تجرعوا من مُرّ كأسكم!
تجرعوا من مُرّ كأسكم!

الخبر: ذكر مراسل الجزيرة في باريس أن عشرات آلاف المتظاهرين يحتجون في ساحة لابستيه وسط العاصمة الفرنسية، وأن مواجهات وقعت بينهم وبين الشرطة التي طوّقت الساحة، ويرفض المحتجون بعض مواد مشروع قانون الأمن الشامل الذي يعاقب من يبثّ صورا لأفراد الأمن بسوء نية، ويرون فيه تهديدا للحريات العامة. ويقول ممثلو النقابات والصحفيون في فرنسا إن هذه المادة ستلجم الصحفيين عن القيام بدورهم الرقابي على مؤسسات الدولة، ومن بينها جهاز الشرطة.

0:00 0:00
Speed:
December 03, 2020

تجرعوا من مُرّ كأسكم!

تجرعوا من مُرّ كأسكم!


الخبر:


ذكر مراسل الجزيرة في باريس أن عشرات آلاف المتظاهرين يحتجون في ساحة لابستيه وسط العاصمة الفرنسية، وأن مواجهات وقعت بينهم وبين الشرطة التي طوّقت الساحة، ويرفض المحتجون بعض مواد مشروع قانون الأمن الشامل الذي يعاقب من يبثّ صورا لأفراد الأمن بسوء نية، ويرون فيه تهديدا للحريات العامة.


ويقول ممثلو النقابات والصحفيون في فرنسا إن هذه المادة ستلجم الصحفيين عن القيام بدورهم الرقابي على مؤسسات الدولة، ومن بينها جهاز الشرطة.


حيث حمل الكثير من المحتجين لافتات كتب عليها "من سيحمينا من الشرطة؟"، و"أوقفوا عنف الشرطة"، و"ضرب الديمقراطية". (الجزيرة نت)


التعليق:


حيث تنص المادة 24 من القانون الجديد "الأمن الشامل" على عقوبة بالسجن سنة، ودفع غرامة قدرها 45 ألف يورو لمن يبث صور عناصر من الشرطة والدرك بدافع سوء النية، وتقول الحكومة إن هذه المادة تهدف إلى حماية العناصر الذين يتعرضون لحملات كراهية ودعوات للقتل على شبكات التواصل مع الكشف عن تفاصيل من حياتهم الخاصة.


وأيضا يضع مشروع القانون إطارا لاستخدام كاميرات المراقبة والطائرات بدون طيار لمكافحة الإرهاب ومراقبة المظاهرات.


ومن المنتظر أن يقدم مشروع القانون في كانون الثاني المقبل لمجلس الشيوخ الغرفة العليا للتصويت عليه وفي حال تمريره من المنتظر أن يطرح ثانية للتصويت أمام البرلمان، وما زاد في حدة الاستنكار عند نشر صور كاميرات مراقبة تظهر 3 من الشرطة يعتدون بالضرب المبرح على منتج موسيقى من أصول أفريقية.


إن فرنسا اليوم تعاني هي ودول أوروبا قاطبة أزمة اقتصادية وأزمة ديمقراطية لأن النظام الديمقراطي أصلاً لا ينتج اقتصادا عادلا، ناهيك على أن الديمقراطية هي كذبة بان عوارها حيث إنها لم تمارَس كما تبين ولم تكن أصلا إلا غطاء. فإن الغرب وأوروبا تسمح بمنافسة بين حزبين أو أكثر، ولكنها لا تسمح بتكتل مجتمعي طبقي ضد الفئات الحاكمة والأثرياء من مالكي الاقتصاد والمتحكمين في صياغة العملية السياسية.


لماذا اليوم يوضع مثل هذا القانون للتصويت وتفعيله؟


لأنهم على علم تام بما هم مقدمون عليه في أزمتهم الاقتصادية التي هي أصلا نتاج لنظام فاشل استغلالي حول المجتمع إلى طبقات ولعلمهم أن الإعلام الموجه بدأت تتناقص فعاليته في التحكم بوجهة نظر المتابعين له لما فتحت التكنولوجيا من أبواب واسعة للانطلاق لحرية التعبير الحقيقية.


إن حكومات الغرب لا تختلف سياساتها في التصنيف والحصار وتفتيت قوى الاحتجاجات الشعبية عن غيرها من ممارسات أشد قسوة في الدول العربية لأن أصحاب القرار في اتخاذ مثل هذه الإجراءات مصدره واحد، وغايته واحدة، نعم، تحاول فرنسا وغيرها تحويل دفة الصراع بين الصراع الطبقي وأزمة الاقتصاد، وأزمة الديمقراطية وغيرها من الأزمات التي يغرقون فيها إلى صراع ديني وتحويل مجرى الغضب نحو المسلمين وكأنهم هم من جلبوا الديمقراطية وكأنهم هم من أوجدوا الفساد الاقتصادي الناجم عن النظام الرأسمالي والفساد الإداري الذي هو من النظام الرأسمالي نفسه، ولكن وعي المسلمين والتزامهم بأحكام دينهم وضبط الانفعالات يحول دون نجاح هذه الفئة الحاكمة في تحويل الصراع.


لذلك على جميع المسلمين في الغرب قاطبة أن يفصلوا في نوعية الخطاب فهناك خطاب للحكام وطبقتهم وتبيان فساد معتقدهم ونظامهم الرأسمالي وجشعه، وماذا جلب للشعوب الغربية قبل الإسلامية... وهناك خطاب موجه لطبقة الشعب الذين هم أصلا لا يعلمون عن الإسلام شيئا، وأيضا تبيان فساد ما يعيشونه وربطه بما ينص عليه الإسلام وتوضيح أننا وهم في مستنقع الرأسمالية الذي ولّد لنا الشقاء والضنك في العيش وأنه يجب لفظ هذا النظام واستبدال ما يناسب حياتنا كبشر به، وليس كعبيد لفئة صغيرة تحاول السيطرة على مقدرات العالم.


يا أيها العقلاء حول العالم! ألم يحن الوقت لكي نحاول أن نرى من خلف الستار ولا نجعلهم يخدعوننا أكثر وأكثر ويبثون بيننا العداوة والبغضاء وهم أصل الفساد؟!


إن اليوم هو يوم التغيير ليس على مستوى فئة معينة! بل على مستوى العالم، فيجب على أفراد هذا العالم لفظ وتغيير النظام العالمي المتمثل بالرأسمالية الجشعة التي سحبت العالم أجمع إلى حافة الانهيار التي لا مفر من الوقوع بها، لذلك وجب أن تتضح الفكرة ولا نقع في المحظور مرتين بل وجب تغييره إلى ما هو خير للبشرية وإلى ما يجلب لها السعادة وهناء العيش.


أيها المسلمون: إلى متى سنبقى هكذا خاضعين لحكمهم وإذلالهم؟! والمشكلة أننا نعلم تماما في داخلنا أن الحل الوحيد هو الإسلام، الحل الوحيد الذي سينجينا من كل هذا العذاب والضنك، كل واحد منا يعلم في داخله ومتيقن تماما أن دين الله هو الوحيد الذي يعزنا وينصرنا بوصفنا مسلمين وهو المنقذ الوحيد للبشرية.


فكيف عندما نرى دولهم وأنظمتهم وحياتهم كلها تنهار أمامنا وتتصدع جدرانها؟


سارعوا إلى نصرة دينكم وضعوا أيديكم في يد حزب التحرير الذي كان وما زال معكم واقفا كأب ناصح يقوم بتوعيتكم ونصحكم ليل نهار.


أصبحت أصواتنا تملأ أرجاء العالم، فمن منا لا يعلم بحزب التحرير؟ ومن منا لم يسمع بحزب التحرير وهو يصرخ لتوعية الأمة لما يجري حولنا من مؤامرات تسعى حثيثة لتدمير أعظم أمة على الأرض؟


قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ * وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْساً لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ﴾.


كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
دارين الشنطي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı