وزير الدفاع يقدم تفاصيل دخول مجموعتين مسلحتين إلى تونس من ليبيا
وزير الدفاع يقدم تفاصيل دخول مجموعتين مسلحتين إلى تونس من ليبيا

قدّم يوم الثلاثاء 16 نيسان/أبريل 2019 وزير الدفاع الوطني عبد الكريم الزبيدي تفاصيل دخول مجموعتين مسلحتين الحدود البرية والبحرية لتونس الأيام الماضية. وفي تصريح لشمس أف أم على هامش افتتاح اليوم الإعلامي حول الشفافية وإرساء الحوكمة الرشيدة، قال الزبيدي إن البحرية التونسية تفطنت يوم الأربعاء الماضي إلى زورقين مطاطيين حاولا عبور الحدود البحرية وعلى متنهما 11 شخصا يحملون جنسيات دول أوروبية ولديهم جوزات دبلوماسية قادمين من ليبيا. وأوضح الوزير أن البحرية التونسية رصدت الزورقين وقامت بتسليم المجموعة للسلطة المعنية وتم انتزاع السلاح والذخيرة التي كانت بحوزتهم.

0:00 0:00
Speed:
April 18, 2019

وزير الدفاع يقدم تفاصيل دخول مجموعتين مسلحتين إلى تونس من ليبيا

وزير الدفاع يقدم تفاصيل دخول مجموعتين مسلحتين إلى تونس من ليبيا

الخبر:

قدّم يوم الثلاثاء 16 نيسان/أبريل 2019 وزير الدفاع الوطني عبد الكريم الزبيدي تفاصيل دخول مجموعتين مسلحتين الحدود البرية والبحرية لتونس الأيام الماضية.

وفي تصريح لشمس أف أم على هامش افتتاح اليوم الإعلامي حول الشفافية وإرساء الحوكمة الرشيدة، قال الزبيدي إن البحرية التونسية تفطنت يوم الأربعاء الماضي إلى زورقين مطاطيين حاولا عبور الحدود البحرية وعلى متنهما 11 شخصا يحملون جنسيات دول أوروبية ولديهم جوزات دبلوماسية قادمين من ليبيا. وأوضح الوزير أن البحرية التونسية رصدت الزورقين وقامت بتسليم المجموعة للسلطة المعنية وتم انتزاع السلاح والذخيرة التي كانت بحوزتهم.

وفيما يتعلق بالمجموعة المسلحة الثانية، بين الزبيدي أن 13 فرنسيا دخلوا الحدود التونسية قادمين من ليبيا يوم الأحد الماضي على متن 6 سيارات رباعية الدفع ورفضوا تسليم السلاح الذي كان بحوزتهم. وأكد المتحدث أن هذه المجموعة دخلت كذلك تحت غطاء دبلوماسي وقد تم تأمين الأسلحة والذخيرة التي كانت بحوزتهم، مشيرا إلى أن كل الأسلحة والذخيرة التي كانت لدى المجموعتين تم تأمينها في ثكنة بنقردان من ولاية مدنين.

ونوّه وزير الدفاع الوطني بمجهودات الوحدات العسكرية ومجهودات الديوانة التونسية والمؤسسة الأمنية في حماية حدود البلاد. وأشار إلى أن كل حدود تونس البرية والبحرية والمجال الجوي مؤمَن ومحمي. (شمس إف إم)

التعليق:

بعد التمديد في حالة الطوارئ التي صدعت بها الدولة رؤوسنا وبعد صولات الحفاظ على هيبة الدولة وجولات الحرب المصطنعة على (الإرهاب)، بعد كل هذه الشعارات الرنانة والقرارات الخاوية، يتم إخلاء سبيل المجموعتين الأوروبيتين بهذه البساطة مع اعتبار ذلك إنجازا عظيما، بينما لو كان مسلم أعزل أراد اجتياز الحدود التي سطرها المستعمر أو طالب بإلغائها، لقامت الدنيا ولم تقعد، ولتم تصوير حلقة جديدة من مسلسل الذئاب المنفرة!

سياسة الكيل بمكيالين القديمة المتجددة يوما بعد يوم هي منهاج الساسة العملاء في بلد الزيتونة بل في كل بلاد الإسلام المستعمرة. وهذا ما يؤكد بأن النظام القائم بحكوماته المتعاقبة ليس إلا خادما أمينا للكافر المستعمر، وأنه لم يعد له من غاية في المجال الأمني والعسكري، غير جعل أبناء الأمن والجيش المسلم في تونس عسسا على مصالح الغربي الرأسمالي وحماة لشركاته الناهبة.

هذا حال بلد استولى عليه شرذمة من العلمانيين ممن خانوا الله ورسوله والمؤمنين في تونس، بل هذا هو حال أمة سلّم أشباه حكامها مفاتيح سيادتها لأسيادهم فصار الفرنسي والبريطاني والأمريكي وكل عبّاد الصليب مبجلين على المسلمين أهل البلاد، تحت غطاء الدبلوماسية والمصالح المشتركة. هذا هو حال أمة يحكمها رويبضات باعوا دينهم بدنيا غيرهم، ودأبوا على الخنوع والركوع لمن أعلن الحرب على الإسلام والمسلمين.

إن هذه الحادثة وأمثالها كثيرة متعددة كالروس الذين قيل إنهم جاؤوا للصيد مطلع الثورة أو البلجيكي الذي قيل بأن حاوية أسلحته مليئة بألعاب الأطفال، تبين وبشدة مدى استباحة الغرب لحرمة هذا البلد وأهله.

كل هذا ما كان له أن يحدث لو كانت لنا دولة تغضب لله ولرسوله وللمسلمين، دولة يفتخر كل من يحمل التابعية لها فيسير في كل بلدان العالم دونما أي خوف.

إن ما يجب أن يعيه الغرب الكافر ومن تحته خدامه حكام بلاد الإسلام قاطبة، أنّه قد آن لأمة الإسلام أن تقول كلمتها وأن تستعيد سلطانها المغتصب لتقيض صروح الكفر وعروش الطغاة، وتبني مجدها من جديد فتتقيأ العلمانية برمتها وتقيم صرح الإسلام العظيم وتطبق أحكامه في دولة تنصر المستضعفين وتردع الكفار والمشركين، هي دولة الخلافة الراشدة بإذن الله. ﴿وَيَسْأَلُونَكَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الطالب أحمد لطيف

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı