تقارب وتصالح، ولكن مهما فعلتم لن ننسى
تقارب وتصالح، ولكن مهما فعلتم لن ننسى

الخبر:   صرح ميخائيل بوغدانوف نائب وزير الخارجية الروسي، بأن نواب وزراء خارجية تركيا وروسيا وإيران ونظام أسد سيجتمعون في العاصمة الكازاخستانية أستانة يوم 21 حزيران/يونيو الجاري. وأوضح في تصريح صحفي، أن هذا الاجتماع، سيكون لتطبيع العلاقات بين أنقرة ودمشق. وأضاف بوغدانوف "مشروع روسيا بشأن خريطة الطريق جاهز. مهمتنا هي التشاور مع شركائنا والمضي قدما في (التطبيع بين تركيا وسوريا). آمل أن نحرز تقدما جادا في أستانة".

0:00 0:00
Speed:
June 19, 2023

تقارب وتصالح، ولكن مهما فعلتم لن ننسى

تقارب وتصالح، ولكن مهما فعلتم لن ننسى

الخبر:

صرح ميخائيل بوغدانوف نائب وزير الخارجية الروسي، بأن نواب وزراء خارجية تركيا وروسيا وإيران ونظام أسد سيجتمعون في العاصمة الكازاخستانية أستانة يوم 21 حزيران/يونيو الجاري. وأوضح في تصريح صحفي، أن هذا الاجتماع، سيكون لتطبيع العلاقات بين أنقرة ودمشق. وأضاف بوغدانوف "مشروع روسيا بشأن خريطة الطريق جاهز. مهمتنا هي التشاور مع شركائنا والمضي قدما في (التطبيع بين تركيا وسوريا). آمل أن نحرز تقدما جادا في أستانة".

التعليق:

إن تناست الأنظمة العميلة وتجاهلت المنظمات الحقوقية ووسائل الإعلام العالمية جرائم بشار الطاغية إلا أن المظلوم لا ينسى ظلم ظالمه، وصاحب القضية العظيمة لا ينسى غايته، وصاحب الحق سلطان لا يخاف أحداً.

أستعرض بعضا من مجازر هذا النظام البعثي المتهالك لكي لا ينسى أحد ما سجله التاريخ الأسود لمرتكبي الجرائم البشعة في حق من ثار ضد الظلم وضد من طغى وتجبر.

فلنستذكر معا فقط المجازر التي ارتكبها الطاغية بشار على مدى 13 سنة بحق المدنيين العزل ولم يتحرك المجتمع الدولي لمحاسبته بل تجاهلوا وتناسوا ثم مدوا السجاد الأحمر في القمم والمؤتمرات لاستقبال الجزار وكأن شيئا لم يكن، من هذه المجازر:

مجزرة جمعة أطفال حماة: وقعت يوم 3 حزيران/يونيو 2011، راح ضحيتها أكثر من 70 مدنيا وهي أول مجزرة حصلت مع انطلاق الثورة في سوريا بعد هجوم شبيحة الأسد على المتظاهرين بالرصاص الحي في ساحة العاصي بمدينة حماة. ثم تلتها مجزرة أخرى بعد شهرين تقريبا وفي المكان نفسه خلفت أكثر من 200 قتيل وذلك بعد اعتصامهم ضد القتل والاعتقال الذي حدث في مجزرة جمعة الأطفال.

مجزرة جبل الزاوية: بين 19 و20 كانون الأول/ديسمبر 2011، قتل فيها 200 شخص منهم 70 جنديا منشقا عن الجيش النظامي السوري.

مجزرة وسط حمص: في شباط/فبراير 2012، قتل فيها أكثر من 230 مدنيا في ليلة واحدة جراء القصف المتواصل عليهم وكان معظمهم من الأطفال والنساء.

مجزرة بابا عمرو: في شباط/فبراير 2012، قتل فيها أكثر من 4 آلاف شخص وأبيدت عائلات بكاملها على مدى يومين قبل اقتحام البلدة.

مجزرة الحولة: في 25 أيار/مايو 2012، ولمدة 10 ساعات من القصف المكثف المتواصل قتلت قوات النظام السوري 109 مدنيا بينهم 49 طفلا و32 امرأة.

مجزرة القبير: في 6 حزيران/يونيو 2012، قتل فيها 100 مدني بينهم 20 امرأة و20 طفلا لم يتجاوزوا السنتين.

مجزرة التريمسة: في 12 تموز/يوليو 2012، قتل أكثر من 200 شخص طعنا بالخناجر وبعضهم تعرض للحرق حيا.

مجزرة العقرب: في 11 كانون الأول/ديسمبر 2012، احتجز شبيحة الأسد حوالي 500 امرأة وفتاة واتخذوهن دروعا بشرية، قتل منهن 130 رهينة.

مجزرة المخبز: في 23 كانون الأول/ديسمبر، قتل أكثر من 100 مدني بعد استهداف الطيران الحربي لمستشفى ميداني وتجمعا كبيرا أمام أحد المخابز في مدينة تلبيسة بمحافظة حمص.

مجزرة الجامعة: في 15 كانون الثاني/يناير 2013، قتل فيها 87 شخصا بعدما استهدفت الطائرات الحربية بصاروخين دوار كلية هندسة العمارة في جامعة حلب.

مجزرة الثلاثاء الأسود: في 15 كانون الثاني/يناير 2013، تم إعدام الرجال في منطقة الحصوية بريف حمص رميا بالرصاص حيث قتل وقتها 108 مدنيا بينهم 25 طفلا و17 امرأة.

مجزرة نهر قويق: في 29 كانون الثاني/يناير 2013، استيقظ أهالي حي بستان القصر ليجدوا 230 جثة عائدة لمعتقلين بالفروع الأمنية مرمية على طرفي نهر قويق بمدينة حلب.

مجزرة داريا: حدثت في منتصف العام 2012، حيث عثر على جثث النساء والأطفال في منازل وأقبية البلدة وحولها وفي المساجد، وقد أكد المجلس المحلي للبلدة أن عدد القتلى بلغ 700 مدني، تم توثيق حوالي 500 شخص منهم لشدة تشويه الجثث وقتها.

مجزرة جديدة الفضل: في نيسان/أبريل 2013، استمرت هذه المجزرة على مدار 4 أيام حيث أسفرت عن مقتل 566 مدنياً جلهم من الأطفال والنساء، قتلوا حرقا وذبحا بالسكاكين.

مجزرة الكيماوي في غوطة دمشق: وقعت فجر 21 آب/أغسطس 2013، حيث قتل النظام بالغازات السامة أكثر من 1400 شخص وقد وصفت حينها من أكثر المجازر وحشية في الشرق الأوسط...

وغيرها الكثير من المجازر التي لا يسعنا ذكرها كلها هنا، كمجزرة دوما باستخدام غاز السارين، ومجزرة ما يعرف بحاجز علي الوحش، ومجزرة حي التضامن التي كشف عنها مؤخرا. هذا وقد وثقت الشبكة السورية لحقوق الإنسان 49 مجزرة تحمل صبغة طائفية قامت بها قوات النظام السوري وأعوانه في عموم سوريا منذ العام 2011 وحتى العام 2015، قتل فيها 3074 شخصا منها 5 مجازر في ريف دمشق قتل فيها 686 شخصا بينهم 113 امرأة و120 طفلا.

مجازر موثقة من منظمات حقوقية ووسائل إعلام عالمية أسفرت عن مئات آلاف القتلى بمتوسط 83 شخصا يوميا من بينهم 17 طفلا. هذا بالإضافة إلى مجازر البراميل المتفجرة التي استهدفت أحياء كاملة سوتها بالأرض كمدينة حلب حيث استهدفها النظام بين شهري شباط/فبراير 2014 وأيار/مايو 2015 بأكثر من 130 برميلاً متفجراً تسبب في مقتل ما يزيد على 470 مدنيا وإجلاء ما يزيد على 10 آلاف شخص وقتها.

والله لا تسعنا العديد من المقالات لذكر جرائم بشار وأعوانه البشعة خلال الثورة في سوريا والتي ذكرنا منها القليل القليل ناهيك عن الأعداد المهولة في إحصاء ما خلفته هذه الحرب الهمجية من النازحين واللاجئين والمفقودين والمعتقلين والمصابين واليتامى والأرامل والثكالى والكثير الكثير بما خلفه هذا النظام الذي أبدع وتفنن بقتل المدنيين الأبرياء باستخدام الصواريخ والراجمات والبراميل المتفجرة والسلاح الكيماوي المحرم دوليا.

أبَعْدَ هذا، وما خفي أعظم، تفتح له أبواب القصور بدل السجون؟! إننا على يقين أن إحقاق الحق ومعاقبة المجرمين لن يكون إلا بميزان العدل وبشريعة الإسلام لا بميزان هذا المجتمع الدولي الظالم.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رنا مصطفى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı