وجه عواصفك لتحرير الأقصى يا (سلمان الحزم) إن كنت صادقا!
وجه عواصفك لتحرير الأقصى يا (سلمان الحزم) إن كنت صادقا!

"شهيدان و3 قتلى إسرائيليين وعشرات الجرحى"...

0:00 0:00
Speed:
October 15, 2015

وجه عواصفك لتحرير الأقصى يا (سلمان الحزم) إن كنت صادقا!

خبر وتعليق

وجه عواصفك لتحرير الأقصى يا (سلمان الحزم) إن كنت صادقا!


الخبر:


"شهيدان و3 قتلى إسرائيليين وعشرات الجرحى" (عكاظ 2015/10/14)

التعليق:


شهران فقط هي المدة التي احتاجها سلمان بن عبد العزيز منذ توليه الحكم لتحريك جيوشه للقتال في اليمن، صفّق أبواق الإعلام للـ"بطل المغوار" الذي يريد أن يحرر اليمن من "البغاة الخارجين على الشرعية" وكبّر مشايخه ورفعوا أكف الدعاء وسكبوا دموع الفرح والخشوع لناصر العقيدة ونصير المظلومين "سلمان الحزم" كما أسموه ووصفوه!..


ولكن يأبى الله إلا أن يفضح المنافقين، فما هي إلا أيام قليلة حتى ينتهك الصهاينة المحتلون إخوة القردة والخنازير دماء المسلمين وأعراضهم وأقصاهم، اقتحموا الأقصى وقتلوا الرجال والنساء، واعتقلوا المرابطين والمرابطات، وحرقوا الأطفال وانتهكوا المقدسات.. وسلمان حزمهم لا يسمع ولا يعصف ولا يحزم.. وإعلامه أبكم أخرس لا يذكر الأقصى وفلسطين إلا في صفحاته الداخلية وعلى استحياء، أما مشايخه فلعل أمثلهم طريقة من كتب تغريدة أو دعاء... وتلك نصرتهم للأقصى وللمسلمين الضعفاء!..


إن الحقيقة هي أن من يريد نصرة المسلمين لا يفرق بين مسلمي اليمن ومسلمي فلسطين، إن الحقيقة هي أن من يريد حماية المقدسات لا يفرق بين الكعبة والأقصى، إن الحقيقة هي أن من يريد إنقاذ بلاد المسلمين لا يفرق بين صنعاء والقدس، بل القدس أعظم عند الله، إن الحقيقة هي أن من يريد دفع العدوان عن بلاد المسلمين لن يميز بين عدوان فارسي وعدوان يهودي، بل اليهود شرّ خلق الله، إن الحقيقة أن من يريد تحرير بلاد المسلمين فأولى البلاد بالتحرير هي الأرض المقدسة المباركة التي ترزح تحت وطأة الاحتلال الصهيوني منذ عقود ولا حزم عصف له ولا أمل..


فالحقيقة أن من يريد أن ينصر المسلمين حقا ومن يريد أن يعلن الجهاد حقا ومن يريد أن يحرر مقدسات المسلمين حقا ستكون قبلته الأولى هي المسجد الأقصى... ولكن من يريد أن يقوم بذلك فلن يقوم حتما بمشاركة الكفار الأمريكان في حربهم ضد المسلمين في العراق والشام بحجة محاربة الإرهاب، ولن يسكت عن قتل بشار للمسلمين في الشام كل هذا الوقت، ولن يشارك الروس حربهم على المسلمين في الشام، بل يشاركهم تخوفاتهم من قيام خلافة إسلامية هناك، كما أنه لن يرضى بالسكوت على جرائم الاحتلال الصهيوني لأرض الإسراء والمعراج..


الحقيقة إذن أن من يريد نصر المسلمين حقا، ليس هو سلمان ولا أحدٌ من هؤلاء الحكام الرويبضات، فمثلهم ليس سوى إمعة يأمره أسياده الأمريكان فينفذ، وهذا ما كان من أمر سلمان حيث أمروه بحرب اليمن وحددوا لها أهدافها، فقضوا بأيديه على جيشها والبنية التحتية فيها، ونسفوا البشر والشجر والحجر وأعادوها سنوات للوراء، سنوات تظن أمريكا أنها تؤخر بها قيام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، وهم الآن يأمرونه بتمويل الحرب على المسلمين المجاهدين في الشام وإعانة المجرمين في قتال المسلمين، ولا عجب أنهم يحاربون بحجة مكافحة إيران في اليمن في الوقت ذاته الذي يتشاركون فيه مع إيران في قتل المسلمين في الشام والعراق، كيف لا وآمرهم وسيدهم واحد، كيف لا وهم ليسوا إلا أدوات تنفذ ما تؤمر به دون تفكير ولا تفسير، فكيف إذن سينتصرون للأقصى وينتفضون للمقدسات، هل ينتظرون أن تأمرهم أمريكا بنصرة المسلمين وحماية مقدساتهم!!...


لم يكن سلمان هو من أمر بحرب اليمن، بل أمره أسياده فنفذ، ولم يعلم كيف بدأت وانتهت عاصفة الحزم، ولا يعلم إلى أين تسير الأمور هناك ومتى ستنتهي لأن هذه كلها ليست قراراته وإنما قرارات أسياده الأمريكان فسلطانه وأمانه بأيديهم، ولا همّ له إلا رضاهم، ولا يعلم إلى أين تسير الأوضاع في الشام ولا إلى ماذا ستصل الأحداث في فلسطين بل لا يعلم إلى أين تسير الأوضاع في بلاد الحرمين التي تتعرض لهزات تلو الهزات في اقتصادها وجيشها وسياستها.. فهو ينتظر في كل ذلك الأوامر كي ينفذ ومن كان هذا حاله سقط عن المسلمين سلطانه لو كان له سلطان عليهم أصلا، فما بالكم بمن كان مسلطا على رقابهم ولا شرعية له عليهم..


ليس غريبا أن لا يتحرك "سلمان الحزم" لنصرة المسلمين في الأقصى وفلسطين، وليس غريبا أن يشارك في قتل المسلمين في الشام والعراق، وليس غريبا أن ينفذ مخططات أسياده في اليمن، لأنه ليس إلا عميلا مخلصا ينفذ أجندات من وظفه.. ولكن الغريب كل الغرابة كيف لا يفكر أبناء بلاد الحرمين الشريفين في إبراء ذمتهم أمام الله بإعداد إجابة يجيبونها يوم الحساب عندما يُسألون: ماذا فعلتم للأقصى وكيف سكتّم عن كل هذه الجرائم؟..

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد بن إبراهيم - بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı