ويستمر نسج خيوط المؤامرة
ويستمر نسج خيوط المؤامرة

الخبر:   كرر الرئيس التركي، أردوغان، دعواته إلى مواصلة عقد لقاءات بين بلاده وروسيا والنظام السوري وإيران، بهدف الوصول إلى الاستقرار شمالي سوريا، وذلك في تصريحات أدلى بها خلال لقاء مع الشباب في ولاية وسط تركيا، أوردتها وكالة الأناضول. (موقع عرب 48) 

0:00 0:00
Speed:
January 31, 2023

ويستمر نسج خيوط المؤامرة

ويستمر نسج خيوط المؤامرة

الخبر:

كرر الرئيس التركي، أردوغان، دعواته إلى مواصلة عقد لقاءات بين بلاده وروسيا والنظام السوري وإيران، بهدف الوصول إلى الاستقرار شمالي سوريا، وذلك في تصريحات أدلى بها خلال لقاء مع الشباب في ولاية وسط تركيا، أوردتها وكالة الأناضول. (موقع عرب 48)

التعليق:

لم تكن تصريحات وزير الخارجية التركي في شهر آب تصريحات عادية كما ظنها البعض في وقتها، بل كانت في محلها وكما رغبت القيادة السياسية التركية. نعم هي تفاجأت بحجم الرفض لها ولذلك عمدت إلى التخفيف من خلال كذبة أن هناك خطأ بالترجمة قد حصل، فقط لأجل امتصاص حركة الشارع، ولكن ما تلا هذا التصريح من تصريحات لا بل من أفعال أكد وبشكل كبير كيف أنها لم تكن بدعة من بدع التصريحات بل كانت عن قصد وعن سوء نية مبيتة منذ التدخل في الثورة في بداياتها. لقد أتت بعد تصريحات أوغلو تصريحات تؤكد سوء النوايا تجاه الثورة وأهلها وذلك من خلال الحديث عن لقاءات وكذلك تجاوز للخلافات وأيضاً تسليم للمناطق، كل هذا وكان البعض ممن يوصفون بـ"الطبالة" يبررون ويحاولون رقع الخرق! ولكن هيهات فقد اتسع عليهم كثيراً، وفي خضم دفاعهم وترقيعهم تم اللقاء الذي خُطط له والمقرر على ثلاثة مستويات؛ الدفاع والمخابرات، الخارجية، والرؤساء، وقد تم لقاء وزير الدفاع والمخابرات التركي مع نظيره في نظام أسد واتفقا فيه على كيفية إنهاء الثورة والقضاء على الثائرين، انتهى الاجتماع ليتم التصريح بعده مباشرة عن لقاء مرتقب على صعيد وزراء الخارجية، ومن بعد ذلك لقاء على مستوى المجرمين أسد وأردوغان. أحداث كشفت أن هناك حقائق لم يعد يجوز إنكارها؛ أولها فكرة أن تدخل نظام تركيا في الثورة لنصرتها لم يكن سوى كذبة حاكها الدجال أردوغان بخبث ودهاء وساعده في ذلك شلة من السطحيين والسُذج يلبسون على الثوار أمر ثورتهم، وثانيها أن كثيراً من الانتكاسات التي حصلت تحت مظلة الخطوط الحمراء كانت برعاية من القيادة السياسية التركية، وثالثها أن كذبة أن النظام في تركيا حليف للثورة هي أضغاث أحلام تحصل عند الذين أُتخمت بطونهم من المال السياسي القذر.

واليوم تأتي تصريحات بأن لقاء سيجمع الرباعي السياسي القذر ليؤكد حقيقة الأفعال التي يقوم بها نظام أردوغان، وبأن ما قد مضى ليس مرحلة وتمر، بقدر ما هو مكر غايته إنهاء الثورة والقضاء عليها.

لقد أظهرت التصريحات التي بدأت في شهر آب حقائق كثيرة عن الحاضنة وكيف صار حالها وأين وصلت محاولات كبح جماحها، أولها: أنها لا تزال حية ولم تُدجن كما خُطط لها، وثانيها: أن ثوابت الثورة لا تنازل عنها ولا مساومة عليها، وثالثها: أن جميع الأدوات التي كانت تستخدمها القيادة السياسية التركية قد أسقطتها الحاضنة وحتى الذي كان بارعاً بالتخفي منها، ورابعها: أنها مُستعدة وجاهزة للمواجهة وهي ليست كما حاولوا إيصاله عنها أنها منهكة ومنهارة، رغم أنها مثقلة بالجراح.

والسؤال الذي يطرح نفسه: ما هو السبيل للخروج اليوم مما نحن فيه من ظلام؟ حتى نخرج اليوم لا بد لنا أن نُعيد ترتيب أوراقنا ولكن بشكل منظم وهيكلية واضحة على مستوى الحاضنة وقيادتها، بشكل يمنع دخول أي طامع، ويرسم خطوات السير نحو الوصول للهدف، ثم وجب أن يكون للثورة قيادة سياسية أثبتت جدارتها، لم تخن ولم تدلس ولم تقامر بالتضحيات مثل القيادة السياسية الحالية، بل قيادة يجب عليها أن تكون مخلصة وواعية، قيادة تمتلك المشروع أيضاً، فمن خلاله نبدأ بالسير في طريق النجاة وبخاصة بعدما شهدناه من تخبط لدى الدول وضياع عند الأدوات.

علينا أن نُدرك تماماً أن ما يحصل هو من فضائل الله سبحانه وتعالى علينا وعلى ثورتنا وأنه لا يجوز أن نُدير لها ظهورنا، لأننا إن فعلنا فسيكون مصيرنا لا قدر الله زنازين وأغلالاً وقيوداً.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبدو الدَّلّي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية سوريا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı