ويستمر الضرر...
ويستمر الضرر...

الخبر:   في محاولة لإرضاء صندوق النقد الدولي، أعلنت الحكومة الباكستانية الرفع الفوري لقيود الاستيراد. ومع ذلك، يعتقد كل من قطاع الأعمال والمحللين أن هذه الخطوة وحدها لن تحدث تغييرات كبيرة في الأنشطة التجارية العملية ما لم يتمّ تعزيز احتياطيات النّقد الأجنبي بشكل كبير. (تربيون الباكستانية) 

0:00 0:00
Speed:
June 28, 2023

ويستمر الضرر...

ويستمر الضرر...

(مترجم)

الخبر:

في محاولة لإرضاء صندوق النقد الدولي، أعلنت الحكومة الباكستانية الرفع الفوري لقيود الاستيراد. ومع ذلك، يعتقد كل من قطاع الأعمال والمحللين أن هذه الخطوة وحدها لن تحدث تغييرات كبيرة في الأنشطة التجارية العملية ما لم يتمّ تعزيز احتياطيات النّقد الأجنبي بشكل كبير. (تربيون الباكستانية)

التعليق:

كانت باكستان منذ إنشائها في حالة أزمة اقتصادية وهي تغرق أكثر في فخ الفقر. في الواقع، هذا الفقر ناتج عن الحكّام العاجزين والمخادعين الذين يحكمون باكستان ودول العالم الثالث الأخرى. فقد تركت هذه البلدان في الأنقاض وأعطيت وضع الدولة القومية بعد أن تمّ استعمارها وسرقتها من المصممين الحاليين بالقروض ومصائد الفقر القائمة على الإقراض. النظام الاقتصادي المطبّق في باكستان يخلق حلقة ذاتية التعزيز من الفقر. انضمت باكستان إلى صندوق النقد الدولي في عام 1950 في خضم الصعوبات المالية. وفي عام 1958، أصبحت باكستان أول دولة تطلب المساعدة من الصندوق. وسواء أكان حكمها ديمقراطيا أو عسكريا، علمانياً أو محافظاً، انحنى الجميع لصندوق النقد والبنك الدوليين. بعد رنا أيّوب، كان نهجاً لا يمكن وقفه ويتبناه كل حاكم، ولم يجلب على الناس إلاّ الضرر، وهذا يضرّ الناس فقط. أعلن وزير المالية إسحاق دار عن جمع 215 مليار روبية أخرى كضرائب جديدة. إن عبء هذه الضرائب يضرب من هم أقلّ حظاً بشكل أكبر في حين إنّ الأغنياء والمتنفذين يتهربون أو يدفعون القليل فقط. لقد تجاوز التضخم في البلاد الحدود وهناك ارتفاع مجنون في أسعار المواد الغذائية. يقول رسول الله ﷺ: «لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ».

قال رئيس وزراء باكستان، شهباز شريف، في بداية عام 2023، "إن الشروط التي سيتعين علينا الاتفاق عليها مع صندوق النقد الدولي تفوق الخيال. لكن سيتعين علينا الموافقة عليها". سيصادف عام 2023 الذكرى الـ76 لتأسيس باكستان، لكننا نرى تراجعاً اجتماعياً وأخلاقياً وفكرياً واقتصادياً مستمراً. والسبب في هذا الانحدار المستمر ليس اتباع فكرة إنشاء هذا البلد، وهو قيام دولة تقوم على العقيدة الإسلامية، والتي ستكون مظلّة لجميع الأجزاء المتناثرة من الأمة الإسلامية. قد يكون مسلمو شبه القارة الهندية قد حققوا استقلالاً مادياً وانتقلوا معاً في منطقة ذات أغلبية مسلمة، لكن الأمور لم تذهب أبعد من ذلك. وهكذا تحولت هذه الدولة القومية إلى سجن للمسلمين، حيث يملي أسعار السّلع لتوريد المنشآت من منحنا مكانة الحرية. وبالتالي، قد تقوم باكستان في الوقت الحالي بتسهيل القوى الرأسمالية ولكن ليس لديها أي مبدأ تتبعه.

إنّ النظام الاقتصادي الرأسمالي له هدف واحد فقط وهو زيادة الثروة الإجمالية للبلاد وتحقيق أعلى مستوى ممكن من الإنتاج والرفاهية القصوى للأفراد. في ظلّ النظام الرأسمالي العالمي الحالي، تجني مؤسسات مثل صندوق النقد الدولي الأموال عن طريق استعباد دول العالم الثالث من خلال قروض لن تكون قادرة على سدادها أبداً. وصندوق النقد الدولي هو نفسه مؤسسة سياسية، ويديره أفراد معينون سياسياً من الدول الأعضاء، وتؤثر المصالح السياسية لأعضائه على قراراته. لهذا السبب نراه يتصرف كأداة للسياسة الخارجية لأمريكا.

بالمقابل نجد السياسة الاقتصادية الإسلامية تنبثق من العقيدة ولا يُقاس نجاحها أو فشلها بالربح والخسارة، بل بالحلال والحرام، وتركز على توزيع الثروة وتمنع الكنز. وبالتالي فإن تداول الثروة يجلب الرخاء ويخلق الفرص للناس.

يجب أن ترسم بلاد المسلمين سياسة اقتصادية نابعة من العقيدة الإسلامية. وأي سياسة اقتصادية أخرى، ليس فقط من أجل الاستقرار الاقتصادي، ولكن حتى لو كان المرء يستفيد من سياسة اقتصادية أخرى مخالفة للإسلام، فإن ذلك معصية الله سبحانه وتعالى، ولن يؤدي رسمها ومحاولة تنفيذها إلى أي شيء آخر؛ من زيادة المشاكل الاقتصادية، وإفقار الناس، وإدامة التدهور والمتاعب. وبالتالي، يجب أن تكون السياسة الاقتصادية للبلاد الإسلامية سياسة اقتصادية إسلامية كما كانت دائماً. إن قيام الخلافة على منهاج النّبوة سيُساعد المسلمين على استعادة شرفهم ومجدهم المفقود. يجب علينا بوصفنا مسلمين أن نتذكر أن نجاحنا يعتمد على طاعة الله تعالى، وليس على خطوة تساعدنا على عيش اللحظة بل تدفعنا نحو غضب الله سبحانه وتعالى. نحن مسلمي باكستان نرفض المزيد من التلاعب ونرفض أن نكون ضحية لأي صفقات مع صندوق النقد الدولي.

قال تعالى: ﴿وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ﴾.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı