وزارة الأوقاف في إربد تمنع مساجد الله أن يذكر فيها اسمه وتسعى في خرابها!
وزارة الأوقاف في إربد تمنع مساجد الله أن يذكر فيها اسمه وتسعى في خرابها!

الخبر:   جراسيا - قررت مديرية أوقاف إربد الثانية وقف خطبة الجمعة اعتبارا من يوم غد (الجمعة بتاريخ 2016/8/12) في 13 مسجدا من مجموع 213 مسجدا تتبع لها في مناطق محافظة إربد، وذلك تماشيا مع مشروع المسجد الجامع الذي بدأت الوزارة بتطبيقه لجمع المصلين في مساجد متسعة يتوافر فيها خطباء قادرون ومؤهلون على تقديم خطب مميزة.

0:00 0:00
Speed:
August 12, 2016

وزارة الأوقاف في إربد تمنع مساجد الله أن يذكر فيها اسمه وتسعى في خرابها!

وزارة الأوقاف في إربد

تمنع مساجد الله أن يذكر فيها اسمه وتسعى في خرابها!

الخبر:

جراسيا - قررت مديرية أوقاف إربد الثانية وقف خطبة الجمعة اعتبارا من يوم غد (الجمعة بتاريخ 2016/8/12) في 13 مسجدا من مجموع 213 مسجدا تتبع لها في مناطق محافظة إربد، وذلك تماشيا مع مشروع المسجد الجامع الذي بدأت الوزارة بتطبيقه لجمع المصلين في مساجد متسعة يتوافر فيها خطباء قادرون ومؤهلون على تقديم خطب مميزة.

وقال مدير المديرية عبد السلام نصيرات إنه تم إبلاغ المصلين في المساجد المحددة والمنتشرة في عدد من الأحياء والمناطق السكنية بقرار المديرية من خلال الأئمة وموظفي المساجد خلال فترات الصلوات الاعتيادية، لافتا إلى أن شمول هذه المساجد هو الخطوة الأولى التي سيتبعها وقف الخطبة في مساجد أخرى بالتدرج تبعا للدراسات التي تجريها المديرية.

التعليق:

قال تعالى: ﴿وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَا أُولَٰئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ﴾ [البقرة: 114].

مدير أوقاف إربد يعتدي على مساجد الله ويغلقها بحجج واهية استجابة لأمر وزير الأوقاف والأجهزة الأمنية التي تريد تزوير دين الله من خلال الخطب الموحدة التي تفرضها على خطباء المساجد والتي تدور حول التركيز على مفاهيم الولاء للملك باعتباره ورث دين الإسلام عن جده وأنه ولي أمر المسلمين الذي يجب أن يطاع متناسين أنه يحكم بغير ما أنزل الله.

حقا لن يجرؤ على الاعتداء على الإسلام إلا أهله! لم تقم بهذه الخطوة الدول الغربية؛ فكيان يهود وأمريكا وبريطانيا لم تغلق المساجد ولم توحد خطبة الجمعة، بينما تقوم حكومات تدعي أنها إسلامية بذلك؛ فقد فعلها سيسي مصر من قبله، مقدمين بذلك فتوى للدول الغربية بغلق المساجد كما في فرنسا.

سبق أن حاولت مديرية أوقاف إربد فعل ذلك في 2016/7/20؛ فقد طرحت فكرة 'المسجد الجامع' التي أعلنت وزارة الأوقاف نيتها تنفيذها في صلاة الجمعة بمساجد المملكة لمواجهة نقص عدد خطباء الجمعة المؤهلين، وتقوم فكرة مشروع المسجد الجامع على دمج مساجد أعداد المصلين فيها قليلة مع مساجد أخرى ورفدها بخطباء جمعة قادرين على مسح جوخ للسلطة الحاكمة!

وقد بلغ عدد مساجد محافظة إربد 700 مسجد تواجه نقصا في عدد أئمتها والقائمين على إدارتها، وقد أدى نقل الأئمة من مسجد لآخر إلى نقص في عدد الأئمة وخطباء الجمعة.

المصلون في النعيمة ومرصع وسامتا والقادسية وبيت إيدس والجفر وإرحاب ونتل والعمري والشهابية والعمرية عانوا الأمرين من التنقل بين المساجد المفتوحة والمغلقة.

إن المساجد لا ينقصها خطباء وأئمة، ولكن الوزارة منعت الكثير من الخطباء القادرين على القيام بمهام الإمامة ورفع الأذان، لأنهم لا يدينون بالولاء لنظام يحكم بغير ما أنزل الله، ويرفضون التقيد بخطبها التي تشوه الإسلام وتعطي تفسيرات منحرفة لكتاب الله وسنة رسوله، وتتهم المسلمين الملتزمين بأحكام الإسلام بالإرهاب.

لم تستطع وزارة الأوقاف أن تعد خطباء وأئمة محرفين للإسلام ليغطوا مساجد المملكة لذلك سعت إلى إغلاق 13 مسجداً في إربد تمهيدا لإغلاق بقية المساجد التي لا تتمكن من توظيف سحيجة للنظام فيها!

إن دولا وحكومات تقوم مقام العدو الكافر في محاربة الإسلام وتشويه أحكامه أمر متوقع منها ذلك، ولكن الأمر الذي لا يفهم أن يقف المسلمون موقف المتفرج ويخضعوا لأوامر مدير الأوقاف ويقبلوا بإغلاق المساجد في أحيائهم ويتجشموا عناء الذهاب إلى مناطق بعيدة عن سكناهم.

على المسلمين أن لا يقبلوا بذلك وأن لا يقبلوا بإمام تعينه الأوقاف، بل هم يقومون بتعيين من يثقون بعلمه ودينه، خاصة وأن الأوقاف لا تنفق قرشا على المساجد، وإنما الذي يبنيها هم الناس بأموالهم وينفقون على تجهيزها وصيانتها، فلماذا يسلمون المسجد للوزارة؟!

كما أن عليهم واجباً آخر وهو أن يحاسبوا الإمام الذي يستخدم بيت الله في تشويه دين الله ويدعو بالولاء والطاعة لمن يحرك طائراته وجيشه في قتال المسلمين في سوريا واليمن وغيرها من بلدان العالم ويترك أعداء الله يهود يعيثون فسادا في الأقصى وفلسطين.

علينا أن ندافع عن ديننا الذي هو عصمة أمرنا وأن لا نترك مساجد الله لحثالة من البشر تنشر الفساد وتدعم الفاسدين وتمنع المخلصين من قول كلمة الحق في بيوت الحق جل وعلا.

والحل ليس في إقصاء وزير وإحلال وزير آخر مكانه، ولكن الحل هو في إسقاط النظام الحاكم وإقامة نظام الإسلام؛ خلافة راشدة على منهاج النبوة، تجعل المساجد للأمة وليس للأحزاب والحركات كما هو حاصل الآن في الأردن وفي غيره من بلاد المسلمين.

وتستخدم الحكومة المساجد كالعصا والجزرة في وجه الحركات والجماعات الإسلامية، فمن سار على دربها مكنته من بعض المساجد في بعض المناطق، ومن خرج عن خط سير الدولة حرمته من المساجد. وتأتي خطوة منع صلاة الجمعة في 13 مسجدا في إربد من هذا القبيل.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نجاح السباتين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı