وقف إطلاق النار بين حماس وكيان يهود الغاصب
وقف إطلاق النار بين حماس وكيان يهود الغاصب

الخبر:   دخل اتّفاق وقف إطلاق النّار لمدة أربعة أيام بين حماس وكيان يهود الغاصب حيّز التنفيذ في 24 تشرين الثاني/نوفمبر، والذي شمل إطلاق سراح 50 محتجزاً يهودياً مقابل 150 سجيناً فلسطينياً ووصول الوقود والمساعدات الإنسانية إلى غزة.

0:00 0:00
Speed:
December 06, 2023

وقف إطلاق النار بين حماس وكيان يهود الغاصب

وقف إطلاق النار بين حماس وكيان يهود الغاصب

(مترجم)

الخبر:

دخل اتّفاق وقف إطلاق النّار لمدة أربعة أيام بين حماس وكيان يهود الغاصب حيّز التنفيذ في 24 تشرين الثاني/نوفمبر، والذي شمل إطلاق سراح 50 محتجزاً يهودياً مقابل 150 سجيناً فلسطينياً ووصول الوقود والمساعدات الإنسانية إلى غزة.

التعليق:

إن إيقاف حرب الـ49 يوماً بين كيان يهود الغاصب وكتائب القسام، الجناح العسكري لحركة حماس، منذ 7 تشرين الأول/أكتوبر، مع وقف إطلاق النار لمدة 4 أيام، هو بلا شك مؤشّر على نجاح كتائب القسام وأهل غزة، وإشارة إلى أن كيان يهود الغاصب في وضع صعب.

ويبرز هذا النجاح في جوانب عدة:

1- وجهت مجموعة صغيرة من المسلمين ذات موارد محدودة ضربة قوية لكيان يهود الغاصب، وأنهت وَهْمَ "الجيش الذي لا يقهر"، وكشفت ضعفه وهشاشته، ودمّرت ثقته بنفسه وشعوره بالتفوق.

2- لأول مرة يشهد العالم كله الاحتلال والتهجير والمجازر والفظائع التي يعيشها الشعب الفلسطيني منذ 75 عاما، لكنها كانت مخفية ومرعبة. لقد شهدت الإبادة الجماعية التي نفذها كيان يهود في غزة بمجازر وحشية وهمجية لا تلتزم بأي قيم. إن هذه الحقائق المروعة، التي رأتها البشرية بوضوح، أنهت النظرة إلى يهود كشعب مظلوم تعرّض للإبادة الجماعية، وأظهرت لها مدى خطورة تهديد كيان يهود الغاصب ليس فقط على فلسطين، ولا على المسلمين وحدهم، بل على البشرية جمعاء.

3- لقد أظهرت أحداث 7 تشرين الأول/أكتوبر للشعوب الإسلامية أن حكامها لا يمثلونها، ومدى انفصالهم عنها وابتعادهم عنها في المشاعر والأفكار، وجعلتهم يدركون الانفصال الكبير والفجوة العميقة بينهم وبين من يحكمهم.

وجعلتهم يدركون كيف حبسهم الغرب الكافر الاستعماري في بلدانهم من خلال هؤلاء الحكام، وكيف قطعوهم عن الأمة، وكيف منعوهم من التحرّك وكيف أوقفوهم.

لقد علمت شعوب المسلمين أن هؤلاء الحكام لا يتّخذون أي خطوات ملموسة في مواجهة ما يحدث في غزة، وأن كيان يهود المحتل يستطيع أن يواصل مجازره في غزة بشجاعة يكتسبها من صمت هذه الأنظمة، وأن هذه الأنظمة هي جزءٌ لا يتجزأ من مشكلة كيان يهود الغاصب، وأنه لا بدّ من التخلص من هذه الأنظمة من أجل تحرير فلسطين.

4- وبدعمها لكيان يهود، كشفت الدول الغربية، وخاصة أمريكا، بوضوح مدى ابتعادها عن الإنسانية، وأنها لا تهتم إلاّ بقوتها ومصالحها، وأنها تعادي الإسلام والمسلمين بشكل علني، وكذلك فضحت نفاق الغرب وزيف القيم الغربية.

5- إن قيام شعوب البلاد الإسلامية وغير الإسلامية بتنظيم مظاهرات كبيرة نصرة لفلسطين وأهل غزة وإدانة للغرب الإمبريالي وكيان يهود الغاصب، رغم كل القيود والمحظورات، وضع فلسطين على أجندة البشرية جمعاء لأوّل مرة، وأدى إلى انقطاع تاريخي كشف أن المشكلة في فلسطين هي وجود كيان يهود الغاصب.

6- موقف وسلوك وتوجه أهل غزة الذين أُسروا في معسكر السّجن والموت، عاجزين ومجردين، أمام مجزرة ووحشية وإبادة جماعية ودمار غير مسبوق في العالم، كان للقوة التي استمدوها من إيمانهم وعقيدتهم أثر كبير على الشعوب الإسلامية والبشرية جمعاء.

إن النضال المشرف والشجاع الذي خاضته مجموعة صغيرة من المؤمنين ضد مجموعة أقوى منها بكثير، كان موضع إعجاب من الشعوب الإسلامية والبشرية جمعاء.

لقد أحدثت غزة صحوة لدى الشعوب الإسلامية ودمرت النظرة الإيجابية لكيان يهود الغاصب والحضارة الغربية لدى الشعوب غير المسلمة.

إن الإيمان الذي جعل مسلمي غزة بهذه القوة جذب انتباه الآخرين وأدى إلى التحول نحو الإسلام والتعاطف مع المسلمين.

7- كل هذا إنجاز عظيم ونصر عظيم.

ولن يعود شيء كما كان من الآن فصاعدا، لا في البلاد الإسلامية ولا في الدول الغربية.

ولا يمكن منع التغيير، ولا يمكن إيقافه، وهو أمرٌ لا مفرّ منه. والإسلام وحده هو الذي سيحدث هذا التغيير.

كل ما تبقى هو أن تتوحد الشعوب الإسلامية في ظلّ الخلافة الراشدة لتشكيل الأمة الإسلامية العظيمة، واقتلاع كيان يهود الغاصب من فلسطين، وإنهاء الهيمنة العالمية للغرب الكافر الإمبريالي، وإظهار تفوق الإسلام على العالم والبشرية جمعاء من خلال تطبيق الإسلام، وإعادة الأمة الإسلامية إلى مكانة أفضل أمة وتولي قيادة العالم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رمزي عزيز – ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı