تجري معاملتهن كالحيوانات، ويتم احتجازهن كالعبيد (مترجم)
تجري معاملتهن كالحيوانات، ويتم احتجازهن كالعبيد (مترجم)

الخبر: تبدأ القصة من إقليم بكتيكا في جنوب شرق أفغانستان بناء على التقارير التي نشرتها مؤخرًا وكالة "تولو" الإخبارية في 11 تشرين الأول/أكتوبر 2016، وهي وكالة أخبار أفغانية محلية، فإن النساء اللواتي تمت إدانتهن لا ينبغي وضعهن في السجون. ويجب سجنهن في بيت ذي جدران عالية لأحد شيوخ العشائر. ويجب أن تعمل هؤلاء السجينات كخادمات دون أجر. ويقوم السكان بالإساءة إليهن وحتى تعذيبهن. وتشير التقارير إلى أنه قد يتم وضع آلاف النساء الأخريات في أماكن غير رسمية في جميع أنحاء البلاد في غياب السجون المناسبة، وفي ظل سكوت الحكومة عما يحصل. وتحاول منظمات حقوق الإنسان وحقوق المرأة جاهدة لتسليط الضوء على هذا الظلم. [المصدر]

0:00 0:00
Speed:
November 03, 2016

تجري معاملتهن كالحيوانات، ويتم احتجازهن كالعبيد (مترجم)

تجري معاملتهن كالحيوانات، ويتم احتجازهن كالعبيد

(مترجم)

الخبر:

تبدأ القصة من إقليم بكتيكا في جنوب شرق أفغانستان بناء على التقارير التي نشرتها مؤخرًا وكالة "تولو" الإخبارية في 11 تشرين الأول/أكتوبر 2016، وهي وكالة أخبار أفغانية محلية، فإن النساء اللواتي تمت إدانتهن لا ينبغي وضعهن في السجون. ويجب سجنهن في بيت ذي جدران عالية لأحد شيوخ العشائر. ويجب أن تعمل هؤلاء السجينات كخادمات دون أجر. ويقوم السكان بالإساءة إليهن وحتى تعذيبهن.

وتشير التقارير إلى أنه قد يتم وضع آلاف النساء الأخريات في أماكن غير رسمية في جميع أنحاء البلاد في غياب السجون المناسبة، وفي ظل سكوت الحكومة عما يحصل. وتحاول منظمات حقوق الإنسان وحقوق المرأة جاهدة لتسليط الضوء على هذا الظلم. [المصدر]

التعليق:

تؤكد المفوضية العليا لحقوق الإنسان التابعة للأمم المتحدة على الحرية والمساواة، وتدعي منظمات حقوق الإنسان اهتمامها بجميع البشر، بغض النظر عن جنسياتهم أو أماكن عيشهم، أو جنسهم، أو أصولهم القومية أو العرقية أو لونهم أو دينهم أو لغتهم، أو أي أمر آخر.

وبدون شك يجب التصدي ومنع الإساءة للنساء. ومع ذلك، تجدر الإشارة إلى أنه أمر مثير للسخرية أن تسلط الأمم المتحدة ومنظمات حقوق الإنسان الضوء على سوء المعاملة وانتهاك حقوق عدد قليل من النساء المسلمات في قرية في أفغانستان، وهم يحاولون تحريرهن من ظلم بعض الرجال الأفغان، وهم يقومون بتسليط الضوء على القضايا الخفية مثل هذه القضية، ولكنهم في الوقت نفسه لا يكشفون ولا يسلطون الضوء على أكبر قهر وظلم تتعرض له المرأة الأفغانية في ظل النظام العلماني الذي يحكم البلاد ونتيجة لسياسات الحكومات الغربية العلمانية وحملاتهم الحربية الاستعمارية التي تتعرض لها البلاد.

ووفقًا لتقرير صادر عن المنظمة الحائزة على جائزة نوبل "أطباء دوليون لمنع الحرب النووية"، فقد قتل أكثر من 220000 أفغاني في السنوات الـ 12 الأولى من الحرب التي قادتها أمريكا على البلاد. واليوم، يتواصل موت أهل أفغانستان وبمستويات قياسية. ويجري قتل وتشويه الكثير من النساء في المناطق الريفية في أفغانستان من خلال الغارات الجوية التي تشنها منظمة حلف شمال الأطلسي. وقد قتلت نساء أخريات على يد قوات الحكومة التي فرضها الغرب. فقد ذكرت بعثة مساعدة الأمم المتحدة في أفغانستان أنه قد جرى في الربع الأول من عام 2016 قتل وجرح 195 امرأة. وقد تعرض أكثر من مليون نازح أفغاني لظروف صعبة وتم استعباد النساء واستغلال وإهمال تعليم الأطفال. وعلاوة على ذلك، تعد أفغانستان إحدى أفقر الدول في العالم وفقًا لبرنامج الغذاء العالمي، وهي تحتل المرتبة 169 ضمن 187 دولة في مؤشر التنمية البشرية. ويعاني أكثر من 1.5 مليون شخص في أفغانستان من خطر المجاعة وانعدام الأمن الغذائي. وأما الأسر التي تعيلها النساء فهي تتعرض لخطر المجاعة وانعدام الأمن الغذائي بنحو 50 في المئة أكثر من الأسر الأخرى في أفغانستان. وأما النساء اللواتي يتولين إعالة أسرهن فإنهن يلجأن بشكل مضاعف لطرق استثنائية لتأمين لقمة العيش كالتسول. والسبب في هذه المأساة الكبيرة التي تؤثر على ملايين النساء في أفغانستان يعود بشكل كبير إلى الحرب التي يقوم بها المستعمرون العلمانيون الذين لا يكترثون أبدًا لنتائجها.

إن التغطية الانتقائية تجاه الجرائم والقهر والظلم الذي تتعرض له المرأة في أفغانستان وغيرها، إن هذه التغطية الانتقائية في ظل الأنظمة العلمانية دليل على النفاق الهائل الذي تمارسه الأمم المتحدة وسائر المنظمات العلمانية لحقوق الإنسان. في الواقع، إن النظام العلماني الذي يجري تطبيقه حاليًا في أفغانستان قد فشل أيضًا بشكل كبير في منع إساءة معاملة السجينات كما تبين في القصة المذكورة.

في الحقيقة، إن هدف الكثير من هذه المنظمات هو اتهام الإسلام بأنه السبب الرئيسي إن لم يكن السبب الوحيد في قيام الرجال في أفغانستان بقمع النساء. غير أن الحقيقة هي أنه يجري أيضًا هضم حقوق النساء الأساسية في المجتمعات الغربية العلمانية التي تسمح باستخدامهن كأداة لتحقيق الأرباح واستغلالهن جنسيًا. وفي الوقت نفسه، فإن المرأة المسلمة تتعرض في المجتمعات الغربية للإساءة اللفظية، والاعتداء الجسدي، والتمييز وحتى إنها تمنع من ارتداء الزي الإسلامي. ألا يعد كل هذا ظلمًا؟! فلماذا لا نسمع أصوات المنظمات النسوية عندما يتعلق الأمر بإدانة الظلم الذي يمارسه النظام العلماني على النساء أو عندما يتعلق الأمر بالدفاع عن حقوق المرأة المسلمة عند التزامها بعقيدتها الإسلامية ولباسها الشرعي في المجتمعات الغربية؟ إن هذه المنظمات ما قامت إلا لتنفيذ الخطط السياسية العلمانية، وهو ما يكشف حقيقة أنها لا تدافع دفاعًا حقيقيًا عن حقوق النساء بل هي تعمل بالتعاون مع الحكومات والأنظمة العلمانية لفرض المعتقدات العلمانية على النساء والمجتمعات في البلاد الإسلامية وتشويه صورة الإسلام.

ولا يمكن تغيير الواقع السيئ الذي تعيشه المرأة في أفغانستان في العديد من جوانب المجتمع والحياة إلا عندما تتم إزالة الطريقة العلمانية ووجهة نظرها للحياة ونظرتها المادية للعالم والمجتمع وتطبيق النظام الصحيح الذي يحمل النظرة الصحيحة تجاه النساء؛ النظرة التي تحترم المرأة، وتقدر دورها الحقيقي كأم وأخت، النظرة التي لا تقبل باستغلالها اقتصاديًا أو جنسيًا. إن هذه هي طريقة الإسلام في العيش والتي يجري تطبيقها في دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

آمنة عابد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı