لعام 2002 التي اعتمدتها القمة الإسلامية الاستثنائية في مكة المكرمة عام 2005 باعتباره خياراً استراتيجياً".

وفي إصرار منه على التفريط بفلسطين وتصفية قضيتها تحت أكذوبة الانتصار لها يعلن أردوغان قرب افتتاح سفارة تركية في (القدس الشرقية) على اعتبار أنها عاصمة لـ"دولة فلسطين".

إن هذه الاجتماعات التي تحصل في تركيا لا تدل على حرص ولا على شهامة من أردوغان تجاه القدس وأهل فلسطين وإنما أسلوب مبطن من أساليب الخداع والتمويه الذي حاول في الماضي ولا يزال يحاول تمريره على من قلّ فهمُهُم وسيَّرَتْهم مشاعرهم، أسلوب يتلاعب هو وبقية الحكام الخونة بألفاظ يدرجونها في بياناتهم الختامية للمؤتمرات التي يعقدونها - وما هي إلا مؤامرات.

عبارات إن قُرِئت بمعزل عن النظرة الحقيقية الثاقبة للواقع ستعطي مفهوما مغايرا تماما عما إن قرئت بوعي وتفحص وربط بكل مفاصل الواقع للحدث وتوابعه، فمثلا عبارة: "على أساس حل الدولتين"، وأن (القدس الشرقية) عاصمة لدولة فلسطين، لا تعني إلا اعترافا بحق يهود بغربي القدس وما يقارب الثمانين بالمئة من أرض فلسطين، اغتصبها يهود بداية بالاحتلال عام 1948 وعام 1967 ثم بالمفاوضات والتنازلات المذلة.

أيها المسلمون: لا تكونوا سطحيي التفكير تخدعكم المظاهر اللامعة التي يخفي سطعان بريقها ما وراءه من حقيقة، ولا الكلام المنمق الملتوي، فأنتم من أمة محمد ﷺ الواعية والتي رغم ما مر بها من فترات الكبو والغفلة إلا أنها من يومها وهي حية وستبقى حية إلى أن يرث الله الأرض ومن عليها، وسيتحقق لها وعد الله سبحانه وبشرى نبيه عليه الصلاة والسلام في عودة عزها وسؤددها بعودة خلافتها الراشدة على منهاج النبي ﷺ قريبا بإذن الله، وستقول كما قال خليفتها الراشد عمر بن الخطاب يوم فتح مدينة القدس "نحن قوم أعزنا الله بالإسلام فإن ابتغينا العزة بغيره أذلنا الله".

وعندها سوف يسيّر خليفة المسلمين الجيشَ الإسلامي لقلع الاحتلال من جذوره، فالله سبحانه وتعالى هدد بني إسرائيل الذين أفسدوا في الأرض مرات: أنكم إن عدتم للفساد عدنا للقضاء عليكم وإزالة حكمكم ﴿فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا﴾.

فهذا مصير من يستبيح المقدسات الإسلامية ويستهين بها وبأهلها ويدمرها دمارا كاملا.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم: راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı