يجب على طالبان رفض صفقة الشر الأمريكية
يجب على طالبان رفض صفقة الشر الأمريكية

الخبر:   بعد عقدين من احتلال أمريكا لأفغانستان، توصلت أمريكا إلى نتيجة حتمية مفادها أنه يتعين عليها إنهاء وجودها العسكري هناك. بعد أن عجزت أمريكا عن الانتصار على طالبان، تخلّت أخيراً عن الحل العسكري ولجأت إلى المفاوضات، مفاوضات تُمليها على أولئك الذين طالما اعتبرتهم (إلى حد كبير) إرهابيين. (الجزيرة) ...

0:00 0:00
Speed:
March 11, 2020

يجب على طالبان رفض صفقة الشر الأمريكية

يجب على طالبان رفض صفقة الشر الأمريكية

(مترجم)

الخبر:

بعد عقدين من احتلال أمريكا لأفغانستان، توصلت أمريكا إلى نتيجة حتمية مفادها أنه يتعين عليها إنهاء وجودها العسكري هناك.

بعد أن عجزت أمريكا عن الانتصار على طالبان، تخلّت أخيراً عن الحل العسكري ولجأت إلى المفاوضات، مفاوضات تُمليها على أولئك الذين طالما اعتبرتهم (إلى حد كبير) إرهابيين. (الجزيرة)

التعليق:

مباشرة بعد الحادي عشر من أيلول/سبتمبر 2001، قال الرئيس الأمريكي الأسبق جورج دبليو بوش "لا يمكن لأي دولة التفاوض مع الإرهابيين"، وقد بدأ اجتياح أفغانستان. بقي صدى هذه الفكرة حتى آذار/مارس 2009، إلى أن اقترح الرئيس الجديد المنتخب، باراك أوباما، فكرة التواصل مع العناصر المعتدلة من طالبان الأفغانية في مقابلة مع صحيفة نيويورك تايمز، حيث تحاول الولايات المتحدة يائسةً إجراء اتفاق سلام مع طالبان.

عرف الجمهور عن الاتصالات المباشرة بين الولايات المتحدة وحركة طالبان في تشرين الثاني/نوفمبر 2010 عندما التقى المسؤولون الأمريكيون طيب آغا، ممثل الملا عمر في ميونيخ. وتوسّط في هذه المحادثات السّرية آنذاك المسؤولون الألمان والعائلة القطرية المالكة. وفي وقت لاحق، وفي عام 2011، تمّ عقد جولتين من الاجتماعات التمهيدية في الدوحة وألمانيا قبل إنشاء مكتب طالبان السياسي بشكل غير رسمي في الدوحة في كانون الثاني/يناير 2012. وكانت المحادثات الأولية حول تبادل الأسرى؛ خمسة معتقلين في غوانتانامو مقابل جندي أمريكي واحد هو بو بيرجدل. ومنذ أن تراجعت الولايات المتحدة، انهارت المحادثات في آذار/مارس 2012.

قبلت طالبان هذه الصفقة في الوقت الذي تسيطر فيه على مساحات شاسعة من البلاد. وقد فعلوا ذلك من خلال الاستفادة بشكل ممنهج من استياء الأفغان من نكث المجتمع الدولي لوعوده، وفساد الحكومة المدعومة بالمساعدات التي تُنفق عبثاً، والانتهاكات التي ارتكبتها القوات الموالية للحكومة. بموجب هذه الصفقة، فإن طالبان على وشك أن تخسر الحرب على طاولة المفاوضات، بينما وبوجه عام كانت طالبان تهزم الولايات المتحدة، الدولة الأولى في العالم.

إنّ قبول الصفقة يتناقض مع موقف طالبان الذي استمر لزمن طويل رافضاً الدستور الحالي ومؤكداً على الانسحاب الكامل للجنود الأجانب، وباتفاق السلام هذا طالبان على وشك أن تقوم بالموافقة على حل وسط بدايةً، وهذا سيؤدي إلى تصاعد التنازل في المستقبل القريب، حيث إن الولايات المتحدة لم تنجح فقط في الحفاظ على الدستور الحالي، هذا النظام الرأسمالي الديمقراطي الذي صنعه البشر حيث تكون السيادة فيه للأحكام التي يضعها الإنسان وليس لأوامر الله ونواهيه، ولكن أيضاً تمكنت أمريكا بنجاح من ترتيب وجود قواتها من 13 ألف جندي إلى 8 آلاف جندي، لكن ما زالت هذه القوات موجودة هناك، إذن ما هو الأساس الذي استندت إليه طالبان بقبول هذه الصفقة؟ إنه مثل التربيت على أيدي من يقوم بالإبادة الدموية الجماعية لهذه الأمة الإسلامية.

الولايات المتحدة لا يهمها من يتولى الحكم أو من يقوم بتشكيل هذه الحكومة، سواء أكانوا أشخاصاً بذقون ناعمة نظيفة أم كانوا أشخاصاً بلحى طويلة، طالما أنها تستخدمهم كأداة لتثبيت النظام الديمقراطي الرأسمالي، كونها تعلم أنها تستطيع تغيير المناخ السياسي في أي وقت تريد بمجرد أن تصبح الأمور هادئة وتسير في إطار عمل الدستور الديمقراطي الحالي. يقول كيلكولين "إن ما يسمى بالحرب على الإرهاب التي بدأت في 11 أيلول/سبتمبر قد تكون أسفرت عن أسوأ خطأ استراتيجي ارتكبه أي زعيم عالمي كبير منذ إدولف هتلر"، وقال: "يعتقد هتلر أن إنجلترا كانت ستسقط من تلقاء نفسها، ثم يبدأ هو بالتوغل في ما يعتقد بأنه سيكون ممراً صغيراً" ضد الاتحاد السوفيتي. وأضاف "هذا بالضبط هو ما حدث لنا مع أفغانستان والعراق". لقد كانت الولايات المتحدة مستميتة من أجل إبرام اتفاق سلام مع طالبان منذ عقد من الزمان، وبقبولها بهذا الاتفاق مع أسوأ عدو للمسلمين، فإن طالبان لا تفعل شيئاً سوى توفير فترة من الهدوء وأرض لمناورة الأحداث وفقاً لرغبات أمريكا الشريرة.

هذه الصفقة هي الأولى من نوعها حيث يتم إخفاء الجزء المستقبلي المتعلق بمركز القوة، وهذا يحصل بسبب التفكير البراغماتي، في حين إن الله سبحانه وتعالى حرم علينا عقد معاهدات سلام مع المحتل الكافر بل إن الله يأمرنا بمواصلة قتالهم حتى النصر أو الشهادة. أيها المجاهدون المخلصون، يقول الله تعالى في سورة التوبة: ﴿لاَ يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ﴾.

لن تقبل الولايات المتحدة بأي شيء أقل من خضوع طالبان لوجود قواتها في أفغانستان للحفاظ على مصالحها الشريرة حية في المنطقة. يجب على المجاهدين الشجعان والمخلصين ألا يقبلوا أي صفقة من أمريكا أو من حلفائها الذين يساعدونها على الاحتفاظ بنفوذها في المنطقة، بل يجب عليكم الصمود والاستمرار في الجهاد في سبيل الله سبحانه وتعالى كما فعلتم لفترة طويلة حتى تضطر أمريكا للخروج من هذا المستنقع. ويجب إلغاء النظام الحالي بالكامل والعمل على إقامة الخلافة على منهاج النبوة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد عادل

#أفغانستان
Afghanistan#
Afganistan#

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı