يستأسدون على الأطفال وفي الميادين نعاج
يستأسدون على الأطفال وفي الميادين نعاج

انتشر على مواقع التواصل كما ذكرت الجزيرة نت بتاريخ 11 تشرين الثاني/نوفمبر 2015 فيديو يظهر عملية التحقيق مع الطفل أحمد مناصرة البالغِ من العمر 13 عاما والمعتقل لدى سلطات الاحتلال بتهمة طعن يهودي في مستوطنة بسغات زئيف.

0:00 0:00
Speed:
November 13, 2015

يستأسدون على الأطفال وفي الميادين نعاج

خبر وتعليق

يستأسدون على الأطفال وفي الميادين نعاج 

الخبر:

انتشر على مواقع التواصل كما ذكرت الجزيرة نت بتاريخ 11 تشرين الثاني/نوفمبر 2015 فيديو يظهر عملية التحقيق مع الطفل أحمد مناصرة البالغِ من العمر 13 عاما والمعتقل لدى سلطات الاحتلال بتهمة طعن يهودي في مستوطنة بسغات زئيف.

ويظهر في الفيديو قيام أكثر من محقق يهودي بالضغط على الطفل والصراخ في وجهه من أجل الاعتراف بعملية الطعن، فيما يبدو الطفل مرتبكا ويبكي. وكرر الطفل عدة مرات أنه لا يتذكر ما حدث لكن الفيديو يظهر أن المحققين لم يكترثوا له وواصلوا الضغط عليه.

وكانت قوات الاحتلال قد أطلقت النار على أحمد مناصرة مما أدى لإصابته بجروح خطيرة واستشهاد ابن عمه حسن خالد مناصرة (15 عاما) في 12 تشرين الأول/أكتوبر الماضي بزعم طعنهما مستوطنين اثنين في مستوطنة بسغات زئيف شمال القدس المحتلة..

التعليق:

دماء وجراح وآلام ومعاناة... كلمات تلخص حياة الطفل في فلسطين الذي ما زال يعاني من ممارسات يهود منذ عشرات السنين، عاش خلالها كل صور القهر والشقاء، ولكنه استطاع أن يصبح رقما صعبا في معادلة الصراع مع المشروع الصهيوني بعد أن سبب بسواعده التي لا تحمل سوى الحجر والسكين أعظم وأكبر كابوس في وجه محتل غاشم وغاصب بان عواره ونكوصه وجبنه، وكذبة جيشه الذي لا يقهر أصبحت في عداد النسيان، حيث انتهجت دولة يهود سياسة استهداف الأطفال من خلال القتل والجرح والاعتقال كجزء من منظومة الشعب الفلسطيني المقموع، تقوم بقتلهم وتعذيبهم وتقديمهم للمحاكم العسكرية، وتزج بهم في غياهب السجون لسنوات طوال بحجة حماية أمنها، وتفصيل استراتيجيات الردع لديها، لكبح أي تطلع في التحرير أو الخلاص.. وفي هذه الأفعال المشينة مخالفة صريحة وصارخة لما نصت عليه اتفاقية حقوق الطفل الصادرة عن الجمعية العامة للأمم المتحدة في تشرين الثاني 1989 والتي جاء فيها: "تكفل الدول الأطراف ألا يعرض أي طفل للتعذيب أو لغيره من ضروب المعاملة أو العقوبة القاسية أو اللاإنسانية أو المهينة، ولا تفرض عقوبة الإعدام أو السجن مدى الحياة بسبب جرائم يرتكبها أشخاص تقل أعمارهم عن ثماني عشرة سنة دون وجود إمكانية للإفراج عنهم".

وبالرغم من وجود تلك القوانين فقد بلغ عدد الأسرى الأطفال في سجون كيان يهود الغاصب في نهاية شهر أيلول 2015م قرابة 350 طفلًا قاصرًا ما دون سن الـ 18 وفقًا للقوانين الدولية، ويعيشون ظروف القهر، ويتعرضون لما يتعرض له الكبار من قسوة التعذيب والمحاكمات الجائرة، والمعاملة غير الإنسانية، التي تنتهك حقوقهم الأساسية، وتهدد مستقبلهم بالضياع، بما يخالف قواعد القانون الدولي واتفاقية حقوق الطفل.

حيث تحرم دولة يهود الأطفال الأسرى من أبسط الحقوق التي تمنحها لهم المواثيق الدولية، وتشتمل على: الحق في عدم التعرض للاعتقال العشوائي، الحق في معرفة سبب الاعتقال، الحق في الحصول على محامي، حق الأسرة في معرفة سبب ومكان اعتقال الطفل، الحق في المثول أمام قاضٍ، الحق في الاعتراض على التهمة والطعن بها، الحق في الاتصال بالعالم الخارجي، الحق في معاملة إنسانية تحفظ كرامة الطفل المعتقل..

إذن بعد كل هذه الانتهاكات وأسلوب التحقيق الهمجي الذي مورس بحق هذا الطفل في أخذ الاعترافات بالإرهاب والتهديد والسب والشتم، ألا يحق لنا أن نتساءل أين العالم بهيئاته ومنظماته؟! أين مجلس أمنهم وهيئة أممهم؟! أين شعارات ومنظمات حقوق الإنسان الزائفة؟! وأين هي المحاكمة والمحاسبة في حق مجرمي الحرب والمستهترين بالأعراف الدولية والقرارات العالمية؟! وأين منظمات حقوق الطفل؟ وكيف تغفل عمن انتهك قوانينها وضرب بها عرض الحائط؟! ألا يعتبر هذا التسجيل المشين والتحقيق الإجرامي الفاشي وصراخ هذا العلج المسخ في وجه هذا الطفل البريء انتهاكا لحقوق الطفل؟! أم أنها جعلت لضعفاء البشر لتقييدهم وتكبيل أياديهم واستثنت مجرمي العصر وإرهابيي الأطفال ومصاصي دماء المسلمين.. يهود المجرمين من بنودها!!

وأنت أمتي.. أين أنت يا أمة الإسلام؟! أين النخوة والعزة؟! ألم يتحرك فيك الشوق للعزة والإباء والشموخ؟!

يا ألف مليون ونصف ألا من سامع؟!.. هل من مجيب أيها الأقوام؟!

قد بُحّ صوتي من ندائكِ أمتي.. هلا فتًى شاكي السلاح هُمام؟

فالعجب كل العجب لحالك أمتي حين ترضين بالقعود وأنت صاحبة الطول والمقدرة.. العجب كل العجب ممن يملكون وسائل الجهاد والبذل، ولا يذودون عن حرمة، ولا ينتصرون لكرامة، وآثروا على ذلك السلامة وسقوط العزيمة والهمة.

ماذا ننتظر وبمن نستجير؟! فالمباني دمِّرت، والبيوت هُدّمت، والأنفس أُزهقت، والنساء رملت، والأطفال يُتِّمت. وكل ذلك يحدث على مسمع من العالم ومرآه، وكأن المسلمين لا بواكي لهم.

فأين منا خالد والمثنَّى وصلاح؟! أعَدِمْنا الرجال؟! أعدمت فينا الغيرة على الدماء والأعراض، ماذا أصابنا وماذا دهانا؟! أيطيب العيش، ويهدأ البال، ويرقأ الدمع، ومقدساتنا تئنّ، وإخواننا يقصفون ويقتلون؟ وأطفالنا ونساؤنا يروعون؟!

إلى متى الذل والمهانة والضعف والهزيمة والاستسلام؟! أما آن لهذا الهوان أن ينتهي، وللضعف والذل أن ينقضي؟!

أمتي... يا خير أمة أخرجت للناس.. إنه لا يستردُّ مجد، ولا يُطلب نصر، ولا ينصلح الحال إلا بما صلح به أوله، فلا بد لهؤلاء من وجود من يؤدبهم، ويردهم إلى أصلهم فيفقدهم هيبتهم المزعومة، ويعري صورتهم الموهومة، فالقضية جد خطيرة وجد مصيرية، وإنهاؤها ووضع حد لها جد ضرورة، وليس ذلك بحلول استخذائية ولا بمفاوضات واتفاقيات تخط بنودها أقلام الذلة والمهانة.. بل الهدم الهدم والقتل القتل والدم الدم.. جيشا عرمرما يرى أوله دون آخره، زاحفا بعدته وعتاده ليقتلع هذا الكيان المسخ اللقيط، وينهي شروره وعجرفته وغطرسته على العباد والبلاد، فلن تحرر البلاد، ولن تُستردّ المقدسات إلا بهذا الطريق..

فيا جيوش المسلمين، اتقوا الله، فأنتم درع الأمة وحاميها، فانفضوا عنكم ثوب الذل والتبعية ولبوا نداء المستغيثين والمضطهدين والمظلومين من أبناء أمتكم فلا تكونوا ممن قال الله فيهم..

﴿ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رائدة محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı