"تقدم" رحمون خلال ثلاثة وعشرين عاما في السلطة (مترجم)
"تقدم" رحمون خلال ثلاثة وعشرين عاما في السلطة (مترجم)

الخبر:   جنبا إلى جنب مع حقيقة أنه لم يمض وقت طويل منذ أن مُنح رحمون صفة "الزعيم الوطني"، لا يزال المسؤولون الحكوميون من مختلف فروع حكومة طاجيكستان يؤلفون كتب المديح عن رئيس البلاد لمدى الحياة. ووفقا للمؤلفين، فإن الدافع لكتابة هذا النوع من الكتب هو أن "الرئيس هو المؤسس للسلام والوحدة".

0:00 0:00
Speed:
June 24, 2016

"تقدم" رحمون خلال ثلاثة وعشرين عاما في السلطة (مترجم)

"تقدم" رحمون خلال ثلاثة وعشرين عاما في السلطة

(مترجم)

الخبر:

جنبا إلى جنب مع حقيقة أنه لم يمض وقت طويل منذ أن مُنح رحمون صفة "الزعيم الوطني"، لا يزال المسؤولون الحكوميون من مختلف فروع حكومة طاجيكستان يؤلفون كتب المديح عن رئيس البلاد لمدى الحياة. ووفقا للمؤلفين، فإن الدافع لكتابة هذا النوع من الكتب هو أن "الرئيس هو المؤسس للسلام والوحدة".

تم مؤخرا عرض اثنين من هذه الكتب في دوشنبه هما: "ازدهار الدولة الوطنية الطاجيكية على مستوى السياسة العالمية"، من تأليف ظفر ساييدزودا، مستشار مساعد رئيس طاجيكستان في المجال الدولي والمتحدث السابق باسم الرئاسة، وكتاب "زعيم الأمة إمام علي رحمون وتطوير قطاع الطاقة"، من تأليف أصل الدين نازارزودا، المرشح للعلوم الاقتصادية، وعامل محترم في طاجيكستان. ونقلت وكالة "Khovar" تقارير عن أن كلا الكتابين خصصا للاحتفال بالذكرى السنوية الـ25 لاستقلال طاجيكستان.

التعليق:

إذن، السؤال المطروح هو ما إذا كانت العناوين الصاخبة جدا ومحتويات الكتب تطابق الواقع، وما هو الوضع في البلاد؟ وما الدافع حقا للمؤلفين لتأليف هذه الكتب؟

من أجل الإجابة على هذه الأسئلة، ليس علينا إلا أن نذكر عددا من الحقائق:

1) في 1 تشرين الثاني/نوفمبر 2013 سلمت طاجيكستان رسميا أكثر من 1158 كيلومتراً مربعاً من أرض غباو GBAO إلى الصين. وتتميز هذه الأرض بمواردها المعدنية، رواسب غنية من الأحجار الكريمة واليورانيوم والذهب والمعادن. كما قام نظام رحمون بتأجير 15,000 دونم من الأراضي الزراعية لمدة 49 عاما للشركة الصينية CJSC للمنسوجات، حسبما ذكر موقع وزارة الزراعة الطاجيكية في 14 شباط/ فبراير 2015.

2) 75% من مولد الطاقة الكهرومائية سانغتودا-1 تملكها روسيا، و100٪ من عائدات سانغتودا-2 تذهب إلى إيران حتى عام 2026، وفقط بعد 2026 سوف تذهب إلى طاجيكستان.

3) الحصة المسيطرة (75٪) من أكبر شركة تعدين للذهب في البلاد - وهي المشروع المشترك "زارافشون" - مملوكة للشركة الصينية "مجموعة تسيجين للتعدين"، وحصة طاجيكستان هي فقط 25٪. وفي عام 2011 مُنحت الشركة البريطانية "ذهب الصين غير الحديدية المحدودة" (CNG) رخصة تعدين الذهب لفترة تصل إلى 2 تشرين الثاني/نوفمبر 2030. أيضا، بالإضافة إلى هذه الشركات، هناك شركات ومناجم أخرى لتعدين الذهب – شركة "أنزوب"، والمشروع المشترك "تاكم جولد"، والمشروع المشترك "أبريليفكا" وهلم جرا - حيث يملك الأجانب 50٪ من إجمالي إنتاج الذهب.

وتصف الوثيقة، التي نشرتها ويكيليكس في عام 2010، بشكل واضح تماما واقع نظام رحمون. حيث ذكرت أن البرقية السرية للسفارة الأمريكية في دوشنبه، عاصمة طاجيكستان، بتاريخ 16 شباط/ فبراير 2010، تكشف أن رحمون يدير الاقتصاد الوطني، موجَّها فقط من قبل مصلحته الذاتية. وتقول الوثيقة "كل السلطة في البلاد، من الرئيس وصولا إلى الشرطي في الزاوية، مغطى بالمحسوبية والفساد"، وتضيف "رحمون وعائلته يسيطرون على أكبر الشركات في البلاد، بما في ذلك أكبر بنك ويقومون بحماية مصالحهم التجارية بحزم، دون الالتفات إلى مدى الأضرار التي لحقت باقتصاد البلاد. وبعبارات أحد السفراء الأجانب: "الرئيس إمام علي رحمون يفضل أن يسيطر على 90٪ من كعكة العشر دولار، بدلا من 30٪ من كعكة المائة دولار".

جميع صادرات طاجيكستان الصناعية هي من الألومنيوم والكهرباء من محطات الطاقة الكهرومائية. وشركة الألومنيوم "TALCO" هي الأكبر في طاجيكستان، "معظم إيراداتها مخبأة في شركات خارجية يسيطر عليها الرئيس" - ويرى مؤلفو التقرير: "وتحصل ميزانية الدولة على جزء صغير من هذه الإيرادات".

كما نشر موقع ويكيليكس معلومات حول أقارب رحمون وأصدقائه المقربين:

"من تقارير الدبلوماسيين الأمريكيين، اتضح أن العديد من أعضاء الأجهزة الأمنية في طاجيكستان، من بينهم قريب لرحمون، كانوا متورطين في تهريب المخدرات باستخدام سيارة حكومية. ووفقا للتقارير "أقال الرئيس إمام علي رحمون مسؤولا بارزا في وكالة مكافحة المخدرات، التي تتبع أحد أقارب الرئيس". وتم العثور أثناء تفتيش السيارة على 60 كيلوغراما من الهيروين، ويقول دبلوماسي أمريكي "هذه هي الحالة الوحيدة التي تدخل الرئيس الطاجيكي شخصيا فيها ودافع عن قريب له".".

مما سبق يتضح ما الذي فعله الطاغية رحمون للبلاد على مدى سنوات حكمه، ليس هناك سوى جرائمه في بيع البلاد للأجانب ونهب ثروات البلاد لصالح عائلته. وإلى جانب ذلك فإن العالم كله يشهد اليوم القمع الوحشي لأية معارضة للحكومة والحرب المفتوحة ضد الإسلام في طاجيكستان.

إن الطبقة العليا في السلطة بأكملها مرتبطة بعلاقات برحمون، وإذا أراد أي شخص من المسؤولين الحفاظ على منصبه أو تعزيزه، فإنه لا يمكن تحقيق ذلك إلا من خلال الثناء والدعم لسياسة الطاغية رحمون. وهذا هو السبب الحقيقي لكتابة كتب المديح حول الطاغية رحمون.

يجب على المسلمين في آسيا الوسطى، وفي طاجيكستان بخاصة أن يدركوا أنه طالما يحكمهم طغاة مثل رحمون بالقوانين غير الإسلامية الوضعية، وطالما أن الحكم الذي يستند إلى الأحكام الشرعية في الإسلام لم يقم، فإن الوضع في البلاد سوف لن يتغير. إذا لم نأخذ زمام المبادرة بأيدينا فسيكون مصيرنا الإذلال المستمر من قبل الطواغيت والطغاة الذين لا يخدمون إلا مصالحهم الخاصة ومصالح أسيادهم الأجانب!.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمر فارسي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı