ترامب وقمم الذل والعار في الرياض
ترامب وقمم الذل والعار في الرياض

الخبر: "خادم الحرمين: زيارة ترامب نقطة تحول في العلاقات بين المملكة وأمريكا" (جريدة الرياض 2017/05/23م)

0:00 0:00
Speed:
May 25, 2017

ترامب وقمم الذل والعار في الرياض

ترامب وقمم الذل والعار في الرياض

الخبر:

"خادم الحرمين: زيارة ترامب نقطة تحول في العلاقات بين المملكة وأمريكا" (جريدة الرياض 2017/05/23م)

التعليق:

يوم 2017/05/20 زار ترامب الرئيس الأمريكي الرياض، وعقد قمة مع حكام السعودية وأخرى خليجية وثالثة مع حكام البلاد العربية والإسلامية، والحقيقة أن هؤلاء الحكام جاؤوا يبايعون ترامب على العمالة والخنوع مقدمين كل ما يملكون قربانا لأمريكا عدوة الإسلام والمسلمين.

ترامب الذي كثر الجدل حوله خلال حملته الانتخابية وبعد فوزه في الرئاسة، فهو الذي هاجم الإسلام واتهمه بـ(الإرهاب) في أكثر من مناسبة، وكذلك هاجم السعودية وقال في ولاية ويسكونسن في 2 نيسان/أبريل 2016، "إننا نرعى السعودية. الآن لا يستطيع أحد إزعاج السعودية لأننا نرعاها، وهم لا يدفعون لنا ثمنا عادلا. إننا نخسر كل شيء". (موقع روسيا اليوم).

فبعد مرور أكثر من مائة يوم على تولي ترامب الرئاسة، كثرت الانتقادات الداخلية له وهاجمه الإعلام ولم يجد له أي إنجاز يذكر، بل بدا متخبطا في سياسته بعدما تراجع عن كثير من أقواله وتصريحاته أثناء الحملة الانتخابية.

أراد ترامب أن يبرهن للأمريكان أنه سيحسن من أوضاعهم الاقتصادية المرهقة بالديون ويزيد من فرص العمل ويدعم الاقتصاد الأمريكي، ويوفي من وعوده الكثيرة، فهو الملياردير ورجل الأعمال الناجح، فكانت أول زيارة له لخارج أمريكا للسعودية منبع النفط وأكبر احتياطي وثاني أكبر منتج للنفط في العالم، بحمل آل سعود على دفع مليارات الدولارات مقابل عمالتهم وحمايتهم وتثبيت ملكهم، وكان الكلام في خطابه موجها في الدرجة الأولى للأمريكيين خاصة عندما تكلم عن عقد صفقات واتفاقيات بأكثر من 400 مليار دولار أمريكي، وهناك من قال إن المبلغ أكبر من ذلك بكثير، وعقب قائلا بأن ذلك سيوجد فرص عمل لأكثر من مليون أمريكي وكذلك تشغيل الكثير من الشركات، وكان واضحا وجليا بأن هذا هو الهدف الرئيسي لزيارته.

فالسعودية ما انفكت عن عمالتها لأمريكا طوال سنوات حكم آل سعود إلا مرات قليلة كانت الكفة تميل للإنجليز في فترة الملك فيصل وعبد الله، لذلك ركز ترامب في زيارته كذلك على متانة العلاقة بين السيد والعبد.

ففي صحيفة التايمز مقال لرديتشارد سبنسر تناول فيه زيارة الرئيس الأمريكي دونالد ترامب وعائلته للسعودية. وقال كاتب المقال التحليلي إنه "يبدو أن الرئيس ترامب يحب السعودية إذ وصفها بـ"الرائعة" و"المذهلة"، وأردف أن "ترامب ظل يعبر خلال زيارته للرياض عن اعتقاده بأن كل شيء في السعودية رائع"، مضيفاً أنه قال في خطابه هناك إن "السعودية موطن لأهم دين من أهم الديانات السماوية، الأمر الذي يعتبر بمثابة المفاجأة لأولئك الذين تابعوا حملة ترامب الانتخابية".

وختم بالقول إن "رسالة ترامب بصورة مختصرة تفيد بأن السعودية دولة حليفة سواء أعجب ذلك الناس أم لا، لذا على الأمريكيين التعود على حب هذا البلد كما فعل هو".

حتى إن صفقة الأسلحة والتي بلغت 110 مليار دولار لمدة عشر سنوات علل ترامب ذلك بأنها لمحاربة (الإرهاب) كما جاء في خطابه.

وخلال متابعة خطاب ترامب كان جلّه منصبّاً على (الإرهاب)، ولم تكن هناك أي أمور سياسية جديدة أو تصريحات رنانة كما تعودنا من خطابات ترامب، بل الهدف اقتصادي بحت لمصلحة أمريكا فقط من غير أن يعود بالنفع على بلاد الحرمين وإن كان من روج عكس ذلك، فشراء الأسلحة وبيع أرامكو لمصلحة من ستكون؟

من جانب آخر كان الاستعداد على أوْجِهِ بالرياض التي تزينت بصورة استفزازية ومخجلة بالأعلام الأمريكية وصور اللقاء التاريخي بين الملك عبد العزيز وروزفيلت في 14 شباط/فبراير 1945 في السويس، والتي كانت بداية عمالة آل سعود لأمريكا واعتبرها روزفيلت في ذلك الوقت بأنها الصفقة الرابحة والعلاقة الناجحة، وقد ذكرها ترامب في خطابة لأهميتها.

وأطلق في الرياض على اللقاء مع ترامب بـ"العزم يجمعنا"، وقد أنفقت مئات الملايين من الريالات للاستقبالات والاحتفالات التي يطول الكلام عنها.

واختتمت القمة العربية (الإسلامية) الأمريكية بما سمي "إعلان الرياض" يوم 21 آيار 2017، من اثني عشر بندا، كان أهمها:

1- الإعلان عن تأسيس تحالف الشرق الأوسط الاستراتيجي بمشاركة العديد من الدول ومقره الرياض،

2- توفير قوة احتياط قوامها 34 ألف جندي لدعم العمليات ضد المنظمات (الإرهابية) في العراق وسوريا عند الحاجة.

3- تأسيس مركز عالمي لمواجهة الفكر المتطرف (اعتدال) ومقره الرياض.

4- تأسيس مركز للحوار بين أتباع الأديان.

وأخيرا ظهر في اللقاء مدى الصراع القائم بين المحمّديْن، وسباقهما للحصول على رضا السيد الأمريكي.

ونختم بقول الله تعالى وهو أصدق القائلين: ﴿وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىٰ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ﴾ [البقرة: 120]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله القحطاني – بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı