ترامب وإيران ومسلسل "توم وجيري"
ترامب وإيران ومسلسل "توم وجيري"

الخبر:   أجرى الرئيس الأمريكي دونالد ترامب اتصالا هاتفيا مع محمد بن سلمان بعدما كشف تفاصيل ضربة عسكرية كان سيوجهها لإيران ولكنه عدل عنها قبل 10 دقائق من تنفيذها، في حين طلبت واشنطن عقد جلسة طارئة لمجلس الأمن حول إيران. ...

0:00 0:00
Speed:
June 23, 2019

ترامب وإيران ومسلسل "توم وجيري"

ترامب وإيران ومسلسل "توم وجيري"

الخبر:

أجرى الرئيس الأمريكي دونالد ترامب اتصالا هاتفيا مع محمد بن سلمان بعدما كشف تفاصيل ضربة عسكرية كان سيوجهها لإيران ولكنه عدل عنها قبل 10 دقائق من تنفيذها، في حين طلبت واشنطن عقد جلسة طارئة لمجلس الأمن حول إيران.

التعليق:

لا يزال الرئيس الأمريكي يؤكد على أن أمريكا لا تريد أن تدخل في حرب مع إيران. والكونغرس يؤكد على النهج نفسه. وإيران منذ بداية حملة التأزيم تقول على لسان المرشد خامنئي ورئيس الجمهورية وقائد الحرس الثوري إنه لن تكون هناك حرب. وبالرغم من تلاحق أحداث التأزيم ابتداء من ضرب منصات نفطية على سواحل الإمارات، ثم ضرب ناقلتي نفط في خليج عمان، ومن بعدها إسقاط طائرة التجسس الأمريكية، ولكن تصريحات المسؤولين الأمريكيين بقيت تصر على التأكيد على أهمية التوصل لاتفاق نووي مع إيران، واستبعاد أي عمل عسكري. فبعد إسقاط الطائرة قال ترامب إنه من حسن الحظ أن الطائرة لم يكن فيها أفراد أمريكيون، وإلا لكنا قمنا برد عسكري. وعاد ومدح إيران حين أحجمت عن ضرب طائرة عليها 38 من الجنود الأمريكيين حيث كانت في مرمى الهدف يوم الثلاثاء 2019/6/18.

لذلك فإن الأمر لم يعد خافيا حتى على من كان لا يدرك طبيعة العلاقة بين أمريكا وإيران. فأمريكا بالاتفاق مع إيران ترفع حرارة الأزمة في الخليج، وتستعمل ذلك دوما للاستمرار بابتزاز مشايخ الخليج وحراس مصالح بريطانيا وأمريكا. وهذا ليس أمرا جديدا، بل استخدمت أمريكا هذه الفزاعة منذ حرب الخليج الأولى بين إيران والعراق، ومن ثم بعد حرب الخليج الثانية والتي فرضت من خلالها أمريكا حصارا على العراق لمدة 12 عاما انتهت باحتلال العراق والإطاحة بصدام وتسليم مفاتيح العراق لإيران لتخضعها لنفوذ أمريكا بالكامل.

لا يوجد أي مبرر لقيام أمريكا بضرب إيران. بل هناك كل مبرر لمكافأتها على مساعدة أمريكا في بسط نفوذها على الخليج وما وراء النهرين. فخلال حرب أمريكا مع الاتحاد السوفياتي في أفغانستان، قدمت إيران لأمريكا تسهيلات جمة من استخبارات، وترويض لقبائل، وتهريب سلاح حتى غدت إيران أكبر قوة متنفذة في الشأن الأفغاني لصالح أمريكا.

يذكر سفير أمريكا الأسبق في أفغانستان أنه حين كانت المحادثات مع الأفغان بقيادة عبد الله عبد الله تصل إلى طريق مسدود حول مستقبل الحكم في أفغانستان، والوجود الأمريكي، يذكر أنه كان يستعين بالوفد الأفغاني لترويض الأفغان. وحين ضربت أمريكا العراق سنة 1990 قدمت إيران خدمات لوجستية غاية في الأهمية للجيش الأمريكي وحلفائه، وأمعنت في حصار العراق حتى لا يتمكن من مقاتلة المحتلين. ومن ثم في حرب 2003 والتي أنهت بها أمريكا حكم صدام، استخدمت إيران كل نفوذ لها مع الجماعات الشيعية لتقديم الدعم الكامل للمحتل الأمريكي.

لذلك لم يكن غريبا أن تكافئ أمريكا إيران بإطلاق يدها في العراق، ومن بعدها سوريا، ومن ثم اليمن. فالعلاقة بين أمريكا وإيران لا تهزها حوادث عابرة حتى ولو كانت حقيقية، فماذا لو كانت مفتعلة وباتفاق بين الطرفين؟

ولمن فاته شيء من التاريخ الحديث فإن أمريكا كانت قد استعملت أفضل ما لديها من استخبارات وتخطيط للإطاحة بالشاه والمجيء بالخميني، من أجل بسط نفوذها على الخليج بعد أن قررت بريطانيا سحب قواتها منه. ومنذ ذلك الوقت وأمريكا لا تنفك تستعمل إيران لإحكام السيطرة على الخليج حتى لو بقي مشايخه يتخذون من لندن قبلة لهم. ولأن ولاء حكام الخليج التقليدي هو لبريطانيا، فإن أمريكا لا يهدأ لها بال ولا تطمئن لهؤلاء الرويبضات، إذ إن الفأر يعود دائما إلى الجحر الذي فيه الجبن. فلا بد من إبقاء حرارة المنطقة مرتفعة والأزمة مشدودة على أشدها، حتى لا يخطر ببال أي من حراس المصالح أن يعود لوكر الضبع الذي طالما رضع من بوله!

من هنا فإن جميع الاستفزازات المتبادلة بين أمريكا وإيران تصب في مصلحة أمريكا بالدرجة الأولى، ثم إيران. فأمريكا تبقي قبضتها محكمة على كل فأر وقع في مصيدتها، وإيران تحصل على دعم من أمريكا، خاصة فيما يتعلق بسلاحها وقوتها ونفوذها في العراق وسوريا واليمن، ولكن أيضا حسب ما تقتضيه مصلحة أمريكا.

فمنذ مجيء ثورة الخميني ولا زالت أمريكا وإيران تؤديان دور "توم وجيري" في المسلسل الكرتوني المشهور، الذي تم إنتاج أكثر من 150 حلقة منه ولم يحصل أبدا أن عداء توم وجيري كان حقيقيا، وأن أحدهما كان يريد أن ينهي وجود الآخر. فالملايين تشاهد مسلسل أمريكا وإيران (توم وجيري) بحماس منقطع النظير، ينتظرون ضربة قاضية من أحدهما، ولكن تنتهي الحلقة، لنعود مرة أخرى للمسلسل نفسه.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد جيلاني

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı