زيارة أردوغان إلى روسيا جريمة في حق المسلمين
زيارة أردوغان إلى روسيا جريمة في حق المسلمين

الخبر: يلتقي الرئيس التركي رجب طيب أردوغان مع الرئيس الروسي فلاديمير بوتين، اليوم بعد أزمة الطائرة بين البلدين في تشرين الثاني/نوفمبر من عام 2015 للمرة الخامسة في "مقر الرئاسة" في سوتشي. [وكالة الأناضول، 2017/04/30]

0:00 0:00
Speed:
May 05, 2017

زيارة أردوغان إلى روسيا جريمة في حق المسلمين

زيارة أردوغان إلى روسيا جريمة في حق المسلمين

الخبر:

يلتقي الرئيس التركي رجب طيب أردوغان مع الرئيس الروسي فلاديمير بوتين، اليوم بعد أزمة الطائرة بين البلدين في تشرين الثاني/نوفمبر من عام 2015 للمرة الخامسة في "مقر الرئاسة" في سوتشي. [وكالة الأناضول، 2017/05/03]

التعليق:

سافر الرئيس التركي رجب طيب أردوغان اليوم عقب اجتماعه في الهند مع جزار المسلمين في كشمير، إلى سوتشي للقاء مع روسيا. لم يكتف بتسليم حلب إلى النظام السوري بل صرح للصحفيين قبل زيارته إلى روسيا قائلا: "من أهم مواضيع اللقاء سيكون سوريا". وهذا من أجل زيادة المساهمة في قتل المسلمين أو الدعم للحل الأمريكي في المنطقة.

ومن جهة أخرى، صرح إبراهيم قالين، المتحدث باسم رئاسة الجهورية قائلا: "اللقاء بين الرئيسين يشمل متابعة عمليات أستانة وجنيف، ونشر وقف إطلاق النار الذي بدأ تنفيذه منذ شهر كانون الأول/ديسمبر، ووضع حد لانتهاكات الهدنة، ومنع إراقة الدماء، وإيصال المساعدات إلى المدنيين والخطوات اللازمة التي يجب اتخاذها لتأمين العملية الانتقالية السياسية". (وكالات، 2017/05/02)

ومن البديهي أن اردوغان يقوم بهذه الزيارات مباشرة عقب الاستفتاء بناء على أوامر من أمريكا أو وفقًا لسياساتها ومصالحها في المنطقة، وبعد روسيا سيزور أردوغان الصين ثم أمريكا. وهذا يشير إلى أن الرئيس أردوغان لن يترك أي مجرم مستعمر عدو للإسلام والمسلمين دون زيارته والتعاون معه.

وقد يقال عن هذه الزيارات من عدة جهات كما يلي:

أولاً: من الناحية الشرعية: العلاقة السياسية أو الاقتصادية أو العسكرية أو الدبلوماسية أو أي نوع من العلاقات مع الدول المحاربة حرام شرعًا بلا خلاف، لأن هذه الدول عدو علني للإسلام والمسلمين وهذا يجعل التعامل معهم أو الزيارات لهم بأي شكل ما حرام شرعًا وخطر سياسيا. بل العلاقة معهم يجب أن تكون فقط علاقة الحرب والشدة، وهذا مخالف لأحكام الدين الحنيف كما قال تعالى في كتابه الكريم: ﴿وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ﴾.

وكذلك علاقات الود والصداقة مع هذه الدول الكافرة تعني الاشتراك في جرائمهم ضد الإسلام وقتلهم المسلمين على الأراضي الإسلامية، ومع الأسف الشديد أن أردوغان بظواهره الإسلامية يُعتبر عند المسلمين كرجل مسلم شجاع بطل يدافع عن حقوق الأمة مع أنه شريك في كل هذه الجرائم كما كان واضحًا في ما فعل في سوريا وفي حق فلسطين والعراق واللاجئين وغير ذلك...

وثانيا: من الناحية السياسية: من المعلوم أن أردوغان كان في تشاجر مع أوروبا قبل عملية الاستفتاء للحصول على أصوات أكثر، وبناء على سياسة أمريكا الجديدة تحت قيادة ترامب قام بتأسيس علاقات وثيقة مع الهند ضمن سياسة احتواء الصين، والآن يعزز علاقاته مع روسيا من أجل المساهمة في الخطة الأمريكية تجاه سوريا ولو كلفت أرواح الآلاف من المسلمين، كل هذا يعني أن أردوغان لا يذهب إلى أي بلد من هذه البلدان إلا من أجل السياسات الخبيثة المختلفة التي تضر في مصلحة ومستقبل الأمة الإسلامية برمتها. ومن جهة أخرى زيارة أردوغان إلى روسيا صادفت مفاوضات أستانة التي تم عقدها في اليوم نفسه بمشاركة ممثل كبير لأمريكا لأول مرة.

ثالثا: من الناحية الاقتصادية: منذ سنوات طويلة، تركيا في أزمة اقتصادية ومالية بسبب النظام الرأسمالي والحكومة كانت تحاول حل هذه المشاكل الاقتصادية والمالية المزمنة عبر الحلول غير الناجحة، ومع ذلك كان هناك بعض الآثار الإيجابية لخداع الشعب، من مثل بعض التعديلات المالية والاقتصادية وكذلك الخصخصة وبيع أموال الدولة والأموال العامة، ومن جهة أخرى كانت الحكومة تحاول جذب الاستثمارات الأجنبية المضرة للبنية الاقتصادية. وطبعا كل هذه الحلول لم تكف لحل هذه المشاكل إضافة إلى السرقات والفساد والمشاكل الداخلية الأخرى والمصروفات غير المنتهية بسبب طمع السياسيين المجرمين. ولذلك كله، قام أردوغان بهذه الزيارات للبحث عن المال والتمويل وفرص العمل لتخفيف الأزمة المستمرة في البلاد خاصة بعد الاستفتاء المكلف. لأن موضوع الاقتصاد من أهم نقاط النقاش في هذه الزيارات مع روسيا والصين. حتى ورد في بعض الأخبار في وسائل الإعلام أنه لم يبق بين الرئيسين الروسي والتركي أي خلاف إلا مسألة الطماطم!

وأخيرًا، في الحقيقة فإن المسلمين ما داموا لا يحكمون بالإسلام، فإنهم يلقون من هنا إلى هناك ككرة القدم، مرة في حضن أمريكا، وأخرى في حضن أوروبا حتى تقام الخلافة على منهاج النبوة، عسى أن يكون ذلك قريبا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أرجان تكينباش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı