يا أهل اليمن: لا تكونوا للغرب عبيداً ففي بلدكم ما يكفي ويزيد
يا أهل اليمن: لا تكونوا للغرب عبيداً ففي بلدكم ما يكفي ويزيد

الخبر: تعهدت 36 جهة مانحة بتقديم ما يقرب من 1.3 مليار دولار أمريكي للاستجابة الإنسانية في اليمن. من بين أعلى التعهدات: الولايات المتحدة، أعلنت تقديم 584.60 مليون دولار والمفوضية الأوروبية 173.03 مليون دولار وألمانيا 123.60 مليون دولار. وكان الأمين العام للأمم المتحدة، أنطونيو غوتيريش، قد ناشد جميع المانحين خلال مؤتمر التعهدات من أجل اليمن "أن يساهموا بسخاء" لانتشال الملايين من الفقر والعوز والجوع والمرض. وستتضمن خطة الاستجابة الإنسانية برامج منسقة بشكل جيد للوصول إلى 17.3 مليون شخص بمساعدة قدرها 4.27 مليار دولار.

0:00 0:00
Speed:
March 20, 2022

يا أهل اليمن: لا تكونوا للغرب عبيداً ففي بلدكم ما يكفي ويزيد

يا أهل اليمن: لا تكونوا للغرب عبيداً ففي بلدكم ما يكفي ويزيد

الخبر:

تعهدت 36 جهة مانحة بتقديم ما يقرب من 1.3 مليار دولار أمريكي للاستجابة الإنسانية في اليمن. من بين أعلى التعهدات: الولايات المتحدة، أعلنت تقديم 584.60 مليون دولار والمفوضية الأوروبية 173.03 مليون دولار وألمانيا 123.60 مليون دولار. وكان الأمين العام للأمم المتحدة، أنطونيو غوتيريش، قد ناشد جميع المانحين خلال مؤتمر التعهدات من أجل اليمن "أن يساهموا بسخاء" لانتشال الملايين من الفقر والعوز والجوع والمرض. وستتضمن خطة الاستجابة الإنسانية برامج منسقة بشكل جيد للوصول إلى 17.3 مليون شخص بمساعدة قدرها 4.27 مليار دولار.

ونشرت مواقع إخبارية عدة أيضا كموقع عدن حرة والميادين وغيرهما خبر امتناع دول الخليج العربي بالإجماع عن تقديم الدعم إلى اليمن وسط ترقب بتغيرات مفاجئة في الفترة القادمة. وأعلنت المملكة العربية السعودية والإمارات عدم تقديمها للدعم بمؤتمر المانحين لليمن. وذكر مندوب السعودية عبد العزيز الربيعة بأن بلاده اكتفت بالدعم الذي قدمته لليمن الذي يبلغ ١٩ مليار دولار خلال السنوات السابقة.

التعليق:

تتسابق الأمم المتحدة سنويا لتنظيم وعقد مؤتمرات لطلب التبرع لليمن الذي يعاني ويلات الحرب منذ أكثر من سبع سنوات بين الأطراف المتنازعة على السلطة، وقد قامت هذه السنة بجلب الممثلة الأمريكية أنجلينا جولي التي زارت بعض مخيمات النازحين واللاجئين في اليمن قبل عشرة أيام لإظهار مزيد من الاستعطاف، وعبر الأمين العام للأمم المتحدة أنطونيو غوتيريش عن خيبة أمله لنتيجة المؤتمر الذي حصل على تعهدات بقيمة 1.3 مليار دولار فقط بينما كان هدف الأمم المتحدة الحصول على 4.3 مليار دولار! وقد امتنعت دول الخليج وعلى رأسها السعودية عن التبرع هذه السنة موضحةً أن المبالغ التي تبرعت بها سابقا والتي بلغت 19 مليار دولار كافية!

إن المبالغ المهولة التي تحصل عليها الأمم المتحدة سنويا بحجة إنقاذ أهل اليمن من وضعهم الصعب لن تعود عليهم بأي نفع. فالأمم المتحدة لا تسعى لإيجاد حل جذري لأهل اليمن يرفعهم عن هذا البلاء، فمجمل تدخلاتهم ومشاريعهم عبارة عن إبر تخديرية فقط والتي ليس لها تأثير ملموس أبدا على أرض الواقع غير إبقاء أهل اليمن على وضعهم الحالي المزري، فيرمون لهم الفتات من المساعدات لإسكاتهم عن النهوض ومحاسبة الأطراف المتسببة بهذا الواقع المرير، وحتى تستمر من جهة أخرى بالمتاجرة بأوضاع اليمنيين من أجل جلب مزيد من الأموال عاما بعد عام والتي تبذر معظمها في شراء أحدث أنواع السيارات المدرعة واستئجار الفلل الفخمة وعمل التدابير الأمنية الباهظة حول منشآتها لحماية أفرادها الأجانب الذين يعيشون برفاهية، ناهيك عن الفساد المستشري في أروقة الأمم المتحدة للظفر بجزء من الأموال المتبرع بها، فيتبقى القليل من الأموال لعمل مشاريع ترقيعية فقط كتوزيع الخيم على النازحين وسلال غذائية بسيطة لا تكفي لسد رمق الأسر لشهر واحد.

فالحقيقة التي تخفيها الأمم المتحدة هي أنها غير معنية بمساعدة اليمنيين والنهوض بحالهم برغم المبالغ الضخمة التي تستلمها ولو أعطيت أضعافها مئات المرات، بل إن ضررها أكثر بكثير على أهل اليمن من نفعها، حيث إنها تلعب دورا خفياً مع الأطراف المتنازعة. فهي ورقة بيد أمريكا التي تسطير عليها من وراء الستار كونها أكبر المتبرعين، فتستخدم ورقة الجانب الإنساني لتحقيق مصالحها، كعرقلة تقدم ما يسمى بالقوات المشتركة عندما اقتربوا من ميناء الحديدة بذريعة أنه ممر للإغاثة الإنسانية لتبقيه بيد عملائها الحوثيين لإيصال المساعدات العسكرية والاقتصادية لهم.

إن نهضتكم يا أهل اليمن لم ولن تكون أبداً بيد الأمم المتحدة التي تعتبر أحد أسلحة أعداء الأمة التي تغلف السم بالعسل وتجرّعه للمسلمين في اليمن وغيرها، فاليمن بلد غني بالثروات الطبيعية والموقع الاستراتيجي، ومتى ما سخرت تلك الثروات بالشكل الصحيح، فلن يحتاج لأي مساعدات من أحد، بل ستكون يده ممدودة لمساعدة الآخرين. فنهضتكم بالقيام ونفض غبار الذل عنكم، وخلع حكامكم قادة أطراف النزاع الحالي من العملاء الخونة المتسببين بالحرب، والذين يعيثون الفساد بالبلاد وإزهاق الأرواح والممتلكات من أجل إرضاء أسيادهم في الغرب وتثبيت مصالحهم ليستمر نفوذهم واستعمارهم بأيدي عملاء خونة من أبناء جلدتكم.

إن استرجاع عزتكم وعلو شأنكم من جديد بين الأمم لن يكون إلا بالعمل لإقامة دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة لاستئناف الحياة الإسلامية ليعيش المسلمون تحت ظلها بعزة وكرامة بعد أن فُقدت بهدم دولة الخلافة قبل 101 عام. نسأل الله أن يمن علينا بشرف إقامتها قريبا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

م. خالد السراري – ولاية اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı