وسائل النقل العمومي أماكنُ للتحرّش الجنسي وكلّ الحلول تُجرّب إلا الإسلام مُبعد
وسائل النقل العمومي أماكنُ للتحرّش الجنسي وكلّ الحلول تُجرّب إلا الإسلام مُبعد

الخبر:   أعلنت وزارة النقل يوم الخميس 2016/05/12 خلال مائدة مستديرة نظمتها بالتعاون مع الجمعية المختصة في الإحصاء في مركز البحوث والدراسات والتوثيق والإعلام حول المرأة "الكريديف" عن اتخاذها عدة إجراءات للحدّ من حالات التحرش الجنسي في وسائل النقل. وتكمن هذه الإجراءات بحسب زياد الدريدي عن وزارة النقل في انتداب 120 عونا لمرافقة السفرات الليلية وسفرات الصباح الباكر. (أفريكان مانجر 2016/05/13).

0:00 0:00
Speed:
May 16, 2016

وسائل النقل العمومي أماكنُ للتحرّش الجنسي وكلّ الحلول تُجرّب إلا الإسلام مُبعد

وسائل النقل العمومي أماكنُ للتحرّش الجنسي

وكلّ الحلول تُجرّب إلا الإسلام مُبعد

الخبر:

أعلنت وزارة النقل يوم الخميس 2016/05/12 خلال مائدة مستديرة نظمتها بالتعاون مع الجمعية المختصة في الإحصاء في مركز البحوث والدراسات والتوثيق والإعلام حول المرأة "الكريديف" عن اتخاذها عدة إجراءات للحدّ من حالات التحرش الجنسي في وسائل النقل. وتكمن هذه الإجراءات بحسب زياد الدريدي عن وزارة النقل في انتداب 120 عونا لمرافقة السفرات الليلية وسفرات الصباح الباكر. (أفريكان مانجر 2016/05/13).

التعليق:

قام مركز البحوث والدراسات والتوثيق والإعلام حول المرأة (الكريديف) من 9 إلى 18 أيار/مايو الجاري بعديد اللقاءات في إطار الأيام التي ينظمها بهدف التحسيس بأهمية القضاء على ظاهرة العنف بمختلف أشكاله ضد النساء. منها ندوة تمّت بالتعاون مع مؤسسة «فريدريش ايبرت» الألمانية وأخرى بالتعاون مع وزارة النقل والتي أشير فيها إلى أنّ 90% من نساء تونس يتعرّضن للتحرش الجنسي في وسائل النقل العمومي. كما انتظمت في الأسبوع نفسه ندوة أخرى بإشراف وزيرة المرأة والأسرة والطفولة "سميرة مرعي فريعة" ووزير العدل "عمر منصور" حول "العنف المسلط على النساء والاستغلال الجنسي للأطفال والاتجار بالبشر: الإطار القانوني والمؤسساتي التونسي على ضوء اتفاقيات مجلس أوروبا". وتأتي هذه النّدوات وما كُشف فيها من أرقام صادمة لتؤكّد على أهمّية صياغة قانون شامل يضمن عقوبة رادعة ويحمي النساء ويقيهن كلّ أشكال العنف المسلّط ضدّهن وبمعنى آخر الضّغط للتسريع في المصادقة على مشروع القانون الشامل لمناهضة العنف ضد النساء واعتباره من أولى المبادرات التشريعية في البلاد. وتجدر الإشارة إلى أنّه تمّت مناقشة مشروع هذا القانون في مجلس وزاري مضيق في 22 نيسان/أبريل 2016. ويُعتبر العيد الوطني للمرأة التونسية الذي يأتي في 08/13 من كلّ عام فرصة ذهبية لتمرير هذا القانون وذلك لأنّه سيُصنّف في خانة المكتسبات ويُقدّم هديّة للمرأة في عيدها فيتمّ قبولها لأن الهديّة لا تُردّ. ولكن ما هو مؤكّد أنّه لن يحصل الرضا لأن هذا القانون أبعد ما يكون عن الصّائن لعرض المرأة والحافظ لحقوقها والذائد عنها ولا يناهض العنف بل يكرّسه، وفي هذا باب واسع تمّت الإفاضة في شرحه مسبّقا.

قانون وضعي يضاف إلى الترسانة القانونية الضخمة في تونس التي امتلأت فصار البلد يعاني تخمة تشريعيّة تزيده مشاكل بدل أن يحلّها؛ فلا قانون مناهضة العنف ينفع ولا إجراءات تخصيص أعوان يؤمِّنون السفرات الليلية والصباحية الباكرة يمنع عن النساء التحرّش الجنسي. والمسألة ليست بالأساس مسألة عقليّات كما قال وزير العدل. ولعلّنا نسلّط الضوء على تجربة فرنسا في مجال التصدّي لظاهرة التحرش الجنسي في وسائل النقل العمومي لأنّه عادة ما يتمّ الاستئناس في بلاد الإسلام بنماذج الدول المتقدّمة في أي إجراء تتّخذه أو قوانين تسنّها!! فقد أطلقت فرنسا في تشرين الثاني/نوفمبر 2015 حملة وطنية ضد ظاهرة التحرش الجنسي الذي تتعرض له النساء في وسائل النقل العمومي وتضمّنت لافتات تحسيسية ولوحات رقمية في محطات المترو والحافلات ومطويّات، وكذلك فيديوهات على الإنترنت وعلى مواقع التواصل ومنشورات ورقية تذكر بتبعات التحرش الجنسي في وسائل النقل العام والعقوبة الزّجرية المترتبة عليها. وتم تخصيص أرقام هاتف للتبليغ عن حالات الاعتداء ولنجدة ضحايا التحرش في وسائل النقل على مدار 24 ساعة (فرانس 24) وتجنيد أكثر من 6000 شخص للحرص على أمن الركاب في شبكة النقل العمومي، إلاّ أنّه بالرّغم من كلّ هذه الإجراءات فإن 100% من النساء اللواتي استخدمن وسائل نقل عمومية تعرّضن لتحرش جنسي في مرحلة من مراحل عمرهنّ. هذا ويعتبر اللباس الفاضح أمرا عاديّا في بلد الحريات فلا عُقد جسديّة ولا كبتَ للشهوات كما يروّجون.

لقد جرّبوا وخابوا وجرّبتم ما جرّبوه وخبتم وما زال أمامكم خيار وحيد للنّجاح. إن التحرّش الجنسي لم يأت من فراغ؛ فخروج المرأة متبرّجة وعدم غضّ البصر والاختلاط وعلاقات الصّداقة وكسر الحواجز بين الجنسين وقلّة ذات اليد التي تحول دون الزواج ووسائل الإعلام والاتصال الحديثة التي تشيع الفاحشة هنا وهناك... كلّ هذا تبعات منظومة فاسدة لا يمكن أن يُؤسَّس عليها إصلاحات يرجى منها القضاء على التحرّش الجنسي وإنّما يكون بقوة الدولة التي تستمدّ تشريعاتها من العقيدة الإسلامية وتطبّقها في كل النواحي الاجتماعية والاقتصادية والسياسية والتعليمية.. فتضع حدّا للحرّيات التي جاءت لتعلن شهوانية حيوانية تريد الإشباع في أي وقت وبأي طريقة كانت، وتؤسس لشخصيّة إسلامية قويمة سليمة مقياسها الحلال والحرام فتشبع حاجاتها وغرائزها وفق قاعدة يؤمن بها الإنسان ويطمئن إليها.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

م. درة البكوش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı