يا مفتي أوزبيكستان اتق الله في نفسك!
يا مفتي أوزبيكستان اتق الله في نفسك!

الخبر:   في 10 تشرين الأول/أكتوبر 2021 قام الرئيس والمفتي الجديد لإدارة مسلمى أوزبيكستان نور الدين خالقنظروف بالافتراء والهراء على حزب التحرير في أحد أحاديثه الذي جرى في المسجد. حتى إنه تجرأ على الافتراء على حزب التحرير قائلا: إنه عدو للدين. وقد تم نشر الافتراء على الصفحة الرسمية لـ Muslim uz على يوتيوب.

0:00 0:00
Speed:
December 28, 2021

يا مفتي أوزبيكستان اتق الله في نفسك!

يا مفتي أوزبيكستان اتق الله في نفسك!

الخبر:

في 10 تشرين الأول/أكتوبر 2021 قام الرئيس والمفتي الجديد لإدارة مسلمي أوزبيكستان نور الدين خالقنظروف بالافتراء والهراء على حزب التحرير في أحد أحاديثه الذي جرى في المسجد. حتى إنه تجرأ على الافتراء على حزب التحرير قائلا: إنه عدو للدين. وقد تم نشر الافتراء على الصفحة الرسمية لـ Muslim uz على يوتيوب.

التعليق:

من المعروف أن الأنظمة الطاغوتية في سبيل محاربتها لعودة الإسلام إلى واقع الحياة ولا سيما النظام في أوزبيكستان تستخدم إلى جانب أجهزتها الأمنية القمعية علماء السلاطين أيضاً. ومن خطط الدول الاستعمارية الكافرة - بما في ذلك روسيا - التي أنشأت هذه الأنظمة، صرف الناس عن حزب التحرير وزرع بذور الإحباط واليأس من الحزب ومنهجه والتنفير منه والتحريض على كراهيته. لأنه إذا قامت دولة الخلافة الراشدة التي يعمل حزب التحرير لإقامتها فإنه سينهي أيام كل هؤلاء المستعمرين وعملائهم. فيجب النظر إلى هذه الهجمة التي شنها المفتي الجديد من وجهة النظر هذه.

إن حزب التحرير قد تأسس امتثالا لأمر الله تعالى: ﴿وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾. إذن فإن الدعوة إلى الخير، أي إلى الإسلام والأمر بالمعروف والنهي عن المنكر هي روح الحزب. والحزب حيّ بهذا. إذا كان الأمر كذلك فهل يعقل ادعاء المفتي بأنه "ليس في مواعظ ودعايات الحزب أمر بمعروف ولا نهي عن منكر"؟! بل إن الحزب لا يكتفي بالدعوة إلى الخير والأمر بالمعروف والنهي عن المنكر بل يعمل أيضا بناء على القاعدة الشرعية: "ما لا يتم الواجب إلا به فهو واجب" لإيجاد المعروف الأكبر وهو إقامة دولة الخلافة وإزالة المنكر الأكبر وهو نظام الكفر. أما الخلافة فقد قال أحد علماء الحنفية وهو عبد الرحمن الجزيري صاحب كتاب "الفقه على المذاهب الأربعة": "اتفق الأئمة رحمهم الله تعالى على أن الإمامة فرض وأنه لا بد للمسلمين من إمام يقيم شعائر الدين وينصف المظلومين من الظالمين...". والإمام القرطبي قال في تفسير قوله تعالى في سورة البقرة: ﴿إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً﴾: "هذه الآية أصلٌ في نصب إمامٍ وخليفةٍ...". كما كتب الإمام الماوردي وأحد علماء الحنفية الإمام النسفي وعلماء آخرون عن وجوب نصب الخليفة. حتى علماء الحنفية اشترطوا لصحة صلاة الجمعة إذن السلطان أي الخليفة!

بالطبع بما أن عوام الناس تم إبعادهم عن الإسلام فهم لا يعرفون هذه الحقائق، لكن المفتي وعلماء السلاطين أمثاله يدركون هذه الحقائق جيداً، ولكنهم يخفونها أو يسيئون تفسيرها.

أما السياسة فهي رعاية شؤون الأمة الداخلية والخارجية بأحكام الإسلام. والإسلام نظام كامل للحياة. ومن هنا جاءت في كتب الفقه للفقهاء بمن فيهم فقهاء الحنفية أيضا أحكام السياسة كوجوب نصب الإمام والقضاء والحدود والجهاد والغنائم وأهل الذمة ودار الإسلام ودار الكفر... مع أحكام الصلاة والصيام والحج والزكاة والخراج والزواج ونحو ذلك. ومن الأمثلة على ذلك كتاب شمس الأئمة الإمام السرخسي رحمه الله "المبسوط". وعلماء السلاطين وعلى رأسهم المفتي يحصرون الإسلام بالصلاة والصوم والزكاة والحج فقط!!

إن المصائب التي جرها وما زال يجرها إبعاد الأمة عن السياسة واضح جدا وأمام أعيننا. أما الافتراء القائل بأن "شباب الحزب يدّعون أن الصلاة والصوم والزكاة والحج ليست واجبة إلا بعد إقامة الخلافة" فلعل المفتي سمع عن تعذيب شباب حزب التحرير في السجن لأنهم أذنوا للصلاة وكيف أجبروهم على الإفطار في رمضان. وعلماء الإدارة الدينية نهوهم عن الصلاة وعن الصوم في السجن!! أما الافتراء بأن "الحزب لم يفعل شيئاً سوى التفرقة منذ إنشائه" ففي الحقيقة أنت أيها المفتي وزملاؤك فى إدارتك تعملون على تقوية اتفاقية سايكس بيكو التي قسمت بلاد المسلمين إلى دويلات صغيرة! والحزب يعمل ليل نهار لتوحيد الأمة في دولة واحدة مرة أخرى. فيرجو حزب التحرير الذي ولاؤه لله ولرسوله ﷺ وللمؤمنين والذي يعمل لإقامة الدولة التي تطبق الأحكام الربانية في الأرض والذي يضحي شبابه بحياتهم وأموالهم في هذه السبيل والذي لا يداهن الأنظمة الدمى، يرجو أن يكون هو حزب الله.

لقد اتخذ الحكام الظلمة علماء السلاطين مطية لهم. وهذا هو السبب في أنهم لا يقولون ولو كلمة واحدة عن القهر والظلم وعدم العدالة والفساد والفقر والفحش والزنا والربا، والتي ملأت كل مكان! بل هم يثنون ويمدحون ويمجدون هؤلاء الطغاة. أما بالنسبة للذين يسلكون طريق الحق فهم لا يتعبون من الافتراء عليهم. وفي الواقع كان يجب عليهم أن يكونوا من العلماء الربانيين مثل سلطان العلماء العز بن عبد السلام الذي قال كلمة الحق بجرأة وبدون خوف من لومة لائم مباشرة في عين الظالم، وكان يجب عليهم أن يقودوا الناس إلى الطريق المستقيم وألا يصبحوا علماء السلطان. ولكنهم - مع الأسف - اختاروا الانحياز إلى جانب الباطل!

نحن لا نقول للمفتي ولمن هم في الإدارة الدينية اتقوا الله في الحزب، فإنهم لن يضروه شيئا، ولكن نقول لهم اتقوا الله في أنفسكم.

مهما حاول الكفار المستعمرون وعملاؤهم من الطواغيت جاهدين تشويه سمعة حزب التحرير عن طريق استخدام علماء السلاطين فإنهم لن يستطيعوا حجب ضوء الشمس بالغربال!

﴿يُرِيدُونَ أَن يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إسلام أبو خليل – أوزبيكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı