تكالب عالم الكفر لن يحول دون ظهور الإسلام
تكالب عالم الكفر لن يحول دون ظهور الإسلام

أوردت قناة بي بي سي العربية يوم الجمعة 2015/10/23 خبر مباحثات أمريكية روسية سعودية تركية في فينا بشأن الأزمة السورية.

0:00 0:00
Speed:
October 24, 2015

تكالب عالم الكفر لن يحول دون ظهور الإسلام

خبر وتعليق

تكالب عالم الكفر لن يحول دون ظهور الإسلام


الخبر:


أوردت قناة بي بي سي العربية يوم الجمعة 2015/10/23 خبر مباحثات أمريكية روسية سعودية تركية في فينا بشأن الأزمة السورية.

التعليق:


تأتي هذه المحادثات بعد زيارة المجرم بشار إلى موسكو يوم الثلاثاء 2015/10/20 وكان بوتين قد صرح يوم الخميس أن هناك حاجة لتكوين جبهة مشتركة ضد المسلحين الإسلاميين، ومن قبله طالب وزير خارجيته لافروف مجلس الأمن بإصدار قرار يمنع بموجبه قيام دولة خلافة إسلامية دون ذكر تنظيم الدولة الإسلامية وخلافته المزعومة. وكان لافروف قد التقى وزير خارجية السعودية في قطر ثم في موسكو وأكد الجبير أن نقطة الخلاف الجوهرية مع روسيا هي استمرار بشار في السلطة، وأن هناك توافقاً على الأمور الأخرى. ما يعني أن السعودية لا تعارض روسيا في تصورها الآثم حيال قيام دولة خلافة إسلامية في المنطقة.


إن عمل أمريكا الدؤوب ومن قبلها بريطانيا ومعها روسيا اليوم لمحاربة الإسلام ومنع ظهور دولته التي هي جزء لا يتجزأ من الإسلام، إن هذه الحرب المستمرة ليست بالشيء الغريب ولا المستهجن. فبريطانيا منذ عام 1924 آلت على نفسها ومعها حلفاؤها أن لا تقوم للإسلام دولة ولا وحدة ولا نهضة على أساس الإسلام. جاء ذلك على لسان وزيرها اللورد كارازون في ذلك الوقت. وأمريكا عبرت عن عدائها الشديد لقيام دولة الخلافة الإسلامية على لسان جورج بوش ورامسفيلد وتشيني وغيرهم. وأكدته دراسات مؤسسة راند والتراث الأمريكي حيث ورد صراحة أن كل من ينظر للإسلام على أنه مبدأ ذو نظام سياسي فهو عدونا للأبد، أما غير ذلك ممن يسمون المعتدلين الإسلاميين فنحن وإياهم في وئام دائم!!


وهذه المواقف ليست غريبة فقد أنبأنا الله تعالى أن الكافرين والمشركين والمجرمين يعملون جميعا لإطفاء جذوة الإسلام ونوره حيث قال ﴿يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ﴾ وهذا ديدنهم مهما حاولوا التستر وراء مصطلحات الإرهاب والعنف والتشدد. وقد فضح الله أمرهم حيث قال ﴿قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ ‏مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ﴾.


ولكن الغريب في الأمر والذي لا يقبل أبدا هو أن تسوق أمريكا وروسيا معها حكام المسلمين ليقاتلوا الإسلام بأبنائه ويحاربونه من الداخل. فأمريكا ومعها روسيا وأوروبا يعلمون يقينا أنهم لا يمكن أن ينجحوا في مخططاتهم ومؤامراتهم دون أن يكون للمسلمين دور في ذلك. ومن قبل ساقت بريطانيا معها لضرب الخلافة والقضاء عليها شريف مكة وآل سعود. واليوم تسوق أمريكا روسيا معها وعملاءها وأذنابها في تركيا والسعودية لتحقيق مآربها الشيطانية.


لقد أدركت أمريكا منذ فترة أن فكرة الخلافة الإسلامية قد تأصلت في الأمة وأنها لا بد مثمرة عما قريب. فاستعملت كل الوسائل والأساليب القذرة لمنع نضوج هذه الثمرة التي عمل على رعايتها وسقايتها ورفدها بالفكر والعمل الدؤوب رجال لا تلهيهم تجارة ولا بيع عن ذكر الله. فمنذ اندلاع الثورة في سوريا والتي اتخذت خطا نحو إقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة أقامت أمريكا الدنيا ولم تقعدها خشية من ظهور الرحمة التي تنذر بإزالة غطرستها وهيمنتها على العالم. فعملت على عسكرة الثورة منذ البداية من خلال عميلها بشار، آملة أن تتمكن من القضاء عليها. وأمعنت في القتل والتشريد آملة أن ينصرف الناس عن ثورتهم ويكفوا عن العمل لخلافتهم. وأتت بإيران وحزبها في لبنان، وهولت من ظهور تنظيم الدولة وحاولت تشويه فكرة الخلافة من خلال ممارساته الإجرامية. ولما عادت فارغة الوعاء من كل ذلك عمدت إلى حليفها المتغطرس روسيا ودفعته ليقضي على دولة الخلافة قبل ظهورها بقوته وجبروته. وها هي تشرك تركيا والسعودية بمخططاتها الآثمة. ومع كل ذلك لا زالت فكرة الخلافة الإسلامية تتجذر أكثر، وتنضج ثمرتها كل ساعة وحين. وتتردد أصداؤها العذبة في كل زاوية من زوايا الأرض - في إندونيسيا وماليزيا، في باكستان وبنغلادش، في عقر دار روسيا في موسكو وكازاخستان وأوزبيكستان وقرغيزستان، في البلقان وفي تركيا حاضرة الخلافة، وفي بلاد الشام والعراق.


لقد آن الأوان لأمتنا العظيمة أن تدرك أن قدر الله هو القدر، وأن مؤامرات أمريكا وحلفائها ليست بقدر. وآن الأوان أن يعلم الجميع أن نصر الله آت، وأن الخلافة الراشدة على منهاج النبوة قادمة لا محالة بعز عزيز أو بذل ذليل. وأن الله ناصر هذا الدين، ومتم نوره ولو كرهت أمريكا ولو شاه وجه بريطانيا ولو ذلت روسيا ولو تصعر خد أردوغان وسلمان وغيرهم ممن لا يطيقون نور الإسلام. ﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. محمد ملكاوي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı