Halifelik, İnsanların Çıkarlarını Samimiyetle Gözeten
ve Hakları ile İhtiyaçlarının Velisi Olandır
Bugün Sudan'ın, Silahlı Kuvvetler ile Hızlı Destek Güçleri arasında iki yıl önce başlayan acımasız savaşın ardından geldiği korkunç durum kimsenin gözünden kaçmıyor. Maalesef, Sudan'ın masum halkı, ülkeyi parçalamayı ve Amerika, Avrupa ve diğerlerinin çıkarlarını gözetmeyi amaçlayan yerel silahlarla yürütülen bu iğrenç uluslararası çatışmanın bedelini ödedi ve ödemeye devam ediyor!!
Bu ümmetteki her samimi insan, savaşan tarafların kardeşlerinin kanlarıyla ellerini kirletmeyi nasıl kabul ettiklerini ve kendi çıkarlarını ve efendilerinin çıkarlarını nasıl yönettiklerini merak ediyor?! Eğer Allah'tan korksalardı, olanlardan razı olmazlardı! İslam uygulanmış olsaydı, Batılı ülkeler ülkede istedikleri gibi at koşturamaz, çatışan tarafları kışkırtarak ve onlara araç ve gereç sağlayarak gündemlerini uygulayamazlardı!
İslam'da yönetim esas olarak insanların işlerini gözetmeye, çıkarlarını ve ihtiyaçlarını garanti etmeye dayanır. Esas olarak tüm tebaasının güvenliğini ve emniyetini sağlamak için çaba gösterir. Halife, Allah'ın huzurunda kendisinden sorulacağını bilir ve bu nedenle insanların selameti ve hayatlarını güvence altına almak için elinden geleni yapar, çünkü bir canın öldürülmesinin Allah katında Kabe'nin yıkılmasından daha büyük olduğunu bilir! Bu nedenle imam, korunan bir kalkandır, korur, saldırıyı püskürtür, canları, malları ve mülkleri de korur. Bu nedenle Ömer bin Hattab (Allah ondan razı olsun) sadaka develerinin telef olmaması için kendi eliyle katran sürerdi ve şöyle derdi: "Eğer Fırat kıyısında bir deve telef olursa, Allah'ın Hattab ailesine soracağından korkarım."
Sudan'daki kardeşlerimizin durumundan Allah'a şikayet ediyoruz, çünkü canları boş yere alınıyor, kadınlara tecavüz ediliyor ve mallar çalınıyor. Bütün bunlar, iktidardakilerin ve onlarla savaşanların gözü önünde oluyor, bu yüzden onlarda Allah'tan korkmuyorlar, çünkü onların derdi insanların işleri, hayatları ve malları değil, sadece koltukları ve kendi çıkarları!!
Ayrıca İslam Halifeliği yönetiminde, İslam ümmetinin servetlerinin ve hayırlarının çalınmasına ve kafir Batı'ya altın tepside sunulmasına asla izin verilmez. Bu nedenle Halife onları korur ve şeriatın zorunlu kıldığı yerlere harcar ve onları ele geçirmek için açgözlü olan ve çabalayan herkesi demir yumrukla cezalandırır!
Aynı şekilde İslam yönetiminde devlet, ülkenin birliğini korur, parçalanmasını ve bölünmesini engeller ve Müslümanların yurdunu ve her türlü bölünmeden selametini korumak için gerekirse cihat ilan eder. Tarih boyunca sadece Halifelik, Farsları, Arapları, Berberileri, Türkleri, Acemleri ve diğer halkları eritmeyi başardı, bu etnik ve dini çeşitliliğin bu halkların bir arada yaşaması üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmadı, aksine hepsi İslam'ın yüce potasında eridi.
Halifelik, herkesin temel ihtiyaçlarını ve hatta mümkün olduğunca lüks ihtiyaçlarını da garanti altına aldı; çünkü Halife, kaynakları ümmetin işlerini gözetmek ve çıkarlarını karşılamak için harcar, böylece insanlar genişlik, refah, bereket ve mutluluk içinde yaşarlar. İbn Haldun Mukaddime'sinde, Abbasi Halifesi Memun döneminde Bağdat'taki Müslümanların hazinesine taşınanların bugünkü karşılığının 70 milyar dolar ve 1700 ton altın olduğunu belirtmiştir!! Adil Halife Ömer bin Abdülaziz'e Allah rahmet eylesin, Halifelik hanesinde zekatı hak eden tek bir fakir bulamadılar!
Bugün halkı açlıkla boğuşan Sudan'ın, İslam'ın gölgesinde tüm Müslümanların yiyecek sepeti olduğunu kim unutabilir!!
İslam'ın tüm hükümleri hayırdır ve doğru uygulanması onurlu bir yaşamı garanti eder;
Örneğin, İslami ekonomik sistemin hükümleri uygulandığında, tefecilik, stokçuluk, işsizlik, kayırmacılık ve hile kaybolacak ve herkes iş ve mevkilerde hakkını alacaktır.
İslami eğitim sisteminin uygulanmasıyla, her seviyedeki eğitim herkes için erişilebilir hale gelecek, sadece zenginler ve iktidar sahipleriyle sınırlı kalmayacak ve devlet, ağır sanayiler, modern savaş araçları ve diğerleri için gerekli olan bilimsel ve teknolojik üstünlüğe sahip olacak, hatta Avrupa krallarının ilerlemesi ve refahı için oğullarını İslam üniversitelerinde okumaya gönderdiği geçmişte olduğu gibi, İslam devletinin teknoloji ve bilimdeki öncülüğü geri dönecek!!
Sosyal sistemin hükümleri uygulandığında, teşhircilik ve ahlaksızlık önlenecek ve Müslüman kadınların iffeti korunacaktır, hatta gerekirse Mutasım'ın Müslüman bir kadının "Ya Mutasım!" diye feryat etmesi üzerine orduları harekete geçirmesi gibi!!
Sonuç olarak, Halifelik insanların çıkarlarını samimiyetle gözetir ve hakları ile ihtiyaçlarının velisi olur. Bu nedenle İbn Kayyim el-Cevziyye (Allah ona rahmet eylesin) şöyle demiştir: "Şeriatın temeli ve esası, hükümlere ve kulların dünya ve ahiret çıkarlarına dayanır. Tamamı adalettir, tamamı merhamettir, tamamı çıkardır ve tamamı hikmettir. Adaletten zulme, merhametten zıddına, çıkardan zarara ve hikmetten boşluğa çıkan her mesele şeriattan değildir... Şeriat, kulları arasında Allah'ın adaletidir, yaratıkları arasında rahmetidir ve yeryüzündeki gölgesidir." (İlam el-Muvakkiin an Rabb el-Alemin).
Müslümanların, devlet ve birey olarak İslam'ı benimsediklerinde, insanların en medeni, en gelişmiş, en ilerici ve en bilgili oldukları mütevatirdir. Bolluk içinde yaşadılar ve dünya için bir ışık ve adalet meşalesi oldular. Bu nedenle, Sudan ve tüm İslam ülkelerinin durumu ancak geçmişte düzeldiği gibi düzelecek ve içindeki trajik durum ancak adaletsizliği engelleyen, mazlumlara zalimlerden haklarını alan ve hak sahiplerine haklarını veren Allah'ın şeriatının uygulanmasıyla değişecektir.
#SudanKrizi #SudanCrisis
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Radyosu İçin Yazılmıştır
Mennatullah Tahir