Sina'daki Mısır Takviyeleri
Yahudilerle Koordinasyon ve Mübarek Toprakları Özgürleştirme Yükümlülüğü Arasında
Son günlerde Mısır ordusunun Kuzey Sina'da geniş hareketliliği yaşandı ve bu hareketlilik medya raporlarında 1979'da imzalanan Camp David Anlaşması'ndan bu yana en büyük askeri konuşlanma olarak nitelendirildi. Kaynaklar, Filistinlilerin Sina'ya toplu göçünü engellemek için atıldığı söylenen bir adımda yaklaşık 40 bin asker ve yüzlerce zırhlı araç ve askeri teçhizattan bahsetti. Buna karşılık, İbrani kaynaklar bu konuşlanmanın gasıp varlıkla tam koordinasyon içinde gerçekleştiğini, lanetli anlaşmadan kaynaklanan güvenlik anlayışları çerçevesinde olduğunu doğruladı.
Burada şu soru akla geliyor: Eğer bu konuşlanma Camp David çatısı altında ve Yahudilerin gözetiminde gerçekleşiyorsa, şeriatın hükmü nedir? Bu askeri yığınların şer'i görevi nedir?
Anlaşma, Sina'nın sınırlı kuvvetler dışında silahsızlandırılmış bir bölge olmasını, uluslararası gözlemci güçlerin varlığını ve Mısır ordusunun kendi topraklarındaki hareketini kısıtlayan güvenlik düzenlemelerini öngörmüştür. Daha da tehlikelisi, Yahudi varlığını tanımış ve Mısır'ı onunla kalıcı bir barışa mecbur bırakmıştır. Bu bile tek başına onu şer'an geçersiz bir anlaşma yapmaya yeterlidir. Çünkü düşman işgalciye Müslümanların toprakları üzerinde meşruiyet verilmesi şer'an nasıl caiz olabilir ki? Yüce Allah şöyle buyuruyor: ﴿ALLAH, İNANANLAR ALEYHİNDE KÂFİRLERE ASLA FIRSAT VERMEZ﴾?! Kurtubi şöyle demiştir: "Bu ayet, kâfirlerin Müslümanların egemenliğinden herhangi bir şeye sahip olmasını yasaklamanın temelidir". Camp David Anlaşması ise onlara Filistin topraklarında bir egemenlik, tanınma ve sözde bir hak vermiştir.
Mevcut askeri konuşlanma anlaşma dışında veya bağımsız bir egemen karar çerçevesinde değil, bilakis Yahudi varlığı ile koordinasyon içinde gerçekleşti ve bu durum İbrani medyası tarafından da itiraf edildi. Bu da işin gerçeğini ortaya koyuyor: Bu kuvvetler, mübarek toprakları özgürleştirmeye veya Yahudilerle savaşmaya yönelik değil, yalnızca sınırları kontrol etmek, Yahudi varlığının güvenliğini olası mücahit veya silah akışından korumak ve Filistinlilerin Mısır'a göçünü engellemek için, ne onlara yardım etmek ne de İslam topraklarını özgürleştirmek için değil, rejimin güvenliğini tehdit ettiği için. Dolayısıyla bu yığınlar, gerçekte anlaşmayla bağlantılı güvenlik sisteminin bir parçasıdır, Allah yolunda cihat etmeye hazır bir ordu değil.
Müslüman ülkelerdeki ordular, özellikle de Kenane ordusu, Allah'ın dini savunmayı ve Müslümanların yurdunu korumayı farz kıldığı güç ve kudret sahibi kimselerdir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ﴿SİZE NE OLDU Kİ, ALLAH YOLUNDA VE "RABBİMİZ! BİZİ HALKI ZALİM OLAN BU ŞEHİRDEN ÇIKAR" DİYEN ZAYIF VE ÇARESİZ ERKEKLER, KADINLAR VE ÇOCUKLAR UĞRUNA SAVAŞMIYORSUNUZ?﴾ İbn Kesir, bu ayetin "zayıfları ellerinden kurtarmak için kâfirlerle savaşmanın vacipliğine delil" olduğunu söylüyor. Bugün Filistin halkı, şeriatın yardım etmeyi zorunlu kıldığı zayıfların en açık örneğidir. Ancak Mısır ordusu hareket edip Camp David çatısı altında ve işgalci ile koordinasyon içinde toplanırsa, bu, Amerika'nın Mısır'ı ve ordusunu yetmişli yıllardan beri bağladığı prangaları sıkılaştırmaktan ve gücünü Yahudileri tehdit etmek yerine onların güvenliğini koruma aracına dönüştürmekten başka bir şey değildir.
Bu asker ve tank yığınlarının görevi, sadece Sina'nın doğusuna değil, aynı zamanda Gazze'ye ve mübarek toprakların tamamına doğru sınırları aşarak Yahudi gasıp varlığını kökünden kazımaktır. Çünkü mübarek topraklar, gasbedilmiş bir İslam toprağıdır ve onu özgürleştirmek Müslümanlar üzerine farz-ı ayındır. İmam Nevevi, Sahih-i Müslim şerhinde şöyle demiştir: "Kâfirler Müslümanların bir beldesine girerse, o belde halkı ve ona bitişik olanlar üzerine cihat farz-ı ayn olur, ta ki tüm Müslümanları kapsayana kadar". İşte düşman bütün Filistin'i işgal etmiş, Gazze'de halkını öldürmekte ve aç bırakmaktadır. Bundan daha büyük bir farz olabilir mi? Şeyhülislam İbn Teymiyye şöyle demiştir: "Düşman İslam topraklarına girerse, en yakın olandan başlayarak püskürtülmesi gerektiğinde şüphe yoktur". Mısır ise Filistin'e komşu olması hasebiyle bu görevi üstlenmeye en layık olan ülkedir.
Bu hareketlerin amacı, Gazze halkına yardım etmek veya Filistin'i özgürleştirmek değil, tehciri durumunda olası bir halk öfkesinden rejimi korumak ve aynı zamanda Yahudilere sınırların güvende olduğuna ve Mısır'dan cihat veya silah için bir kapı açılmayacağına dair güvence vermektir. Böylece Mısır ordusunun görevi, Amerika'nın Camp David'de çizdiği gibi, onu ortadan kaldırmak için değil, Yahudi varlığının güvenliğini korumak için vurucu bir güç olarak devam ediyor.
Mısır ordusundaki her asker ve komutan bilmelidir ki, Camp David Anlaşması şer'an batıldır ve ona bağlı kalmak caiz değildir, çünkü cihat farziyetini askıya almakta ve gasbedilmiş bir varlığa meşruiyet kazandırmaktadır. Yahudilerle yapılan her türlü güvenlik koordinasyonu şer'an haramdır, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ﴿SİZDEN KİM ONLARI DOST EDİNİRSE, ŞÜPHESİZ O DA ONLARDANDIR﴾. Taberi şöyle demiştir: "Yani onlara yardım eden ve Müslümanlara karşı onlara zafer kazandıran kişi, hüküm ve velayet açısından onlardandır". O halde onlarla güvenlik alanında işbirliği yapan ve Mısır sınırlarını onlar için bir kale haline getiren kişi nasıl olur?!
Bu takviyeler, Camp David çatısı altında ve Yahudi varlığı ile koordinasyon içinde olduğu sürece, şer'an hiçbir değeri yoktur ve ümmet Rabbinin huzurunda onlarla mazur görülemez. Aksine, batıl bir anlaşmaya bağlı kalmaya devam ettiğini ve şer'i görevi yerine getirme fırsatını kaçırdığını teyit etmektedir.
Ey Kenane halkı: Allah yolunda nöbetiniz, Yahudilerin sınırlarını koruyarak veya varlıklarını güvence altına alarak olmaz, bilakis hakiki nöbetiniz, Filistin'in tamamını özgürleştirmek ve onları pisliklerinden temizlemek için İslam'ın uç noktalarında bulunmanızdır. Nöbetiniz meydanlarda ordulardaki evlatlarınızdan mübarek toprakların halkına yardım etmelerini, İslam topraklarını özgürleştirmelerini ve sömürgeciliğin köleleri olan zillet ve utanç yöneticilerine itaat etmeyi reddetmelerini, hatta onları devirip nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet devleti kurmalarını talep etmektir.
Ey askerler ve subaylar: Sizler ümmetin gücü ve engelisiniz. Allah yarın Gazze halkının kanlarından ve Allah'ın en aşağılık yaratıklarının kirlettiği İsra topraklarından sizi sorgulayacaktır. Ya Allah'ın askeri olacaksınız, ya da tarih sizi, düşmanın batıl bir anlaşmayla bağladığı ve zafer fırsatlarını heba ettiği haneye yazacaktır.
Ey Kenane askerleri: Sizler sadece askeri bir oluşumda yer alan bireyler değilsiniz, sizler Muhammed ümmetinin bir parçasısınız ve hareket etmesi gereken bir öncü, çekilmesi gereken bir kılıç ve Gazze'de ve tüm Filistin'de zayıflara yardım etmek için ayağa kalkması gereken bir desteksiz. Oradaki kardeşleriniz katlediliyor, kuşatılıyor ve yok ediliyor ve sizler onlara herhangi bir ordudan daha yakınsınız ve isterseniz prangayı kırmaya daha muktedirsiniz. Öyleyse ellerinizi bağlayan emirlere aldanmayın ve ruhundan arındırılmış savaş doktrinine kapılmayın, çünkü gerçek savaş doktrini Kur'an'dan kaynaklanır ve İslam'daki bu ordular rejimleri korumak veya zillet anlaşmalarını korumak için değil, ümmeti korumak, İslam mesajını dünyaya taşımak, Müslümanların yurtlarını savunmak ve düşmanlarını dehşete düşürmek için kurulmuştur.
Ey Kenane askerleri: Dininiz, aileniz ve gözlerinizin önünde yok edilen kardeşleriniz için ayağa kalkmanızın zamanı gelmedi mi?
Mescid-i Aksa'ya hakaret edilirken ve Gazze'deki çocuklar füzelerle paramparça edilirken kalplerinizin kıskançlıkla dolup taşmasının zamanı gelmedi mi? Ruhlarınızın, ancak sömürgecinin çıkarlarını temsil eden hain rejimlerin çıkardığı emirlerin esaretinden kurtulmasının zamanı gelmedi mi?
Sizlere bireyler olarak değil, kalbinizde değişim tohumu taşıyan muhtemel kahramanlar olarak sesleniyoruz.
Gözlerinizi gerçeğe açın, İslam topraklarını işgal eden bir gasıp varlığı korumak için sizi kim kullanıyor? Sınırlarınıza kim güveniyor? Sizi Gazze'ye yardım etmekten kim alıkoyuyor? Katliamlara sessiz kalmanızı kim emrediyor? Allah'ın size farz kıldığı bir farzı yerine getirmenizi kim engelliyor? Bu, düşmanla koordinasyon içinde olan, cinayetlere sessiz kalan, hatta Filistin'deki ailenizin kuşatmasına katılan rejimdir.
Bu denklemi kırmaya, masayı devirmeye ve kardeşlerinize yardım etmeye muktedirsiniz.
Sadece hareket etmeniz, Allah için dışarı çıkmanız, Amerika'nın rızası veya siyonistlerin ittifakı değil, Allah'ın rızasını en yüce emir yapmanız yeterlidir.
İhanet etmeyeceğiz, susmayacağız, zillet geçitlerinin, utanç anlaşmasının ve sömürgecilik sınırlarının bekçisi olarak kalmayacağız demeniz yeterlidir.
Sa'd bin Ebi Vakkas'ı ve Allah'ın sıyrılmış kılıcı Halid bin Velid'i örnek alın, darbelerin liderlerini ve Camp David anlaşmalarını değil. Silahınızı boynunuzda bir emanet yapın ve yalnızca Allah'ın ve ümmetin düşmanına karşı kaldırın.
Gazze bugün size sesleniyor... Cevap veren var mı?
Kudüs bugün sizden yardım istiyor... Yardım eden var mı?
Ümmet sizden tarihin gururla yazacağı bir tutum bekliyor, utançla değil.
Ey Kenane askeri, sıranız geldi; ya değişim adamları, zaferin mimarları ve İslam bayrağının taşıyıcıları olacaksınız, ya da tarih sizi hüsran sayfalarına yazacaktır.
Allah'ım bizi ulaştır... Allah'ım şahit ol.
﴿ONLARLA SAVAŞIN Kİ ALLAH SİZİN ELLERİNİZLE ONLARA AZAP ETSİN, ONLARI REZİL RÜSVA ETSİN, ONLARA KARŞI SİZE YARDIM ETSİN VE MÜMİN BİR TOPLULUĞUN GÖĞSÜNE SU SERPSİN﴾
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi için yazan
Mahmud El-Leysi
Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu Üyesi