يجب أن يملأ الإسلام الفراغ الفكري الموجود في العالم اليوم (مترجم)
January 24, 2017

يجب أن يملأ الإسلام الفراغ الفكري الموجود في العالم اليوم (مترجم)

يجب أن يملأ الإسلام الفراغ الفكري الموجود في العالم اليوم

(مترجم)

الخبر:

أبرز قادة الأحزاب اليمينية الشعبوية في أوروبا سوف يجتمعون في المدينة الألمانية كوبلنز اليوم فيما يراه المراقبون بأنه استعراض للقوة يستهدف الاتحاد الأوروبي – برلين.

وقد اكتسب الاجتماع اهتماما واسع النطاق في ألمانيا كأول لقاء علني بين السيدة فروك بيتري، رئيسة البديل لألمانيا (AFD)، والسيدة مارين لوبان رئيسة الجبهة الوطنية الفرنسية.

تم تعيين الهولندي السياسي المعادي للإسلام خيرت فيلدرز والسيد ماتيو سالفاني من رابطة الشمال في إيطاليا أيضا لإلقاء كلمة في المؤتمر الذي يستمر يوما واحدا والمنسق من قبل السيد ماركوس بريتزل، وهو عضو في حزب البديل لألمانيا في البرلمان الأوروبي، والذي هو أيضا زوج السيدة بيتري.

التعليق:

بعد يوم واحد من تنصيب ترامب، أقيمت "قمة أوروبية مضادة" من قبل الحزب اليميني المتطرف الألماني، البديل من أجل ألمانيا. وكان جميع أعضاء الأمم الأوروبية حاضرين. من: النمسا، وبلجيكا، وفرنسا، وإيطاليا، وهولندا، وبولندا، ورومانيا والمملكة المتحدة. شعار هذه القمة هو "قادة أوروبا الجديدة يقدمون أنفسهم" وخيرت فيلدرز من الحزب المناهض للإسلام حزب الحرية قام بالتغريد "سنجعل بلداننا عظيمة مرة أخرى" حيث لعب على شعار ترامب "جعل أمريكا عظمى مرة أخرى".

أعربت هذه الأحزاب اليمينية المتطرفة والمعادية للإسلام عن دعمها في وقت سابق للرئيس المنتخب ترامب واستخدمت لحن "التغيير" الذي وقع في الولايات المتحدة باعتباره دافعا وحافزا لشعوب أوروبا بأن "التغيير" ممكن. وأن نضال بلدان أوروبا الغربية هو نفس النضال ضد الجذور الراسخة.

أيضا قبل نصف عام صوت البريطانيون بنسبة 52٪ في استفتاء على الانسحاب من الاتحاد الأوروبي. مرة أخرى تم استخدام نفس الخطاب من قبل هؤلاء السياسيين لتحفيز الناس لترك الاتحاد الأوروبي، من أجل استعادة واسترجاع سيادتهم الوطنية التي كانت قد اختطفت من قبل الاتحاد الأوروبي.

وتمكنت هذه الأحزاب بنجاح من استقطاب قطاعات واسعة من المجتمعات في بعض الدول الأوروبية. على سبيل المثال خيرت فيلدرز من حزب الحرية سجل ارتفاعا في صناديق الاقتراع الانتخابية. في هذه اللحظة هو إلى حد بعيد أكبر حزب في هولندا. ومن المتوقع فوز حزبه في الانتخابات العامة في 15 آذار/مارس من هذا العام.

المشاعر التي يتم استخدامها من قبل جميع هذه الأطراف هي: مناهضة للمؤسسة، ومكافحة لليسار، ومعارضة للاتحاد الأوروبي ومعادية للإسلام. هذا يدل على أن هذه الحركات تستخدم الساخطين الداخليين من الجماهير من أجل كسب النجاح، بغض النظر عن كون المسألة تتعلق بالوظائف أو الرعاية الصحية والاجتماعية، أو الأزمات الاقتصادية، أو الهجرة، أو تفرد المجتمعات، او تراجع الأخلاق والقيم.

ومن الواضح بأن الخطاب العام الذي يجري هو خطاب "معادٍ". والذي هو سمة من سمات الحركة المضادة، بدلا من الحركة التي لديها بدائل قابلة للتطبيق وحلول عميقة. على سبيل المثال يتألف البرنامج الانتخابي لحزب الحرية من صفحة واحدة. الحل وفقا لهم هو بسيط، وهو العودة إلى "الأيام الخوالي". عندما كانت العملة المحلية متوفرة، وكانت الحدود آمنة، اتخاذ القرار كان يتم من قبل الأمة، حيث لم تكن هناك "مشكلة" الإسلام والمسلمين الخ... وهذه الفكرة البعيدة عن أي حل واقعي لا تزال تستقطب الجماهير، لأن الجماهير لا يملكون أي خيار آخر!

الجماهير تكافح وتبحث عن حلول حقيقية ولكنهم محاصرون في دائرة الرأسمالية المفرغة دون أية إمكانية للهروب. والتاريخ الذي يعيد نفسه هو إثبات لذلك. والحل لن يكون من اليسار السياسي أو اليميني أو الوسط.

بدون أي شك هناك فراغ أيديولوجي موجود في العالم اليوم. الشعب محاصر ولا يستطيع الذهاب لأبعد من ذلك، وهذا هو الحال سواء في العالم الغربي أو في العالم الإسلامي. طالما أن نظام العالم الرأسمالي هو المهيمن لن نستطيع الخروج من هذا البؤس الذي نواجهه اليوم. هذا هو الوقت الذي يجب أن يظهر فيه الإسلام ويقدم على أنه طريقة العيش الصحيحة الوحيدة البديلة لهم. ولكن من أجل القيام بذلك، فإننا والأمة المباركة علينا أن ندرك ذلك أولا في بلادنا من خلال توحيد المسلمين تحت راية الإسلام في ظل الخلافة. فعندها يصبح بإمكاننا إظهار نور الإسلام بطريقة ملموسة وعملية ومثالية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أوكاي بالا

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في هولندا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı