وقت الخداع العالمي يصبح قول الحقيقة عملاً ثوريّاً!!
وقت الخداع العالمي يصبح قول الحقيقة عملاً ثوريّاً!!

كشف تحقيق نشرته صحيفة "دي زايت" الألمانية يوم السبت 05/12/2015 أرقاما لم تذكر من قبل لأعمال العنف ضد منازل اللاجئين في ألمانيا، بما في ذلك الحرق، والتي لم تتم متابعتها قضائيا، مؤكدة أنه في عام 2015 وحده كانت هناك فقط أربع إدانات من 222 حالة عنف ضد اللاجئين مسجلة.

0:00 0:00
Speed:
December 07, 2015

وقت الخداع العالمي يصبح قول الحقيقة عملاً ثوريّاً!!

الخبر:

كشف تحقيق نشرته صحيفة "دي زايت" الألمانية يوم السبت 05/12/2015 أرقاما لم تذكر من قبل لأعمال العنف ضد منازل اللاجئين في ألمانيا، بما في ذلك الحرق، والتي لم تتم متابعتها قضائيا، مؤكدة أنه في عام 2015 وحده كانت هناك فقط أربع إدانات من 222 حالة عنف ضد اللاجئين مسجلة. ونشرت الصحيفة تقريرا ينذر بخطر تزايد العنف ضد ملاجئ اللاجئين في ألمانيا إثر تسجيل مئات الهجمات التي تتراوح بين رمي الحجارة وقنابل المولوتوف والحرائق المفتعلة، مؤكدة أنه يتم التحقيق فقط في عدد صغير من هذه الجرائم، وفي حالات قليلة تصل إلى المحاكم لإصدار أحكام في حق الجناة. كما أكدت "دي زايت" أن 93 عملية حرق عمدا جرت في بيوت اللاجئين بوجود أشخاص بداخلها، مبينة أن الجناة لا يهمهم ما إذا كان الأشخاص يصابون أو يقتلون جراء هذه العمليات. وذكرت الصحيفة أن حالات إضرام النار في بيوت اللاجئين، مأهولة كانت أو غير مأهولة، قد ارتفعت خلال شهر تشرين الأول/أكتوبر 2015. وأفادت "دي زايت" أن ألمانيا تشكو نقصا بأفراد الشرطة في كثير من الأماكن لملاحقة المعتدين.

التعليق:

لم يكن الإرهاب يوما دافعا لإظهار العدوان على المسلمين وخاصّة اللاجئين الذين أجبرتهم الحروب والنزاعات على ترك بلادهم، والدليل أن كل أعمال العنف التي ارتُكبت بحق اللاجئين في ألمانيا كانت قبل أحداث باريس (13 تشرين الثاني 2015) فلا يمكن أن نعلّل ذلك بأنها ردّة فعل أو حميّة لإخوانهم - بني عقيدتهم - الفرنسيين بل هو كره دفين للإسلام والمسلمين غذّته العديد من الحركات السياسية في الدول الغربية ووسائل الإعلام التي ما انفكّت على مرّ سنين تربط الإسلام بالعنف والتعصّب والتطرّف.

ما زلنا نذكر تصريح المستشارة الألمانية التي حرصت فيه على الالتزام بالقيم الألمانية، وقالت: "إن ألمانيا لن تخرج عن قيمها الدستورية المتمثلة في احترام حرية الرأي والحرية الدينية للأفراد، كما أكدت على أن ألمانيا دولة قانون ونظم، وهذا أول ما يتعلمه اللاجئ في بلادنا". غير أننا، كما ألفنا في الرأسمالية أن المعلّم لا يطبّق ما يدرّسه، نجد أن دولة القانون هذه عجزت أن تطبّقه ولم تعط كل ذي حق حقه لأن الجاني من أهل الدار والمجني عليه دخيل عليها. وقد علّلت ألمانيا ما حصل بتشكّي شرطتها من نقص عددي في كثير من الأماكن لملاحقة المعتدين حسب ما أفادت به صحيفة "دي زايت"، إضافة إلى حدوث معظم الهجمات في الليل وفي مناطق نائية عن مراكز المدن وتلف الأدلة جرّاء النيران التي تنشب إثر رمي الجناة لقنابل المولوتوف على نوافذ المباني من السيارات، ولعلّي لم أجد إلا مقولة بونابرت للرّد على كل هذه التعليلات "الكذب لا يفيد شيئا فهو لا يخدع إلا مرة واحدة". صرنا في زمن من كثرة ما يكذب فيه المرء يصدّق زعمه وينسى أنها كذبة. ألا بئس ما يدّعون !فلقد صادق البرلمان الألماني الجمعة 04/12/2015 على الانضمام للحملة العسكرية ضد تنظيم "الدولة الإسلامية" في سوريا. فهل ألمانيا التي أخفقت في حماية اللاجئين على أراضيها ذهبت لتحميهم على أراضيهم!!! طبعا لا، وقد كانت أعلنت من قبل أنها تنوي نشر حوالى 1200 جندي ضمن طائرات وسفن لمساعدة فرنسا في قتال تنظيم الدولة الإسلامية في سوريا (أ ف ب) استجابة لطلب الرئيس الفرنسي من ألمانيا التدخل والتعاون معها كحليف لمكافحة الإرهاب.

إن نشر صحيفة "دي زايت" لحقيقة هذه الاعتداءات بعد وقوع كل من أحداث باريس وكاليفورنيا ليس مصداقية ولا هو من باب الشفافية بل هو كما قال الصحفي والروائي البريطاني جورج أورويل "في وقت الخداع العالمي يصبح قول الحقيقة عملاً ثوريّاً".

أيها المسلمون، لقد زعمت ألمانيا أنها قبلت التدخل العسكري في سوريا حميّة لفرنسا، فأين حميّتكم للإسلام وغيرتكم عليه؟ إن الذي يجمع ألمانيا بفرنسا ونظيراتها فانٍ لا يدوم، وإن الرابطة التي تجمعكم ربّانية المصدر لذلك هي حيّة لا تزول، فاحذروا أن تكون عقيدتكم مجرّدة لا نرى لها أثرا على الواقع، وكما قال سيد قطب: "وطن المسلم الذي يحن إليه ويدافع عنه ليس قطعة أرض، وجنسية المسلم التي يعرف بها ليست جنسية حكم، وعشيرة المسلم التي يأوي إليها ويدفع عنها ليست قرابة دم، وراية المسلم التي يعتز بها ويستشهد تحتها ليست راية قوم، وانتصار المسلم الذي يهفو إليه ويشكر الله عليه ليس غلبة جيش... إنه النصر تحت راية العقيدة دون سائر الرايات، والجهاد لنصرة دين الله وشريعته لا لأي هدف من الأهداف، والذود عن "دار الإسلام" بشروطها تلك لا أية دار، والتجرد بعد هذا كله لله، لا لمغنم ولا لسمعة، ولا حمية لأرض أو قوم، أو ذود عن أهل أو ولد، إلا لحمايتهم من الفتنة عن دين الله" فانتصروا لدين الله يرحمنا ويرحمكم الله.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

م. درة البكوش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı