وحده النظام الاقتصادي الإسلامي في ظل الخلافة سينقذ كينيا والعالم بأسره من فخ الديون القائمة على الربا
وحده النظام الاقتصادي الإسلامي في ظل الخلافة سينقذ كينيا والعالم بأسره من فخ الديون القائمة على الربا

الخبر:   وصل الدين العام في كينيا إلى مستوى مرتفع بلغ 8.4 تريليون شلن ويرتفع بتسارع نحو السقف البالغ 9 تريليون شلن حيث تسعى الحكومة إلى زيادة الاقتراض في معركتها ضد كوفيد-19، وهو ما يزيد قليلاً عن ثلاثة أرباع إجمالي الناتج الاقتصادي للبلاد، المعروف تقنياً باسم الناتج المحلي الإجمالي. في تقرير بعنوان ما بعد كوفيد-19 لاستراتيجية التعافي الاقتصادي 2020-2022، أشارت الخزانة الوطنية إلى أنه في آب/أغسطس 2020 بلغ رصيد الدين العام 7.06 تريليون شلن، 69.2 في المائة من الناتج المحلي الإجمالي. وفي تشرين الثاني/نوفمبر 2020، قالت وزارة الخزانة في ورقتها: "يُترجم هذا إلى جانب الدين غير المنفق الملتزم به والبالغ 1.35 تريليون شلن إلى رصيد من الدين العام يبلغ 8.41 تريليون شلن مقابل سقف يبلغ 9 تريليون شلن، مما يعني وجود مساحة محدودة للاقتراض الإضافي".

0:00 0:00
Speed:
January 03, 2021

وحده النظام الاقتصادي الإسلامي في ظل الخلافة سينقذ كينيا والعالم بأسره من فخ الديون القائمة على الربا

وحده النظام الاقتصادي الإسلامي في ظل الخلافة سينقذ كينيا والعالم بأسره من فخ الديون القائمة على الربا

(مترجم)

الخبر:

وصل الدين العام في كينيا إلى مستوى مرتفع بلغ 8.4 تريليون شلن ويرتفع بتسارع نحو السقف البالغ 9 تريليون شلن حيث تسعى الحكومة إلى زيادة الاقتراض في معركتها ضد كوفيد-19، وهو ما يزيد قليلاً عن ثلاثة أرباع إجمالي الناتج الاقتصادي للبلاد، المعروف تقنياً باسم الناتج المحلي الإجمالي. في تقرير بعنوان ما بعد كوفيد-19 لاستراتيجية التعافي الاقتصادي 2020-2022، أشارت الخزانة الوطنية إلى أنه في آب/أغسطس 2020 بلغ رصيد الدين العام 7.06 تريليون شلن، 69.2 في المائة من الناتج المحلي الإجمالي. وفي تشرين الثاني/نوفمبر 2020، قالت وزارة الخزانة في ورقتها: "يُترجم هذا إلى جانب الدين غير المنفق الملتزم به والبالغ 1.35 تريليون شلن إلى رصيد من الدين العام يبلغ 8.41 تريليون شلن مقابل سقف يبلغ 9 تريليون شلن، مما يعني وجود مساحة محدودة للاقتراض الإضافي".

التعليق:

تحكي هذه الأرقام قصة حزينة عن كيف تتأرجح كينيا فيها على حافة الانهيار المالي وستستمر في مواجهة صعوبات في خدمة قروضها. والأمر الأكثر إثارة للقلق هو أن هذه الأرقام تترجم أن كل شخص كيني، بما في ذلك أولئك الذين ولدوا الآن، مدينون لدائنين بما لا يقل عن 139000 شلن كيني. وتوقّع مقال من صحيفة بيزنس ديلي الكينية أن معدل الاقتراض في كينيا في ظل الإدارة الحالية سيكون 2.5 مليار شلن في اليوم حتى الانتخابات القادمة. وهذا يعني أن ما يقرب من 60 في المائة من الضرائب ستلتزم بسداد الديون، مما يترك القليل من المال للبرامج العاجلة مثل إصلاح القطاع الصحي المتعثر. ومن أجل مواكبة جدول السداد الحاد هذا، ستطبق الدولة بالتأكيد نظاماً ضريبياً أكثر صرامةً، نظاماً قد يضغط على الشركات أكثر ويقوّض مستقبل الشركات في كينيا.

يجادل الخبراء الماليون في الاقتصاد الرأسمالي بأن الدّين ليس بالضرورة ضاراً للاقتصاد، إذا تزامن مع دورات الأعمال، حيث يمكن أن يحقق الاستقرار في الاقتصاد ويعزّز النمو الاقتصادي. ومع ذلك، فهم لا ينكرون حقيقة أن الربا وأصول السداد على الديون الخارجية تتم بالعملة الأجنبية التي تستنزف بالتأكيد احتياطيات النقد الأجنبي للبلد وقد تخفض قيمة العملة المحلية. بالإضافة إلى ذلك، تؤدي العملة الضعيفة إلى ارتفاع معدلات التضخم على المدى الطويل لأنها تكلف البلاد أكثر من أجل استيراد ما تحتاجه للإنتاج والاستهلاك. علاوةً على ذلك، من خلال القروض الخارجية، تعزز الدول الغربية الجشعة استعمارها الاقتصادي لدول العالم الثالث التي أصبحت غير مستقرة اقتصادياً وغير قادرة على تمويل مشاريعها التنموية الخاصة بها، ومع ذلك تدعي أنها مستقلة.

إنّ سياسات الليبرالية الجديدة وكذلك المؤسسات المالية مثل المؤسسات المعروفة باسم إجماع واشنطن (لوجود مقرها في واشنطن العاصمة)، تم فرض سياسات التكيف الهيكلي (SAPs) من القوى الغربية على دول مثل كينيا لضمان سداد الديون وإعادة الهيكلة الاقتصادية. لكن الطريقة التي حدث بها ذلك تطلبت من الدول الفقيرة خفض الإنفاق على أشياء مثل الصحة والتعليم والتنمية، في حين تم إعطاء الأولوية لسداد الديون والسياسات الاقتصادية الأخرى. في الواقع، طالب صندوق النقد الدولي والبنك الدولي الدول الفقيرة بخفض مستوى معيشة شعوبها.

يمكن القضاء على وحش الاقتراض بنظام اقتصادي يقضي تماماً على جميع أشكال الاقتصاد الربوي، هذا التغيير يكمن في النظام الاقتصادي الإسلامي، وهو نموذج اقتصادي فريد لا يسمح بالربا. إنّه نظام يستخدم الموارد في المصلحة العامة. وعلاوةً على ذلك، فإن الوضع يتطلب قيادة مسؤولة ومستقلة لا يمكن للمؤسسات المالية الأجنبية أن تسيطر عليها وتجعلها رهينة. تلك القيادة هي الخلافة دولة مستقلة وسياساتها الداخلية والخارجية خالية من النفوذ الأجنبي. إن دولة الخلافة هي التي ستحرّر العالم بأسره من الاقتصاد الليبرالي الباطل، وتحمي البشرية من الاستعباد الاقتصادي للرأسماليين الجشعين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شعبان معلم

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı