تهور الهندوس الذي تقترب نهايته
تهور الهندوس الذي تقترب نهايته

الخبر:   فتحت الشرطة تحقيقا بعد انتشار مقطع فيديو لاجتماع لزعماء دينيين هندوس يطالبون بارتكاب عمليات قتل جماعي واستخدام الأسلحة ضد المسلمين على وسائل التواصل الإلكتروني. قالت الشرطة الهندية يوم الجمعة إنها بدأت تحقيقا بشأن "خطاب الكراهية" في حادث وقع الأسبوع الماضي في هاريدوار بولاية أوتارانتشال الشمالية دعا فيه المشاركون إلى عمليات قتل جماعي واستخدام أسلحة ضد المسلمين. ...

0:00 0:00
Speed:
December 26, 2021

تهور الهندوس الذي تقترب نهايته

تهور الهندوس الذي تقترب نهايته

الخبر:

فتحت الشرطة تحقيقا بعد انتشار مقطع فيديو لاجتماع لزعماء دينيين هندوس يطالبون بارتكاب عمليات قتل جماعي واستخدام الأسلحة ضد المسلمين على وسائل التواصل الإلكتروني.

قالت الشرطة الهندية يوم الجمعة إنها بدأت تحقيقا بشأن "خطاب الكراهية" في حادث وقع الأسبوع الماضي في هاريدوار بولاية أوتارانتشال الشمالية دعا فيه المشاركون إلى عمليات قتل جماعي واستخدام أسلحة ضد المسلمين.

قالت المتحدثة للحشد: "لو كان هناك 100 جندي منا وقتلنا مليونين منهم، فسننتصر... إذا وقفت مع هذا الموقف عندها فقط ستتمكن من الحفاظ على ساناتانا دارما" (شكل مطلق من الهندوسية)".

وحضر الاجتماع عضو واحد على الأقل من حزب بهاراتيا جاناتا الذي يتزعمه رئيس الوزراء ناريندرا مودي. واتهم القوميون الهندوس المتشددون الحزب بالترويج لاضطهاد المسلمين والأقليات الأخرى منذ توليه السلطة في 2014. (جريدة مليات، 2021/12/25م)

التعليق:

في حين إن اضطهاد الحكام الهنود المشركين للمسلمين مستمر دون انقطاع، فإن حزب بهاراتيا جاناتا الذي ينتمي إليه ناريندرا مودي، عدو الإسلام والمسلمين، يشجع ما يسمى بالقادة الدينيين على ارتكاب جرائم قتل جماعية واستخدام الأسلحة ضد المسلمين. في الواقع، لم يكن رد فعل الإدارة الهندوسية الكافرة تجاه المسلمين مفاجئاً على الإطلاق. هناك ثلاثة أسباب لذلك:

أولاً: قول الله تعالى: ﴿لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَداوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا﴾ وبالتالي فإن الهندوس هم مشركون أيضاً.

ثانياً: يسيطر على العالم النظام الرأسمالي العلماني الكافر، الذي يحارب الإسلام والمسلمين، ويتغذى على أرض المسلمين ودمائهم، ويرى في الإسلام فقط تهديداً لمصالحه.

ثالثاً: حكام المسلمين الخونة الذين يعتبرون ذلك شرفاً لخدمة بلاد الغرب الكافرة، الذين لا يترددون في فعل ما حرم الله من أجل حماية عروشهم والذين يعتبرون أن من واجبهم استغلال الإسلام والمسلمين لإرضاء أسيادهم الغربيين. والأهم من ذلك أنهم لا يدركون حتى أنهم خرقة يمكن التخلص منها، على الرغم من أنهم شهدوا العديد من الأمثلة!

السؤال الآن هو: اتبع ناريندرا مودي سياسة خطف المسلمين من خلال إعلانه أن المسلمين في الهند مهاجرون غير شرعيين، وهدمت السلطات الهندية منازل 1300 عائلة مسلمة مؤخراً، وقتلت الشرطة الهندية شخصاً بريئاً يُدعى مؤمن الحق الذي شارك في احتجاج ضد الهجمات الحكومية في ولاية آسام. على الرغم من حقيقة أن السلطات الهندية ترتكب بشكل ممنهج أبشع الأعمال الوحشية ضد المسلمين وحتى بسبب خطورة هذه الفظائع فقد سألت مجلة تايم الأمريكية في مقال بتاريخ 4 تشرين الأول/أكتوبر 2021 "هل الهند ذاهبة إلى الإبادة الجماعية ضد المسلمين؟ لماذا حكام الهند الحقيرون يحرضون الآن على القتل الجماعي ضد المسلمين؟"

هناك مثل نستخدمه: "الكلب الذي حان وقت موته يتبول على حائط المسجد". يعني ليقترب نهايته فهذا يعني أنه لا يعرف ماذا يفعل ويبدأ في فعل ما لا ينبغي عليه فعله. ومعلوم أن كل دول وشعوب العالم بلا استثناء تعيش حالة من الفوضى والاضطراب. كل من انعكاسات جائحة كوفيد-19 المحيط بالعالم، والانعكاسات السلبية للنظام الاقتصادي الرأسمالي الفاسد، وحقيقة أن أبشع الفجور والعار قد وصل إلى أبعد الزوايا، لقد طغت على جميع شعوب العالم ودفعتهم إلى التشكيك في حكوماتهم وسياساتهم. والأهم من ذلك أن شعوب العالم بدأت ترى أن النظام الرأسمالي العلماني لا يوفر حلاً لمشاكلهم وهم الآن يبحثون عن بدائل.

ها هو الغرب الكافر الذي شهد كل هذا والحكام العملاء، بما في ذلك الهند بدأوا في البحث عن طرق لإرضاء الشعوب والحفاظ على حكمهم. لأنهم يعرفون جيداً أن الدين الوحيد الذي سيكون بديلاً لهذا النظام الرأسمالي الفاسد هو الإسلام ونظامه، الدولة الإسلامية. وبما أن النظام الهندي يشعر بذلك عن كثب فإنه يلجأ إلى أكثر الأساليب عنفاً وهي إحدى طرق منع وتأخير هذا البديل وهو دولة الخلافة. ذروة هذه الطريقة الشائنة هي ممارسة القتل الجماعي ضد المسلمين. لأن حكام الهند يعرفون أنه بمجرد وصول العالم إلى نور الإسلام لن تكون لهم قيمة وسيتعين عليهم أن يحاسَبوا على كل خطوة اتخذوها في وجود الدولة الإسلامية. إن إدراكهم الوثيق أن نهايتهم تقترب يقودهم إلى هذه الأساليب المثيرة للاشمئزاز. ولكن مهما فعلوا فسيحدث لهم ما يخشون، وسيتحقق وعد الله وبشارة رسوله ﷺ. ﴿إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً * وَنَرَاهُ قَرِيباً

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رمضان أبو فرقان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı