زواج 200 ألف قاصر في أمريكا خلال الخمس عشرة سنة الماضية
زواج 200 ألف قاصر في أمريكا خلال الخمس عشرة سنة الماضية

تم تزويج ما لا يقل عن 207,469 قاصراً في الفترة بين 2000 و 2015 حسب البيانات التي جمعتها منظمة "أن تشايند آت لاست" لمناهضة زواج الأطفال بالتعاون مع سلسلة فرونت لاين الوثائقية. علما بأن الأرقام الحقيقية قد تكون أكبر من ذلك بكثير حيث إن عشراً من الولايات سلمت إحصاءات غير مكتملة أو تخلفت عن تسليم أي أرقام. ومن بين الحالات التي تم توثيقها ثلاث فتيات في سن العاشرة تزوجن من رجال في عمر 24 و25 و31 وصبي في سن الحادية عشر تزوج من امرأة في السابعة والعشرين. ...

0:00 0:00
Speed:
July 10, 2017

زواج 200 ألف قاصر في أمريكا خلال الخمس عشرة سنة الماضية

زواج 200 ألف قاصر في أمريكا خلال الخمس عشرة سنة الماضية

الخبر:

تم تزويج ما لا يقل عن 207,469 قاصراً في الفترة بين 2000 و 2015 حسب البيانات التي جمعتها منظمة "أن تشايند آت لاست" لمناهضة زواج الأطفال بالتعاون مع سلسلة فرونت لاين الوثائقية. علما بأن الأرقام الحقيقية قد تكون أكبر من ذلك بكثير حيث إن عشراً من الولايات سلمت إحصاءات غير مكتملة أو تخلفت عن تسليم أي أرقام. ومن بين الحالات التي تم توثيقها ثلاث فتيات في سن العاشرة تزوجن من رجال في عمر 24 و25 و31 وصبي في سن الحادية عشر تزوج من امرأة في السابعة والعشرين.

ووفقا للإحصاء فإن 87% من القُصّر الذين منحتهم المحكمة إذناً بالزواج ما بين 2000 و2015 فتيات تزوجن من رجال يكبرونهن في السن، 14% فقط من إجمالي العدد قصّر تزوجوا بقصر في أعمارهم بينما تزوج أغلبهم بأشخاص تتراوح أعمارهم ما بين 18-29 عاما وتم رصد حالة زواج طفلة في الرابعة عشر من العمر من رجل يبلغ من العمر 74 عاما بإذن رسمي من ولاية ألاباما وأخرى من رجل عمره 65 عاما. (الإندبندنت السبت 8 تموز/يوليو 2017)

التعليق:

لقد شن الغرب حربا لا هوادة فيها على النظام الاجتماعي في الإسلام واستهدف أحكاما معينة لإبراز الفروقات بين الحضارة الإسلامية والقيم الديمقراطية الليبرالية مدعيا التفوق الأخلاقي والحضاري. وفي هذا الإطار جرم الغرب زواج الفتيات دون سن الثامنة عشر وأطلق على زواج الصغيرات "العرائس الأطفال" وتفنن الإعلام الغربي في طرح معاناة هديل وبلقيس وفاطمة وغيرهن من بنات المسلمين مع الزواج في سن مبكرة، وذرف دموع التماسيح على حرمانهن من الأمن والسلامة والصحة وحرية اتخاذ القرار وتحقيق طموحاتهن.

وتصدرت أمريكا لهذه القضية فعقدت الندوات والمؤتمرات عن زواج القاصرات في بلاد المسلمين بينما تجاهلت انتشار زواج القاصرات في أمريكا وبعض الدول الأوروبية وارتفاع معدلات حمل المراهقات وحالات الإجهاض المبكر للقاصرات والتخلف عن تكملة الدراسة الناتج عن تورط القصّر في علاقات خالية من أي مسؤولية في مجتمعات رأسمالية طاحنة. يا للعجب!! يتباكى أعداء الإسلام ودعاة الإسلاموفوبيا على زواج الصغيرات في بلادنا بينما يغضون الطرف عن واقع "العرائس الأطفال" في أمريكا... فتيات لا نعرف لهن أسماءً ولا بواكي لهن ولطفولتهن!

ولم يسلط الإعلام الغربي الضوء على انتشار زواج القاصرات في أمريكا مع العلم أن 27 ولاية أمريكية لا تضع حدا أدنى لسن الزواج ويعد الزواج المبكر تعبيرا عن الحرية الشخصية في بعض الحالات ويتم بموافقة ولي أمر القاصر بإذن خاص في حالات أخرى دون حملات إعلامية تشيطن أهل العروس. لا يتعدى الأمر الحد الطبيعي ويعتبره الجميع أموراً شخصية لأفراد وحالات لها حيثيات معينة. لم يهاجم الرأي العام من يدافع عن الزواج المبكر لدى بعض الطوائف النصرانية في أمريكا أو من يعترض على سن قوانين تحدد سناً أدنى للزواج (كما حدث مؤخرا حين أبطل حاكم ولاية نيوجرسي قانونا ينص على وضع 18 عاما كسن أدنى للزواج). ولا عجب "فالجمل لا يرى عوجة رقبته".

ملأ الغرب بساسته ومنظماته وأبواقه الأرض ضجيجا بمناهضة زواج القاصرات وأن إدانته موقف مبدئي لا تراجع عنه، يتوعدون بالويل والثبور وعظائم الأمور لمن لا يلتزم بتجريم زواج القاصرات، وحث الدول على معاقبة من تسول له نفسه أن يزوج ابنته دون سن الثامنة عشر. وفقا لتقرير جديد نشره البنك الدولي والمركز الدولي لبحوث المرأة فإن البلدان النامية ستخسر ترليونات الدولارات بحلول 2030 بسبب زواج القاصرات. كما نوه التقرير بمكتسبات حملات مناهضة زواج القاصرات وأن الثلاثين عاما الأخيرة شهدت انحسار زواج القاصرات (الزواج قبل سن 18 عاما) في الكثير من البلدان، لكنه ما زال مرتفعا للغاية. وفي مجموعة من 25 بلدا أجريت عنها تحليلات مفصلة تبين أن امرأة واحدة من بين كل ثلاث نساء تتزوج قبل سن 18 عاما. (تقرير التأثيرات الاقتصادية لزواج الأطفال موقع البنك الدولي 27 حزيران/يونيو 2017).

ولا شك أن أمريكا لم تكن من ضمن الدول الخمس والعشرين التي استهدفها التقرير الأمريكي، لم يهز زواج القصر من اقتصادها أو يسبب الفقر لنسائها. ولم يقتصر موقف الغرب على محاولة استغلال فقر الشعوب وابتزازها عبر هيئاته الرأسمالية بل ادعى التفوق الأخلاقي كونه جرم زواج القاصرات في بلاد المسلمين واعتبره تعدياً على حقوق المرأة والفتاة. صرح كوينتين وودون مدير المشروع في البنك الدولي والذي شارك في تأليف التقرير أعلاه: "وزواج الأطفال لا يضع نهاية لآمال البنت وأحلامها فحسب، بل يعوق أيضا الجهود الرامية للقضاء على الفقر وتحقيق النمو الاقتصادي والإنصاف. ومنع هذه الممارسات هو الصواب الذي تقتضي مكارم الأخلاق توخيه، وهو أيضا الصواب الذي ينبغي القيام به من منظور الاقتصاد". (موقع البنك الدولي). أيّ كذب وأي نفاق؟!

ألا يخجل أبواق الغرب من بني جلدتنا ودعاة حقوق المرأة وهم يرددون شعارات جوفاء ويدعون أنهم قادرون على تنظيم سلوك البشر بل ويتطاولون على شريعة الرحمن ويطالبون بتعديل أحكام وضعها خالق الكون البديع القهار لتتماشى مع قيم هذه المجتمعات المنافقة؟!

﴿وَأَنَّ هَٰذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَٰلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

هدى محمد (أم يحيى)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı