يا جاويش أوغلو: إن تطبيع العلاقات مع كيان يهود هو خيانة عظمى
يا جاويش أوغلو: إن تطبيع العلاقات مع كيان يهود هو خيانة عظمى

الخبر:   قال وزير الخارجية مولود جاويش أوغلو متحدثا في جلسة الحوار الخاصة لمنتدى الحوار المتوسطي الثامن: "سيكون من الخطا الاعتقاد بأن تطبيع العلاقات مع (إسرائيل) هو خيانة للقضية الفلسطينية". (جريدة مليات، 2022/12/3).

0:00 0:00
Speed:
December 05, 2022

يا جاويش أوغلو: إن تطبيع العلاقات مع كيان يهود هو خيانة عظمى

يا جاويش أوغلو: إن تطبيع العلاقات مع كيان يهود هو خيانة عظمى

الخبر:

قال وزير الخارجية مولود جاويش أوغلو متحدثا في جلسة الحوار الخاصة لمنتدى الحوار المتوسطي الثامن: "سيكون من الخطأ الاعتقاد بأن تطبيع العلاقات مع (إسرائيل) هو خيانة للقضية الفلسطينية". (جريدة مليات، 2022/12/3).

التعليق:

قال أردوغان خلال كلمة أمام القادة العرب في تشرين الأول 2020: "إن أي محاولة لإقرار خطط (إسرائيل) لضم القدس والأراضي الفلسطينية وتجاهل الحقوق المشروعة لأشقائنا الفلسطينيين هي خيانة لأمانة صلاح الدين". ونحن هنا نسأل لماذا لم تعد خيانة الأمس هي خيانة اليوم، والاعتراف بالخيانة أصبح فكرة خاطئة؟ وقال الأمين العام للاتحاد العالمي لعلماء المسلمين الموالي لحزب العدالة والتنمية علي محيي الدين القرداجي في بيان يوم 2020/12/12: "إن التطبيع مع (إسرائيل) يعتبر خيانة عظمى لجميع مبادئ الإنسانية والوطنية والشرعية". كما صرح العديد من مسؤولي حزب العدالة والتنمية بأن التطبيع مع كيان يهود هو خيانة، تُرى ما الذي تغير؟ هل هو ظرف سياسي أم مصالح؟ أم أن تركيا تتصرف بحسب سياسات سيدتها أمريكا في إطار سياستها لدمج كيان يهود في المنطقة؟ إذا تجاوزنا احتلال فلسطين وتطبيع العلاقات مع كيان يهود الغاصب فماذا عن قتله لـ10 أتراك على متن سفينة مرمرة عام 2010 واستضافة هذا الغاصب في القصر الجمهوري وتعيين سفير؟ كل ذلك يعتبر خيانة صريحة للإسلام والمسلمين والشعب التركي. وخلافا لمزاعم جاويش أوغلو فقد التحقت حكومة أردوغان بقطار التطبيع وقافلة الخيانة مع كيان يهود العدو اللدود للإسلام والمسلمين ونظام الأسد السفاح قاتل المسلمين بحجة حماية النظام الفاسد وتحقيق المصالح الاقتصادية وانطلاقا من الفكرة الفاسدة التي تقول: "لا خصومة في عالم السياسة". إن كل هذا هو خيانة لقضية فلسطين بكل تأكيد.

إن التطبيع مع كيان يهود هو بلا شك خيانة كبرى للإسلام، ولأنه كذلك فقد تقبل المسلمون هذه القناعة وآمنوا بها منذ قيام دولة يهود عام 1948. وبسبب هذا الإيمان الراسخ لدى المسلمين لم يتمكن الحكام العملاء الخونة من تطبيع علاقاتهم مع كيان يهود لردح من الزمن حتى لا يتعرضوا لغضب الناس وتمردهم الذي لا يمكن السيطرة عليه، ما دفع هؤلاء الحكام إلى إقامة علاقات مع كيان يهود خلف الأبواب الموصدة. وكما هو معلوم فإن التطبيع هو مصطلح سياسي يعني عودة العلاقات السياسية والدبلوماسية بين الدول بعد فترة من الصراع والتوتر والحروب، والتطبيع يعني الاعتراف بحق كيان يهود الغاصب في العيش في أرض فلسطين المباركة.

إذا تركت مصطلحات الخيانة والتطبيع للعقل البشري فإنها تختلف باختلاف الزمان والمكان، فعلى سبيل المثال فإنهما بحسب أردوغان كانا خيانة بالأمس واليوم ليسا كذلك! لهذا السبب لا يمكن ترك تقدير هذين المصطلحين للعقل البشري المتقلب. بينما في الإسلام فإن التطبيع مع كيان يهود الغاصب هو جريمة وخيانة لا تغتفران، فإنه يعني الاعتراف باغتصاب الغاصب لأرض الإسلام وعدائه للمسلمين. ولهذا السبب يعتبر الإسلام أي كيان يغتصب أي أرض إسلامية عدوا، ويعتبر من يخالف الإسلام في هذا خائناً، وهذا الحكم لا يتغير بتغير الزمان والمكان أو بحسب رغبة الحكام والسياسيين، أو الظرف الذي نعيش فيه. يقول الحق تبارك وتعالى: ﴿لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أرجان تكين باش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı