تسخيف العظائم وتعظيم السخائف!
تسخيف العظائم وتعظيم السخائف!

الخبر:   ما زالت مواقع التواصل ومنابر الإعلام العربي تتناول خبر فوز منتخب المغرب لكرة القدم على منتخبي إسبانيا والبرتغال على التوالي في كأس العالم في قطر، وتنقل تلك المواقع مظاهر الفرح والسرور من العامة والخاصة بهذا الحدث، الذي يوصف بأنه تاريخي، ويبذل بعض المدونين جهدا بالغا في استنباط ومضات الخير من مجريات الأحداث، ودلائل ما يعتبرونه وحدة مشاعر الأمة وشوقها للنصر على الأعداء، وهزيمة معنوية للاستعمار الأوروبي، تمهد لهزيمة عسكرية وحضارية مستقبلية. 

0:00 0:00
Speed:
December 12, 2022

تسخيف العظائم وتعظيم السخائف!

تسخيف العظائم وتعظيم السخائف!

الخبر:

ما زالت مواقع التواصل ومنابر الإعلام العربي تتناول خبر فوز منتخب المغرب لكرة القدم على منتخبي إسبانيا والبرتغال على التوالي في كأس العالم في قطر، وتنقل تلك المواقع مظاهر الفرح والسرور من العامة والخاصة بهذا الحدث، الذي يوصف بأنه تاريخي، ويبذل بعض المدونين جهدا بالغا في استنباط ومضات الخير من مجريات الأحداث، ودلائل ما يعتبرونه وحدة مشاعر الأمة وشوقها للنصر على الأعداء، وهزيمة معنوية للاستعمار الأوروبي، تمهد لهزيمة عسكرية وحضارية مستقبلية.

التعليق:

على المسلم الواعي أن يتنبه للحقائق التالية:

1- إن من أخطر المؤامرات الغربية على الشعوب والتي يضعها ويديرها مفكرون استراتيجيون وتوصي بها مراكز أبحاثهم المتخصصة، هي تدمير القدرة على التفكير المنتج عند الشعوب وتشتيت انتباهها عن القضايا المصيرية والأهداف العليا، وتدجينهم بمفاهيم التعامل مع الواقع السيئ من منطلق العجز عن التغيير واليأس من الطرق العملية المنتجة، والاستعاضة عنها ببدائل متاحة، تشكل متنفسا للضغط النفسي والغضب والاحتقان، ثم الاكتفاء بإبداء السخط والتعبير عنه بالوسائل المختلفة وبأسقف مختلفة، ما يصنع شعوبا سهلة الانقياد، سهلة التخدير، تؤدي ما عليها وترضى بالقليل المتاح.

ومن مواسم الاختبارات الميدانية لهذا الترويض على تفجير المشاعر والطاقات، وتنفيس الحماسة والعواطف في سفاسف الأمور وسخيفها، كأس العالم لكرة القدم، الذي فرض نفسه مقياسا لعلو شأن الأمم، فبه يُرفع الرأس وله تذرف دموع الرجال، في الوقت ذاته الذي تحل المصائب بالشعوب من كل صوب وفي كل القضايا تقريبا.

2- لو جاز لأمة أن تقع في فخ هذه المؤامرة لما جاز لأمة الإسلام أن يخدعها أعداؤها بحملها على جعل اللعب جداً والجد لعباً، واستخراج الفرح المخدر على الربح في اللعب واللهو، من قلوب الذين يُنتهك دينهم وعرضهم وتسلب أرضهم ويذلهم حكامهم بالوكالة عن أعدائهم.

3- هناك فرق بين رياضة كرة القدم المباحة في أصلها والمفيدة جسديا لمن يمارسها ضمن حد ينضبط بأولويات المسلم في الحياة، وبين صناعة السخافة وتقزيم الغايات التي تدار بخبث منقطع النظير من قبل عقول شيطانية، في كأس العالم ومثيلاته من المسابقات.

4- لو جاز للأطفال ومن في حكمهم من العوام أن يجعلوا فوز فريق المغرب على فرق دول استعمارية، شاركت وما زالت في نهب ثروات الأمة والمباشرة والإعانة على سفك دمائنا، فوزا لأمة الإسلام، بذريعة التشفي من الأعداء ولو في خسارة لعبة، لما جاز للفضلاء وذوي الهيئات من العلماء والدعاة أن يقعوا بسهولة في فخ التطبيع مع العدو، وتهنئة الأمة الإسلامية على الربح في ملاعبة ممثلي أعدائنا وقاتلينا، لأن الأصل فيهم أنهم قادة ومرشدون وليسوا ريشة تتقاذفها مشاعر الجماهير.

5- إن محاولة بعض الفضلاء استخراج مظاهر الخير في الجريمة التي تجري في قطر، من مثل الحديث عن مشاعر الوحدة الإسلامية، أو رفض التطبيع مع كيان يهود برفع علم فلسطين ومقاطعة إعلاميي العدو، أو سجود اللاعبين شكرا لله، والتركيز على هذه الحالات وإبرازها، لهو نوع من الخداع وتزييف الحقائق وإن لم يقصدوه، ومزيد من الوقوع في فخ التسخيف الذي نصبه الأعداء، فكيف للعاقل أن يجمع بين رفض التطبيع مع يهود وحب فلسطين وبين شكر حكام قطر الذين كرسوا قواعدهم وأموالهم وإعلامهم للتمكين ليهود وحلفائهم من أمريكان وأوروبيين؟ وكيف تجمع الجماهير وحدة المشاعر على الإسلام، والموضوع هو ملاعبة لفرق تمثل أعداء الإسلام؟ وما معنى السجود لله في أمر يسخط الله؟ وأين الإسلام وأحكامه من كل ما يجري؟

6- إن في كأس العالم وأمثاله من المسابقات معركتين اثنتين؛ معركة تافهة سخيفة تجري بين الفرق في الملاعب، وتنتهي نشوة السكر من الانتصار فيها بعد انقضاء موسم الاستهبال والاستغفال هذا، ومعركة أخرى جد مصيرية، محلها ليس الأرجل والملاعب، بل العقول والمشاعر، ونتائجها لا تحسب بالأرقام، وإنما تظهر في المزيد من غياب الوعي والتمييز وفهم الحقائق والتمسك بها، وفقدان القدرة على الموازنة بين الجد والهزل، وبين الصديق والعدو، وهذه معركة للأسف لا يزال ينتصر فيها شياطين السياسة الغربيون على مئات ملايين البشر، فلأي شيء يا ترى يفرح المهزومون؟!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الشيخ عدنان مزيان

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı