وهكذا يظل الغرب الكافر راكباً رأسه حتى يتحطم على صخرة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بإذن الله
وهكذا يظل الغرب الكافر راكباً رأسه حتى يتحطم على صخرة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بإذن الله

الخبر:   لفتت الإعلامية جيهان شعراوي، إلى أن الدراسات أكدت أن مصر تأتي ضمن أسوأ 10 دول العالم في المساواة بين الرجل والمرأة.

0:00 0:00
Speed:
April 16, 2016

وهكذا يظل الغرب الكافر راكباً رأسه حتى يتحطم على صخرة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بإذن الله

وهكذا يظل الغرب الكافر راكباً رأسه حتى يتحطم

على صخرة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بإذن الله

الخبر:

لفتت الإعلامية جيهان شعراوي، إلى أن الدراسات أكدت أن مصر تأتي ضمن أسوأ 10 دول العالم في المساواة بين الرجل والمرأة.

كما تابعت شعراوي، خلال برنامج «تحيا الستات» على إذاعة «راديو مصر»، أنه على المستوى الاقتصادي احتلت مصر المركز 139 على مستوى العالم من حيث مشاركة النساء في القوى العاملة... (وكالة أخبار المرأة)

التعليق:

نتساءل: من الذي أهان المرأة بهذا الشكل؟ أهو ربّها الرحيم الكريم الذي يعلم من خلق وهو اللطيف الخبير، القائل: ﴿ولقد كرمنا بني آدم﴾، أم هو النظام الرأسمالي الذي أرادها أن تكون سلعة تمتهن وتهان، فإذا انتهت مدة صلاحيتها ضرب بها وجه الثرى؟

يقول النبي e: «إنما النساء شقائق الرجال» رواه أحمد والترمذي وحسنه. كما مُدحت المرأة المسلمة، عند الأخيار فقيل فيها: أهلا وسهلا بعقيلة النساء.. وأم الأبناء.. وجالبة الأصهار.. والأولاد الأطهار. وشبّه بعضهم أن الرجل والمرأة يكمّلان اليوم مثل الليل والنهار ﴿وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى * وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى﴾.

فمن الغريب أن نجد في هذا العصر من "النخبة المزعومة" من يرفض الخروج من قوقعة المشكلة التي أراد الغرب أن يحصرنا فيها! إذ بقي موضوع المساواة قائم الطرح والجدال رافضين الاعتراف بأن النظام الرأسمالي هو سبب معاناة المرأة وشقائها في عقر دار الرأسمالية أمريكا وأوروبا. فعَبَدةُ الغرب الذين يولون وجوههم شطره يوحون إلينا أن نساء الغرب ينعمن بالمساواة العظمى مع الرجل، ولكن الحقيقة الماثلة للعيان تقول غير ذلك؛ إذ تدلّ الإحصاءات على عكس ما تروج له أبواق الغرب المضللة وتتشدق به.

فعلى سبيل المثال: قالت منظمة العمل الدولية إن الفجوة الأكبر في الأجور بين الجنسين موجودة في الولايات المتحدة حيث تتقاضى المرأة 64.20 دولاراً في المتوسط مقابل كل 100 دولار يحصل عليها الرجل، مبررة ذلك بعوامل مثل الإنتاجية الأكبر للرجال أو التعليم أو الخبرة، وبيّن التقرير أن أوروبا وأمريكا وروسيا لا تمنح النساء رواتب مساوية للرجال.

كما نشرت مجلة التايم الأمريكية أن 6 ملايين زوجة في أمريكا يتعرضن لحوادث من جانب الزوج كل عام، وأن رجال الشرطة يقضون ثلث وقتهم للرد على مكالمات حوادث العنف المنزلي.

وبخصوص المساواة أشارت دراسة أمريكية إلى أن 79% يقومون بضرب النساء، وكانت الدراسة قد اعتمدت على استفتاء أجراه د. جون بيرير الأستاذ المساعد لعلم النفس في جامعة كارولينا الجنوبية بين عدد من طلابه المستعدين لتعنيف النساء، فإذا كان هذا بين طلبة الجامعة فكيف بمن هم دونهم تعليماً؟!

وبعد، فإننا في غنى عن ذكر تلك الإحصاءات لعلمنا بأنه ليس في النظام الرأسمالي من خير...


ولكن نفراً من بني جلدتنا غير قليل لا يقع منهم الدليل موقعه إلا إذا نسب إلى الغرب، فها هو الغرب تتعالى صيحاته من إهانة المرأة فهل من مدكر؟

يقول الله تعالى: ﴿وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ﴾ وقال، ﴿الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ﴾. وما من شك في أن الرجل قد اختص بخصائص عديدة تؤهله للقيام بهذه المهمة الجليلة ألا وهي القوامة، وأنها أمر يأمر به الشرع، وتقره الفطرة السوية، والعقول السليمة.

فأين النظام الرأسمالي الذي يطالب المرأة بترقيع الاقتصاد من نظام الإسلام العادل السماوي، فالنظم العلمانية لا ترعى للمرأة كرامتها، حيث يتبرأ الأب من ابنته حين تبلغ سن 18 أو أقل حتى لا ينفق عليها لتخرج هائمة على وجهها تبحث عن مأوى يسترها، ولقمة تسد جوعتها، وربما كان ذلك على حساب الشرف والأخلاق والدين يعبث بها كل ساقط فذلك سر السعادة عندهم! وإلا لماذا لا تُقبل عندهم إلا الحسناء الجميلة أو الأنيقة التي لا تتجاوز سن الشباب؟

إن المرأة في الإسلام تسعد في دنياها مع أسرتها وفي كنف والديها، ورعاية زوجها، وبر أبنائها سواء في حال طفولتها، أو شبابها، أو هرمها وإن كان هناك من تقصير في حق المرأة في بعض بلاد المسلمين فبسبب غياب دولة الإسلام التي ترعى شؤونها وتعيد لها حقها وتصون عرضها، وعلاج هذا الظلم المسلط عليها إنما يكون في دورها السياسي كحاملة دعوة تعمل لاستئناف الحياة الإسلامية بإقامة الخلافة.

فالخلافة هي نموذج مضيء لحقوق المرأة ودورها السياسي، هذه القضية المصيرية التي ينبغي للمرأة أن تلتفت لها لا أن تجتر فكرة المساواة الجوفاء التي يسوقها الغرب إليها! فمنزلتها في الإسلام على سبيل الإجمال: صراع فكري وكفاح سياسي، عفة وصيانة، مودة ورحمة، تنشئة للأجيال وقول سديد، إلى غير ذلك من الأعمال السامية.

وهكذا يظل الغرب الكافر راكباً رأسه حتى يتحطم على صخرة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بإذن الله، وتظلّ المسلمة مطمئنة بالإيمان عاملة لمرضاة الله مستسلمة لأمره، واثقة في نصره.

ولن تستطيع ممارساتُ دعاة المساواة صدّنا عن العمل لإقامتها، فهي تاج الفروض وبها تنتهي مآسينا وبها يطبق شرع الله فينا، وهي وعد الله: ﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ﴾، وهي بشرى رسول الله e «... ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ».

هذه هي الخلافة وهذا هو الحق ﴿فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ﴾؟

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم خديجة بن حميدة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı