تسامح مع المثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا (LGBT)  أما فكرة الخلافة فلا تسامح معها!!
تسامح مع المثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا (LGBT)  أما فكرة الخلافة فلا تسامح معها!!

الخبر: وفقا لما جاء في رويترز، فقد أعرب الرئيس الفلبيني رودريغو دوتيرت يوم الأحد (16/12) عن دعمه لزواج المثليين، وذلك في تجمع للمثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا (LGBT) في مدينة دافاو، وذلك بعد أن أعلن في وقت سابق معارضته لزواج مثليي الجنس، في تغيير كامل ومفاجئ قد يزعج الأساقفة في البلاد الكاثوليكية أساسا. وتعهد دوتيرت بحماية حقوق المثليين ودعاهم إلى ترشيح ممثل للعمل في حكومته. وقال: "قلت بأنني أؤيد زواج المثليين إذا كان هذا هو الاتجاه في العصر الحديث".. ويبدو أن موقف "دوتيرت" الراسخ جاء صدى لموقف أستراليا وتايوان لإضفاء الشرعية على زواج المثليين، بل إن تايوان أصبحت البلد الأول والوحيد في آسيا الذي يعتبر فيه زواج المثليين جنسيا قانونيا.

0:00 0:00
Speed:
December 21, 2017

تسامح مع المثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا (LGBT) أما فكرة الخلافة فلا تسامح معها!!

تسامح مع المثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا (LGBT)

أما فكرة الخلافة فلا تسامح معها!!

(مترجم)

الخبر:

وفقا لما جاء في رويترز، فقد أعرب الرئيس الفلبيني رودريغو دوتيرت يوم الأحد (16/12) عن دعمه لزواج المثليين، وذلك في تجمع للمثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا (LGBT) في مدينة دافاو، وذلك بعد أن أعلن في وقت سابق معارضته لزواج مثليي الجنس، في تغيير كامل ومفاجئ قد يزعج الأساقفة في البلاد الكاثوليكية أساسا. وتعهد دوتيرت بحماية حقوق المثليين ودعاهم إلى ترشيح ممثل للعمل في حكومته. وقال: "قلت بأنني أؤيد زواج المثليين إذا كان هذا هو الاتجاه في العصر الحديث".. ويبدو أن موقف "دوتيرت" الراسخ جاء صدى لموقف أستراليا وتايوان لإضفاء الشرعية على زواج المثليين، بل إن تايوان أصبحت البلد الأول والوحيد في آسيا الذي يعتبر فيه زواج المثليين جنسيا قانونيا.

وفي الوقت نفسه رفضت المحكمة الدستورية الإندونيسية يوم الخميس (14/12) التماسا لحظر ممارسة الجنس خارج نطاق الزواج والمثلية وذلك بتصويت خمسة إلى أربعة أصوات في الدولة ذات أكبر تعداد سكاني من المسلمين في العالم. وحكمت المحكمة الدستورية الإندونيسية ضد عريضة 2016 المقدمة من الحركة (الاجتماعية) لحب الأسرة (AILA) التي تقدمت بمراجعة قضائية لتغيير بعض المواد في القانون الجنائي، والتي تسعى إلى منع إندونيسيا من الانجرار وراء السلوكيات غير الأخلاقية.

التعليق:

يمكن أن يكون تغيير موقف دوتيرت في الفلبين وتراخي القانون الإندونيسي ضد المثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا علامة واحدة على نجاح الحركة السياسية للمثليين والتي تحولت إلى قوة سياسية منذ العقدين الماضيين، بدأت مع الحملة السريعة المتزايدة لحقوق المثليين وبلغت ذروتها في اعتراف الأمم المتحدة بحقوقهم في إعلان لها بشأن التوجه الجنسي والهوية الجنسانية في كانون الأول/ديسمبر 2008. كما كشفت حركة الإندونيسي المتحضر (GIB)، (باغوس ريونو) بأن المثليين أصبحوا الآن حركة سياسية، بسبب الدعم القوي الذي حظوا به من القوى الأجنبية. والراعي الرئيسي للمثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا هو بطل الحرية - أمريكا - التي تمول برنامج الأمم المتحدة الإنمائي المسمى "أن تكون مثلي الجنس في آسيا" بـ 8 ملايين دولار أمريكي وذلك من كانون الأول/ديسمبر 2014 إلى أيلول/سبتمبر 2017، مركزا أعماله في شرق آسيا وجنوب شرقها.

وبالتالي ففي إندونيسيا، بدأ "المتطرفون" من LGBT وناشطوهم بنيل ترحيب وتقدير متزايد حتى من قبل وزير الدين في هذا البلد الإسلامي الأكبر. غير أن LGBT كانت دائما "خطا أحمر" في الإسلام وقضية حساسة في البلاد الإسلامية وحتى عند الديانات الأخرى، أما بالنسبة للدول الغربية العلمانية، فإن هذه القضية تمثل مقياسا لدعم حقوق الإنسان والحرية التي تتبناها أيديولوجياتهم.

إن على قادة المجتمع في جميع أنحاء البلاد الإسلامية منع السلطات فيها من التسامح من حملة نشر LGBT، ودعوتها إلى التعصب إلى الإسلام وأحكامه. وإن من واجب العلماء والمثقفين المسلمين تثقيف الأمة وتوعيتها على أن حركة LGBT هي دعوة إلى حرية الشهوة المنحرفة كليا عن الطبيعة البشرية وبأنها مصدر ضرر على المجتمع والدولة. وهي متطرفة لأن الحرية المتطرفة المتجسدة في هذه الفكرة تجعل الأفراد غير آبهين بالمصلحة العامة ناهيك عن الجيل المقبل، وهذا الفهم يدمر الحياة بشكل جذري، وينشر المرض ويهلك الحضارة الإنسانية. إن LGBT تنطبق عليها الراديكالية بوضوح فجذورها العلمانية والليبرالية تشكل نظامها الأيديولوجي وقيمها.

إن التحذير المهم لحكام المسلمين هو بفقدانهم الانحياز للإسلام وفكرته، ما يجعلهم عرضة للضغط الدولي. وقد ألقت هذه الجوقة باللوم على الإسلام، مشيرين إلى الإسلام بالراديكالي، إلا أنهم في الوقت ذاته يترددون في تسمية حركة LGBT بالراديكالية. ومن المفارقات أن الوصم بالراديكالية يرتبط دائما بالإسلام، حتى إن أفكارا إسلامية كالخلافة لا تصنف على أنها متطرفة فحسب، بل بأنها أيضا ذات أسس مناقضة للبانكاسيلا، ومكافحة للتنوع، وفوق ذلك بأنها فكر محرم!! وهم يشنون حملاتهم ضد الإسلام الراديكالي بأعلى صوتهم، في حين يتسامحون مع LGBT! إن عزوف حكام المسلمين عن الدعوة إلى LGBT واعتبارها حركة راديكالية خطيرة بل ونبذها، هو عين الخيانة وهو يثبت بأن تحالفاتهم لا تقوم على الإسلام وصالح الأمة.

أيها العلماء وطلبة العلم والنشطاء المسلمين، دعونا نتحد في كفاح واحد من أجل حملة سياسية لإقامة الخلافة، والتوحد في ظل الخلافة، فهي قطعا وحقا الدرع الحقيقي للمسلمين الذي سيضمن شرف الأجيال المسلمة في العيش بكرامة إنسانية سامية والذي سيمنع انجرافهم نحو السلوك الحيواني كما المثليين ومزدوجي التوجه الجنسي والمتحولين جنسيا. وكما قال عثمان رضي الله عنه: "إن الله ليزع بالسلطان ما لا يزع بالقرآن". والله أعلم.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيكا قمارة

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı