تلوث نهر كيم كيم - تجسيد واضح للفساد الناجم عن الرأسمالية (مترجم)
تلوث نهر كيم كيم - تجسيد واضح للفساد الناجم عن الرأسمالية (مترجم)

الخبر:   في 25 من آذار/مارس 2019، تم توجيه الاتهام إلى اثنين من المديرين وسائق شاحنة لشركة وظيفتها معالجة الإطارات في محكمة الجلسات في جوهر باهرو، بالتورط في إلقاء المواد الكيميائية في نهر كيم كيم في جوهر، وهي ولاية تقع جنوب شبه جزيرة ماليزيا. حتى الآن، كان أكثر من 5000 شخص ضحايا هذه الملوثات في جميع أنحاء بلدة Pasir Gudang خلال الأسابيع القليلة الماضية. كان التلوث بسبب إلقاء النفايات الكيميائية في نهر كيم كيم والذي أدى إلى انتشار المواد السامة المتطايرة في جميع أنحاء المنطقة. وأفيد بأن الضحايا الذين استنشقوا المواد السامة يعانون من الصداع والقيء وضيق التنفس والإغماء. وقد تم إدخال بعض الضحايا إلى المستشفى وبعضهم أدخلوا إلى وحدات العناية المركزة. وأجبر التلوث على إغلاق 111 مدرسة والعديد من مؤسسات التعليم العالي. ولم تجر عملية التنظيف إلا بعد حوالي 10 أيام. بدأت عملية تنظيف المنطقة المصابة البالغة 1.5 كم في نهر كيم كيم في 13 آذار/مارس واستغرقت أربعة أيام لإنهائها.

0:00 0:00
Speed:
April 24, 2019

تلوث نهر كيم كيم - تجسيد واضح للفساد الناجم عن الرأسمالية (مترجم)

تلوث نهر كيم كيم - تجسيد واضح للفساد الناجم عن الرأسمالية

(مترجم)

الخبر:

في 25 من آذار/مارس 2019، تم توجيه الاتهام إلى اثنين من المديرين وسائق شاحنة لشركة وظيفتها معالجة الإطارات في محكمة الجلسات في جوهر باهرو، بالتورط في إلقاء المواد الكيميائية في نهر كيم كيم في جوهر، وهي ولاية تقع جنوب شبه جزيرة ماليزيا. حتى الآن، كان أكثر من 5000 شخص ضحايا هذه الملوثات في جميع أنحاء بلدة Pasir Gudang خلال الأسابيع القليلة الماضية. كان التلوث بسبب إلقاء النفايات الكيميائية في نهر كيم كيم والذي أدى إلى انتشار المواد السامة المتطايرة في جميع أنحاء المنطقة. وأفيد بأن الضحايا الذين استنشقوا المواد السامة يعانون من الصداع والقيء وضيق التنفس والإغماء. وقد تم إدخال بعض الضحايا إلى المستشفى وبعضهم أدخلوا إلى وحدات العناية المركزة. وأجبر التلوث على إغلاق 111 مدرسة والعديد من مؤسسات التعليم العالي. ولم تجر عملية التنظيف إلا بعد حوالي 10 أيام. بدأت عملية تنظيف المنطقة المصابة البالغة 1.5 كم في نهر كيم كيم في 13 آذار/مارس واستغرقت أربعة أيام لإنهائها.

التعليق:

إن ما حدث في نهر كيم كيم يطرح أسئلة حول سبب السماح أصلا بحصول مثل هذه الحادثة. شعر الكثيرون بالحيرة من وجود أطراف غير مسؤولة لا تفكر في السلامة العامة وإلقاء النفايات السامة في الأنهار العامة. كان لدى البعض انطباع بأن هذا لا يزال يحدث لأن العقوبة على مثل هذا الفعل خفيفة إلى حد ما، وألقى البعض باللائمة في ما حصل على ضعف تطبيق القوانين البيئية الحالية. وهذا يؤدي إلى توجيه أصابع الاتهام دون أن يدرك الكثيرون السبب الرئيسي لمثل هذه المأساة ألا وهو المبدأ الذي يمتد إلى النظام الاقتصادي الحالي.

إن الرأسمالية - التي تركز على الإنتاج في سوق تنافسية - هي نظام اقتصادي يضع مضاعفة الربح مع تقليل تكلفة الإنتاج جوهر تعاملاته، وبخاصة في القطاع الخاص. يشجع الدافع لزيادة الأرباح وخفض التكلفة متعهدي الأعمال على زيادة الإنتاجية على نطاق واسع وتخصيص الموارد بأرخص الطرق باسم النمو. ونظراً إلى أن المنافسة في السوق ضخمة ومُلحَّة، فإن المغامرين سيجازفون باستخدام التقنيات التي يمكن أن توفر التكلفة، والتي ستمكنهم من التغلب على الضغوط الناتجة عن منافسيهم في السوق. بالإضافة إلى ذلك، يواجه متعهدو الأعمال أيضاً تكلفة معالجة مخلفات التصنيع والالتزام بالقوانين البيئية، والتي تتحمل أيضاً تكاليف كبيرة. إحدى الطرق الواضحة للتوفير هي "إلقاء التكلفة" على عاتق البيئة.

وبالتالي، لا ينبغي أن نتفاجأ عندما يلوث هؤلاء الرأسماليون البيئة ويتخلصون عمداً من النفايات السامة في الأنهار والمناطق المفتوحة دون الاهتمام بالمخاطر التي يواجهها آخرون. بالإضافة إلى ذلك، وللأسف، عندما ترغب شركات من الدول المتقدمة في توفير التكلفة، فإنها تنقل مصانعها إلى العالم الثالث والبلاد النامية، نظراً للضعف في تطبيق القوانين البيئية في هذه البلاد، فهي حرة نسبياً في إلقاء النفايات السامة لصناعاتها في البيئة. إنه سر معروف أن الشركات الرأسمالية من الدول المتقدمة تجعل من البلاد النامية ودول العالم الثالث مكبا للنفايات السامة التي تخلفها صناعاتها.

ذكر أبو الرأسمالية، آدم سميث في كتابه "ثروة الأمم"، أن الفردانية والجشع جيدان لأن هذا السلوك في نهاية المطاف سيفيد المجتمع كونهما سيشعلان روح الابتكار بين متعهدي الأعمال. ما حدث في Pasir Gudang لا يقترب حتى من وصف "الجيد للمجتمع". في الواقع، من الواضح أن فلسفة الرأسمالية هي خدعة عندما يتضح أن الجشع والفردانية يدمران البيئة ويعرضان المجتمع للخطر. وفي الحقيقة، تُظهر الأدلة التجريبية أن الجشع والفردانية هما السبب الجذري لعمل العبيد، واستغلال النساء، وسوق الاحتكار، والركود، وتوسيع الفجوة بين الأغنياء والفقراء وغيرها من الحوادث المؤسفة. باختصار، إن الرأسمالية تجلب مزيداً من الدمار للبشرية أكثر من النفع الذي تحققه.

لذلك، في أحداث مثل تلوث نهر كيم كيم هذا، يجب أن نفكر في أنفسنا وأن نعود إلى ما أنزله الله للبشر، الشريعة. قال الله سبحانه وتعالى: ﴿ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ﴾.

من الواضح أن هذه الكارثة البيئية هي نتيجة أشخاص تحركهم الرأسمالية. هذا المبدأ فاسد من جذوره، والبشرية تستحق أفضل منه. لماذا إذن يجب أن نتمسك بهذا النظام الفاسد فيما أنزل الله سبحانه وتعالى لنا الإسلام باعتباره النظام المثالي الأكمل؟!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد – ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı