﴿وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ﴾
﴿وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ﴾

الخبر:   في 27 كانون الثاني/يناير، قامت قوات الأمن الروسية  (OMON)باقتحام اجتماع للجمعية العامة "تضامن القرم" في سوداك. ووفقاً لقوات الأمن (siloviki)، جاء بلاغ بأن "هناك اجتماعا مع وجود أسلحة في هذا العنوان". ( https://ru.krymr.com/a/29001734.html)

0:00 0:00
Speed:
February 06, 2018

﴿وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ﴾

﴿وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

الخبر:

في 27 كانون الثاني/يناير، قامت قوات الأمن الروسية  (OMON)باقتحام اجتماع للجمعية العامة "تضامن القرم" في سوداك. ووفقاً لقوات الأمن (siloviki)، جاء بلاغ بأن "هناك اجتماعا مع وجود أسلحة في هذا العنوان". ( https://ru.krymr.com/a/29001734.html)

التعليق:

من المعلوم أنه بعد ضم شبه جزيرة القرم في عام 2014، ومسلمو القرم، تتار القرم، يواجهون مرة أخرى قمعاً من أحفاد الأنظمة القيصرية والشيوعية. بعد ضم شبه جزيرة القرم، تمارس السلطات الروسية تنفيذ عمليات تفتيش جماعية للصحفيين المستقلين والناشطين المدنيين والنشطاء في مجلس تتار القرم وكذلك مسلمي القرم الذين يشتبه في ارتباطهم بالحزب السياسي العالمي "حزب التحرير"، المحظور في روسيا.

وكانت الحلقة الأخيرة هي محاولة تافهة من جانب السلطات الروسية لتعطيل الاجتماع الشهري للجمعية العامة "تضامن القرم"، الذي عقد في 27 كانون الثاني/يناير في سوداك.

وتجدر الإشارة إلى أن "تضامن القرم" يضم أقارب المحتجزين والمحامين والناشطين العامين والصحفيين في القرم. وعلى مدى السنوات القليلة الماضية، أصبحت هذه الجمعية العامة واحدة من أكثر المنصات نشاطاً من أجل التصدي السلمي للقمع الروسي.

مما لا شك فيه أن محاولة تعطيل اجتماع عادي لأشخاص عزل من قبل عدد كبير من قوات الأمن (siloviki) المدججين بالسلاح هو دليل واضح على ضعف الحكومة الروسية. على الرغم من أن فهمهم الحقيقي لما حصل على أنه دليل على القوة، ولكنه في الواقع ليس أكثر من مجرد دليل على عجزهم.

لقد شهدنا في الأشهر الأخيرة مظاهر وأشكالا عديدة لهذا العجز. فنحن نتذكر كيف حاولت روسيا (العظمى!) في نيسان/أبريل 2017، إخفاء مكان وجود المعتقلين لما يسمى بالجرائم الإدارية، محاولةً بهذه الطريقة حماية الوضع عندما اجتمع هؤلاء الناس، بعد إطلاق سراحهم، بعشرات، إن لم يكن مئات الناس على سلالم مرافق الاحتجاز المؤقت.

كما رأينا كيف أنهم أبقوا زوجات المعتقلين في حزب التحرير لساعات دون أي سبب بعد عودتهم من منطقة خيرسون إلى شبه جزيرة القرم في 8 تشرين الثاني/نوفمبر 2017.

وفي وقت سابق، وفي محاولة لمنع التغطية العامة ومنع كشف عمليات التفتيش والاعتقالات غير المشروعة، بدأوا بتوريط أولئك الذين تم جمعهم نتيجة عمليات التفتيش هذه واعتقال المسلمين العاديين وتحميلهم المسؤولية الإدارية بأنهم ينظمون تجمعاً مزعوماً غير مأذون به. على ماذا حصلوا في النهاية؟ فسابقاً كان يأتي عشرون شخصاً إلى عمليات الاعتقال والتفتيش المماثلة، واليوم يأتي المئات!

وفي تشرين الأول/أكتوبر 2017، ذهب ما يقرب من 100 مسلم إلى المخافر وأماكن الاعتقالات لإدانة التعسف من قبل أحفاد الأنظمة القيصرية والشيوعية. فقررت السلطات الروسية أن تحملهم المسؤولية الإدارية (الغرامات) عن القيام بحدث عام غير مأذون به. وحتى تشبع رغبتها في حرمان أولئك الأشخاص الذين تم تغريمهم من الحماية في المحاكم، إدراكاً منها بأن عدد المحامين الصادقين في شبه جزيرة القرم محدود، عينوا أكثر من 70 جلسة محاكمة في يوم واحد (18 كانون الأول/ديسمبر 2017) في مدن مختلفة من شبه جزيرة القرم. فماذا كانت النتيجة؟ لقد كان محامو الدفاع في هذا اليوم من المسلمين العاديين الذين وافقوا على الدفاع عن زملائهم المسلمين لأول مرة في حياتهم دون تعليم قانوني.

هذه ليست سوى بعض الحلقات والأمثلة، ففي الواقع، ولمدة 4 سنوات منذ ضم القرم، كانت هناك العديد من الأمثلة من هذا القبيل من جانب روسيا.

كل هذا دليل على الضعف الأيديولوجي للحكومة الروسية، فعندما يكون ذلك على خلاف أيديولوجي مع ارتكاب فوضى وقمع غير شرعي، فإنه لا يمكن أن يصطدم بأي شيء باستثناء قمع أكبر، والذي في النهاية يأخذ مثل هذا المظهر السخيف والتافه.

في الواقع، لقد فشلت محاولات روسيا فشلاً ذريعاً في خلق إرهابيين ومتطرفين من المسلمين في شبه جزيرة القرم. لقد أصبح من الواضح للجميع في شبه جزيرة القرم وفي جميع أنحاء العالم أن كل القصص عن الإرهاب لا علاقة لها بالواقع، لأن عشرات المئات من الناس لا يأتون لاحتجاز الإرهابيين الحقيقيين وغيرهم من الأشخاص الذين يهددون الأمن والمجتمع.

إن هذه اللامبالاة من قبل المسلمين بمعاناة المسلمين الآخرين لا تتفق مع ما يجب أن تكون عليه أمة محمد r، فكما قال رسول الله r: «مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ، وَتَرَاحُمِهِمْ، وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى».

نسأل الله أن يزيد من وحدة المسلمين، وأن يقلب مخططات النظام الروسي الإجرامي، ونسأله تعالى أن نرى المسلمين في شبه جزيرة القرم يتمسكون أكثر بحبل الإسلام، لأن الإسلام هو الفكرة الصحيحة الوحيدة التي ستنقذ أهلنا في القرم. نسأله تعالى أن يعجل بإقامة الخلافة الثانية على منهاج النبوة، بحيث تكون حامية للمسلمين في كل مكان في العالم وليس مجرد شعار في أفواه ما يسمى بحكام المسلمين الحاليين، سوف يصبح الأمان حقيقةً للمسلمين يتحقق خلف درع الخليفة الذي سيقود هذه الدولة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فضل أمزاييف

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı