تكثيف طغاة آسيا الوسطى لعمليات القمع يفضح أكاذيبهم حول النصر في الحرب ضد الإسلام
تكثيف طغاة آسيا الوسطى لعمليات القمع يفضح أكاذيبهم حول النصر في الحرب ضد الإسلام

في 13 آب/أغسطس 2019 في مطار مدينة أوديسا (أوكرانيا)، احتُجز محمود عبد المؤمن خولدارف بناءً على طلب الإنتربول من قرغيزستان. وفي 19 آب/أغسطس، قضت المحكمة الأوكرانية بتطبيق احتجاز على شكل اعتقال مؤقت لمدة 40 يوماً. (المصدر)

0:00 0:00
Speed:
September 02, 2019

تكثيف طغاة آسيا الوسطى لعمليات القمع يفضح أكاذيبهم حول النصر في الحرب ضد الإسلام

تكثيف طغاة آسيا الوسطى لعمليات القمع
يفضح أكاذيبهم حول النصر في الحرب ضد الإسلام


(مترجم)

الخبر:


في 13 آب/أغسطس 2019 في مطار مدينة أوديسا (أوكرانيا)، احتُجز محمود عبد المؤمن خولدارف بناءً على طلب الإنتربول من قرغيزستان. وفي 19 آب/أغسطس، قضت المحكمة الأوكرانية بتطبيق احتجاز على شكل اعتقال مؤقت لمدة 40 يوماً. (المصدر)

التعليق:


محمود عبد المؤمن هو رجل دعوة إسلامي شهير ومؤثر في قطاع الإنترنت في أوزبيكستان. إن محاضراته المبدئية البعيدة عن الإرهاب والتطرف معروفة لكثير من الناس.


لقد أصبح واضحاً أن محمود يتعرض للاضطهاد فقط بسبب إيمانه بالله، خالق الكون. يقول الله تعالى في سورة البروج: ﴿وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ * الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ﴾.


هذه ليست المرة الأولى ولن تكون الأخيرة التي تحاول فيها أنظمة الطغاة في آسيا الوسطى اعتقال رعاياهم والانتقام الوحشي منهم باستخدام المؤسسات الدولية مثل الإنتربول.


لم يكتف حكام هذه البلاد الإسلامية بتحويل بلادهم إلى سجون، ولكنهم بدأوا في طلب رعاياهم عن طريق إجراءات التسليم.


إنهم يضطهدون المسلمين بغض النظر عن التنظيم الإسلامي الذي ينتمون إليه، حيث يعتبرون أي مظهر من مظاهر الإسلام بمثابة تهديد لحكمهم الاستبدادي ويحرمهم من النوم والهدوء.


هذه هي حقيقة محنة آسيا الوسطى اليوم. ويحدث هذا على الرغم من حقيقة أن المسلمين في هذه المنطقة لقرون عدة أعلنوا الإسلام بحرية وتمتعوا في ظل حكم الدولة الإسلامية. لقد منحت آسيا الوسطى الأمة الإسلامية العديد من العلماء المشهورين مثل الإمام البخاري والإمام الترمذي.


لذلك فعندما حدث تدهور عام للأمة، أدى ذلك إلى وضع عانت فيه آسيا الوسطى قرنين من الزمان توسعاً وقمعاً للدول غير الإسلامية.


بدأت روسيا غزوها للمنطقة في القرن التاسع عشر. فبعد عام 1917 قاوم مسلمو آسيا الوسطى لفترة طويلة ضد حكم السوفييت مما أدى إلى قمع جماعي وتطهير من قبل الشيوعيين.


بعد انهيار الاتحاد السوفييتي وعلى الرغم من الحكم الملحد المسلح الذي دام 70 عاماً، بدأ المسلمون بالعودة بسرعة إلى الإسلام. فخلال السنوات الأولى بعد انهيار اتحاد الجمهوريات الاشتراكية السوفياتية تم ترميم العديد من المساجد، وفتح المدارس الحكومية والخاصة، ووصل عدد المعلمين المسلمين إلى الآلاف.


أدت الصحوة الإسلامية في آسيا الوسطى مع الأخذ بالاعتبار أهميتها الاستراتيجية وقربها من العالم الإسلامي، إلى قلق الدول الرأسمالية، وروسيا والصين كذلك.


لذلك ففي النصف الثاني من سنوات التسعينات، تمت استعادة الأنظمة القمعية في هذه البلاد الإسلامية، والتي تفرض سياستها المعادية للإسلام من عام إلى آخر.


في 14 حزيران/يونيو 2001 من أجل معارضة انتشار الإسلام في المنطقة والمناطق المجاورة تم تأسيس منظمة شنغهاي للتعاون. وبعد ذلك اليوم، أصبحت هذه المنظمة تحت قيادة أعداء الأمة الإسلامية، روسيا والصين، الهيكل الرئيسي في الكفاح ضد عودة الإسلام لآسيا الوسطى.


ومن الجدير ذكره الموقف المنافق للدول الغربية. فهذا مهم للغاية لأن بعض المسلمين ما زالوا يعقدون الآمال على هذه الدول. يجب على المسلمين أن يدركوا أن الطغاة الذين يتحكمون بهم يزدادون قوةً بتحريض من الغرب، حيث يظهرون قلقاً مزيفاً ويدعمون طغاة آسيا الوسطى بهدف نهب ثروة المنطقة والحفاظ على "الاستقرار" في البلاد الإسلامية.


شهد مسلمو آسيا الوسطى العديد من المواقف المزدوجة الغربية. أحد هذه الانتهاكات الفظيعة هو كتاب "القتل في سمرقند" الذي تم استدعاء مؤلفه كريج موري وهو سفير بريطانيا السابق لدى أوزبيكستان إلى المحكمة ووجه الاتهام إليه من الدول الغربية. ادعى موري أن الدول الغربية تغض الطرف عن جرائم كريموف التي تبررها الحرب ضد (الإرهاب) الدولي.


هنا تأتي بعض الحقائق المهمة التي يجب ذكرها وهي:


يدعي طغاة آسيا الوسطى وأتباعهم أنهم حققوا النصر في الحرب ضد (الإرهاب والتطرف) اللذين يعتبرانهما من الإسلام. يجب أن نقول إن كل هذه التقارير ليست إلا لخداع العقول.


إن تصرفاتهم تكشف أكاذيبهم. فمنذ أن ادعوا نجاحهم، استمروا في وضع قواعد أكثر صرامة وضغطاً على المسلمين.


يجب أن نتساءل: لماذا يشددون الضغط على المسلمين إذا اعتبروا أنفسهم قد حققوا النصر على الإسلام؟


إن تفعيل طلبات التسليم من دول آسيا الوسطى بشكل عام وطلب محمود عبد المؤمن بشكل خاص هو مظهر من مظاهر حقيقة أن طغاة آسيا الوسطى قد هزموا في حربهم ضد الإسلام.


أما بالنسبة لنتيجة الصراع بين الإيمان والكفر والحق والباطل والمظلومين والطغاة، فإننا نرى الإجابة في القرآن الكريم: ﴿إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ﴾. وقال الله تعالى: ﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً﴾.


لن يطول الأمر حتى يتخلص مسلمو آسيا الوسطى من الطغاة ويتمتعون مرة أخرى بعدل دينهم وثروات أراضيهم بإذن الله.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
فضل أمزاييف
رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı