تذوق العسل لا يكون بالنظر إليه يا أردوغان
تذوق العسل لا يكون بالنظر إليه يا أردوغان

الخبر: قال رئيس الجمهورية أردوغان إنه يريد أن يجعل من عام 2021 عام ارتقاء في كل المجالات، وأضاف قائلا لكي نصل إلى أهدافنا بشكل أفضل فإننا مصممون على أن نجعل من بلدنا بيئة مناسبة للاستثمار والإنتاج والحريات وذلك بفضل الإصلاحات التي سنقوم بها في المجالين الاقتصادي والقانوني. (يني شفق 2021/01/03)

0:00 0:00
Speed:
January 08, 2021

تذوق العسل لا يكون بالنظر إليه يا أردوغان

تذوق العسل لا يكون بالنظر إليه يا أردوغان


الخبر:


قال رئيس الجمهورية أردوغان إنه يريد أن يجعل من عام 2021 عام ارتقاء في كل المجالات، وأضاف قائلا لكي نصل إلى أهدافنا بشكل أفضل فإننا مصممون على أن نجعل من بلدنا بيئة مناسبة للاستثمار والإنتاج والحريات وذلك بفضل الإصلاحات التي سنقوم بها في المجالين الاقتصادي والقانوني. (يني شفق 2021/01/03)

التعليق:


في شهر كانون الأول من العام 2019 وخلال حديث له قال أردوغان: "لن يقوى أحد على أن يحول دون هذا النهوض العظيم وهذه الصحوة الكبيرة وهذا الارتقاء الكبير بإذن الله." (مليت 2019/12/21)


لقد اعتاد أردوغان في كل عام والذي فقد الأمل أن يُمَنِّي الناس ويعدهم بمستقبل أفضل وذلك من خلال هذه الشعارات الجوفاء والخطابات العبثية والشوفينية و"الرغبات الجميلة" و"الأمنيات الجيدة" فهو يدغدغ مشاعر الرأي العام بهذه التصريحات الفارغة بينما سمعته في الحضيض.


أما الارتقاء الذي يتحدث عنه أردوغان فمن الناحية الاقتصادية شهدنا في تلك السنوات العجاف الطوابير الطويلة التي كانت تتجمع أمام خيام التنظيم، والزيادة الحادة في نسبة التضخم والعملات الصعبة والارتفاع المخيف في أسعار السلع والضرائب، ومن الناحية الاجتماعية فلقد شهدنا الجرائم المروعة ضد المرأة والعنف وجميع أنواع الجرائم والفجور وانتشار فكرة الربوبية والإلحاد بين شباب المسلمين واستغلال اللاجئين العزل الذين لجأوا إلى تركيا هربا من الظلم الذي عاشوه في بلادهم كورقة ابتزاز ضد الاتحاد الأوروبي، أما على الصعيد السياسي فقد رأينا العمالة حتى النخاع وزيادة الولاء والتبعية للولايات المتحدة الأمريكية والسكوت عن الإهانات المذلة التي وجهها رئيسها وإرسال القوات العسكرية إلى البلاد الإسلامية لحماية مصالحها، كما شهدنا كذلك قتال الإخوة لبعضهم بعضاً.


ونحن بدورنا نسأل؛ هل الارتقاء والنهوض يكونان فقط في إنتاج السلع والخدمات والتصدير وإنشاء الطرق والجسور؟ طبعا فإن الارتقاء بالنسبة لأردوغان هو الزيادة في المؤشرات الاقتصادية. فعلى سبيل المثال يقول أردوغان في أحد أحاديثه: إننا ملتزمون برفع نسبة صادراتنا إلى 500 مليار دولار. ولتحقيق هذا الهدف لا بد في البداية من زيادة إنتاجنا للسلع والخدمات على مستوى التنافس الدولي... كما ارتفع مؤشر الثقة الاقتصادية بنسبة 1.7 في المئة في تشرين الثاني ليصل إلى 91.3. وقد تجاوزت الزيادة في الشهرين الماضيين في هذا المجال 6 في المئة. عدد الشركات التي تم تأسيسها في تشرين الثاني - علما أنه كان يقول بأن جميع الشركات ستغلق - أعطيك الرقم الرسمي انتبه فلقد ارتفع بنسبة 10.2 بالمئة مقارنة بالعام الماضي. أما الانتعاش في أسواق الإسكان والسيارات فإن القاصي والداني قد علم به حيث زادت مبيعات المنازل بنسبة 54.4 في المئة خلال شهر تشرين الثاني، كما زادت مبيعات السيارات بنسبة 3.5 في المئة. (www.iletisim.gov 2019/12/21)


وهنا أيضا واضح جدا أن الارتقاء بالنسبة لأردوغان يعني فقط الزيادة في المؤشرات الاقتصادية والرسوم البيانية، فالذي ينظر من نافذة القصر فقط يرى كل شيء على ما يرام. إن تحول تركيا إلى سجن كبير ومئات الآلاف من الناس إلى سجناء فيه، وقطع الطلاب الطريق في المناطق الشرقية مشيا على الأقدام في الهواء البارد للاتصال بشبكة المعلومات التعليمية والأشخاص الذين يجمعون الفتات من القُمامة وانتحار الشباب بسبب الفقر والبطالة... كل هذا لا يمكن رؤيته من نافذة القصر.


لم يعد المسلمون يجدون كلمات أردوغان مقنعة، فهم يعلمون جيدا أن الأقوال لا بد أن تقترن بالأفعال وأن الأقوال الفارغة لا تسمن ولا تغني من جوع، وأن ارتقاء تركيا لا يكون بالكلام وحده، وأن الارتقاء على الطريقة العثمانية لا بد أن يكون بالوقوف على أسوار فينا وأخذ المبادرة في السياسة الدولية وأن يكون فاعلا لا بيدقا.


يجب أن يعلم أردوغان جيدا أن الطريق إلى النهوض وقيادة العالم كما حصل مع الأمويين والعباسيين والعثمانيين ليس بالرأسمالية العلمانية الفاسدة التي عفا عليها الزمن أو بالديمقراطية الفاسدة أو بالنظام الرئاسي الهجين الذي يتعارض مع عقيدة المسلمين، وإنما يكون بعقيدة الإسلام والنظام الاقتصادي ونظام الحكم المنبثقين عنها. ولهذا السبب قال اللورد كرزون: "لقد انتهت المسألة العثمانية إلى الأبد، لأننا قضينا على قوتها الروحية، حيث قضينا على الخلافة والإسلام".

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أرجان تكين باش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı