تصدير كينيا للنفط: ربح للشركات متعددة الجنسيات الاستعمارية ومأساة لأهل البلد (مترجم)
تصدير كينيا للنفط: ربح للشركات متعددة الجنسيات الاستعمارية ومأساة لأهل البلد (مترجم)

الخبر:   قام الرئيس أوهورو كينياتا صباح يوم الاثنين بالإشراف على إرسال أول 200 ألف برميل نفط خام من كينيا. وقامت الشركة الصينية التي يقع مقرها في بريطانيا، كيمتشاينا، بشراء أول دفعة من النفط الكيني الخام بسعر 1.2 مليار شلن كيني (12 مليون دولار). وتأتي هذه الصفقة كجزء من الخطة الأولية التجريبية للنفط (EOPS)، والتي تُعتبر خطوة مهمة نحو مشروع التطوير الكامل لجنوب لوكيتشار (FFD). حيث تُهيئ خطة EOPS الطريق أمام اكتشاف وتطوير النفط بشكل كامل في البلاد، والذي تم اكتشافه في مقاطعة تركانا في 2012 عن طريق بي في كينيا أويل تالو وشريكتها شركة نفط أفريقيا. حيث إن تالو هي المشغّل ويدعمها في ذلك شركاؤها نفط أفريقيا وتوتال، والتي امتلكت 25 بالمئة من أسهم المشروع. ( ذي ستار، 2019/08/26)

0:00 0:00
Speed:
September 04, 2019

تصدير كينيا للنفط: ربح للشركات متعددة الجنسيات الاستعمارية ومأساة لأهل البلد (مترجم)

تصدير كينيا للنفط: ربح للشركات متعددة الجنسيات الاستعمارية ومأساة لأهل البلد

(مترجم)

الخبر:

قام الرئيس أوهورو كينياتا صباح يوم الاثنين بالإشراف على إرسال أول 200 ألف برميل نفط خام من كينيا. وقامت الشركة الصينية التي يقع مقرها في بريطانيا، كيمتشاينا، بشراء أول دفعة من النفط الكيني الخام بسعر 1.2 مليار شلن كيني (12 مليون دولار). وتأتي هذه الصفقة كجزء من الخطة الأولية التجريبية للنفط (EOPS)، والتي تُعتبر خطوة مهمة نحو مشروع التطوير الكامل لجنوب لوكيتشار (FFD). حيث تُهيئ خطة EOPS الطريق أمام اكتشاف وتطوير النفط بشكل كامل في البلاد، والذي تم اكتشافه في مقاطعة تركانا في 2012 عن طريق بي في كينيا أويل تالو وشريكتها شركة نفط أفريقيا. حيث إن تالو هي المشغّل ويدعمها في ذلك شركاؤها نفط أفريقيا وتوتال، والتي امتلكت 25 بالمئة من أسهم المشروع. ( ذي ستار، 2019/08/26)

التعليق:

في بيانه قال أوهورو: "إنني فخور أن أقول إن مسيرة كينيا الكبرى في تصدير النفط والغاز قد بدأت الآن وانطلاق هذه الشحنة يمثّل عهدا جديدا ليس لكينيا فقط، بل لمنطقتنا ويمثل بداية حقبة جديدة من الازدهار لجميع الكينيين" كما أضاف: "وسنعمل على التأكد من أن المصادر الطبيعية في كينيا يتم استخدامها بشكل يحقق أقصى ربح اليوم ولكن دون المساومة على مصالح الأجيال القادمة". ويأتي هذا البيان مناقضا للحقيقة التي تواجهها أفريقيا منذ أن نظر المستعمر الغربي لها على أنها مزرعته المستعمَرة التي يمكنه أن يسيء استغلال مصادرها بأي وقت شاء! كما أن الأمم الأفريقية بما فيها كينيا هي دول رأسمالية علمانية تابعة وذليلة، قوانينها وسياساتها أقرها أسيادهم المستعمرون الغربيون المتنكرون كمستثمرين أجانب ينهبون ثروات البلاد باسم المشاريع المشتركة من خلال الشركات متعددة الجنسيات المتمحورة حول نفسها.

إن الاقتصاد الكيني حاليا في اضطراب بسبب الدين، حيث يعاني أهل البلد من فقر مدقع، والهوّة بين الأغنياء والفقراء تتسع بمعدل ينذر بالخطر! على الرغم من تمتع كينيا بموارد وفيرة كالمعادن والنفط والغاز والتيتانيوم، والأراضي الصالحة للزراعة الشاسعة والتعداد السكاني إضافة إلى غير ذلك من النعم. إن اكتشاف النفط في كينيا وتصديره لا يضمن الحرية الاقتصادية، بل يعني الانضمام إلى قائمة الدول الأفريقية التي تنتج وتُصدر النفط لكنها تغرق في الوقت ذاته بمستنقع الفقر كنيجيريا وأنغولا والجزائر وليبيا ومصر...الخ. وأفضل مثال على ذلك هي نيجيريا التي تُعدّ أكبر منتج ومصدر للنفط إضافة إلى غيره من الموارد الطبيعية، لكنها حسب البنك الدولي، تُعدّ واحدة من خمس دول في العالم التي تساهم في 368 مليون شخص، وهم نصف عدد الأشخاص الذين يعيشون في فقر مدقع في العالم. إضافة إلى ذلك، فقد أعلن البنك الدولي أن نيجيريا ستتقدم على الهند وستصبح الدولة صاحبة أعلى عدد من الأشخاص الذين يعيشون في فقر مدقع! (theeastafrican.co.ke 2019/02/06). ومما يثير السخرية، أنه حسب تقرير من ويلث ـ إكس فإن أعلى دولة ستنتج أصحاب ملايين جددا بأعلى معدل خلال السنوات الخمس القادمة في أفريقيا هي نيجيريا! (africabriefing.org 2019/01/22) إن مصير كينيا الحالي والمستقبلي هو كمصير نيجيريا تماما، حيث إن كلتيهما ليستا سوى دول رأسمالية علمانية عميلة لبريطانيا ولا يهتم رؤساؤها سوى بخدمة أسيادهم بإخلاص وذلك بتطبيق السياسات والتشريعات التي تخدم مصالحهم!

لهذا على كينيا أن تدرك حقا معنى أن تحقق استغلالا لمصادرها الطبيعية يرفع من الربح لحد أقصى دون أن تساوم على مصالح أجيالها القادمة. يجب عليها أن تقطع الروابط الاستعمارية من خلال سحب ترخيص الشركات متعددة الجنسيات الاستعمارية والتي تستولي على مصادرها الطبيعية الغنية وتخرجها من أراضيها. حيث إنهم ومن خلال مبدئهم العلماني الشرير الفاسد وأنظمتهم الحقيرة كالديمقراطية والليبرالية الاجتماعية والاقتصاد القائم على المصالح، هذا إضافة إلى غيرهم كانوا هم أساس الركود السياسي والاقتصادي والتعليمي في كينيا وفي العالم بشكل عام. ومن هنا فإننا ندعو مثقفي كينيا إلى الانخراط في الدعوة إلى اتباع الطريقة الإسلامية في الحياة من خلال إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. فالخلافة هي الحل الوحيد لضمان الحرية الحقيقية ليس لكينيا فحسب بل وللعالم بأسره. حيث إن الخلافة ستعمل على تطبيق الشريعة الإسلامية (القرآن والسنة) وستتخلص من كل التشريعات الأخرى الفاسدة. وستنظر لرعاياها نظرة إنسانية بغض النظر عن دينهم ولونهم، وستتمتع بالهدوء والتطور والازدهار الحقيقي من خلال التوزيع العادل للمصادر الطبيعية الموجودة في دولة الخلافة عوضا عن تداولها بين الأغنياء فقط كما نشهد اليوم في ظل هذا العالم القائم على المصالح والمنفعة تحت الرأسمالية العلمانية!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

علي ناصورو علي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı