El Raya Gazetesi: Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi ve Çin Etkisi
September 16, 2025

El Raya Gazetesi: Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi ve Çin Etkisi

Al Raya sahafa

2025-09-17

El Raya Gazetesi: Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi

ve Çin Etkisi

31 Ağustos - 1 Eylül tarihleri arasında, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün periyodik zirvesine katılmak üzere Çin'in kuzeyindeki Tianjin şehrinde yirmiden fazla lider bir araya geldi. Örgüt, on tam üyenin yanı sıra iki gözlemci ülke ve on dört ortak ülke içermektedir.

Zirve sırasında, daha önce iki başlı olarak görünen örgüt içindeki Rusya'nın pozisyonunun zayıfladığı, Çin'in nüfuzunun ise gözle görülür şekilde arttığı açıkça ortaya çıktı. Zirvenin sonunda, ülkelerin kendi topraklarında interneti izleme hakkını tanıyan, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için işbirliğini genişleten ve örgüt için birleşik bir banka kurma konusunda anlaşmaya varan Tianjin Deklarasyonu kabul edildi.

Zirveden sonra, 3 Eylül'de Pekin'in merkezindeki Tiananmen Meydanı'nda, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesi vesilesiyle aynı liderlerin katılımıyla bir askeri geçit töreni düzenlendi. ABD Başkanı Trump bu olayı ülkesine yönelik bir komplo olarak nitelendirdi.

Bilindiği gibi, Şanghay İşbirliği Örgütü istikrarı ve güvenliği sağlamak amacıyla dört temel zorlukla mücadele etme görevini üstlenmiştir: terörizm, aşırıcılık, ayrılıkçılık ve uyuşturucu ticareti. Ancak gerçekler, bu çatışmaların yükünü Müslümanların taşıdığını ortaya koymaktadır; örgüt, "terörizm ve aşırıcılıkla mücadele" bahanesi altında İslam'a, İslami gruplara ve Müslümanlara karşı savaşmakta ve ümmetin hilafet devleti kurma çabalarının önüne engeller koymaya çalışmaktadır. Ayrıca, Müslümanlar "ayrılıkçılıkla mücadele" olarak adlandırılan şeyin de bedelini ödemektedirler; Rusya içindeki Kafkasya'daki Müslümanlar ve Çin'deki Uygurlar bu bahanenin kurbanı olmuşlardır.

Çin:

Çin, 2001 yılında Şanghay İşbirliği Örgütü'nün kurulmasına öncülük eden ülkelerden biridir. Bu örgüt aracılığıyla Orta Asya'ya doğru tarihi genişlemesinin önünü açmıştır. Çin ekonomisinin sürekli büyümesi, Rusya'nın uluslararası arenadaki etkisinin azalmasıyla birlikte, bölgede büyük projeler uygulama fırsatı sağlamıştır. Böylece, esas olarak bölgesel güvenliğe yönelik olan örgütün ekonomik boyutu güçlenmeye başlamıştır. Çin'in yıllardır gündemde olan ve örgütün kalkınma bankasını kurma girişimi de 1 Eylül'deki zirvede destek görmüştür.

Üye ülkeler, kalkınma bankası kurmanın önemini vurgulamış ve faaliyetlerini finanse etmek ve işletimini garanti etmek için gerekli olan her şeyi sağlamak için çalışma kararı almışlardır. Buna ek olarak, Çin örgüt bünyesinde ihtiyaç sahibi üye ülkeler için yüz küçük proje yürütmeyi planlamaktadır. Bu amaçla Çin, bu yıl yaklaşık iki milyar yuan (yaklaşık 280 milyon dolar) hibe olarak verecek ve ayrıca on milyar yuan kredi sağlayacaktır.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bununla da yetinmeyerek, zirvedeki konuşmasında ABD'yi hedef alarak "tek taraflı hegemonyaya" ve "Soğuk Savaş zihniyetine" karşı açıklamalar yapmıştır.

Ayrıca, Bir Kuşak Bir Yol projesi, ulaşım alanında bağları güçlendirmek için yeni koridorlar açmaktadır. Örneğin, Çin - Kırgızistan - Özbekistan demiryolu hattının inşası başlamış ve Kırgızistan ile Çin arasında Bedel adı altında ek bir sınır kapısı açılmaktadır. Buradan da anlaşılacağı gibi, Şanghay İşbirliği Örgütü, Çin'in Orta Asya'ya, ardından Güney Asya'ya doğru ekonomik genişlemesini ilerletmek için kullandığı bir araç haline gelmiştir.

Rusya:

Rusya da örgütün kurucu ülkelerinden biridir ve temel amacı Batı'nın Orta Asya'daki nüfuzunun yayılmasını engellemekti. Ancak Rus ekonomisinin gerilemesi ve Rusya'nın uluslararası konumu, Çin'in bölgedeki nüfuzunun artmasına zemin hazırlamıştır. Başlangıçta Rusya, Çin'in Orta Asya'daki ekonomik nüfuzunun artmasından korktuğu için örgüt içinde ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine dolaylı olarak karşı çıkmıştı, ancak Ukrayna'daki savaş onu bu pozisyondan geri adım atmaya zorlamıştır.

Bugün Rusya, uluslararası arenada Çin'in pozisyonunu desteklemektedir. Bu durum, Putin'in Şi Cinping'in küresel yönetişim konusundaki girişimini destekleyen açıklamasında görülmektedir: "Şi Cinping'in yeni, etkili ve pratik bir küresel yönetişim sistemi inşa etme konusundaki önerilerini dikkatle dinledik. Bu girişim, bazı ülkelerin uluslararası ilişkilerde hegemonyalarını dayatmaya çalıştığı mevcut koşullarda büyük önem taşımaktadır. Rusya, Başkan Şi Cinping'in girişimini destekliyor ve Çinli dostlarımızın sunduğu önerileri tartışmakla ilgileniyoruz." (Sputnik, 2025/9/1)... Bu nedenle, Rusya'nın Şanghay İşbirliği Örgütü içindeki rolünün azaldığı tartışılmaz bir gerçektir.

Hindistan:

Dışarıdan bakıldığında, Amerika'nın Hindistan'a gümrük vergisi uygulaması onu Doğu ile işbirliğine itmiş gibi görünebilir. Ayrıca, ABD Başkanı Trump Hindistan'ı Rus petrolü alımlarını kısıtlamaya çağırmıştı. 2022 yılına kadar Hindistan'ın petrol ithalatında Rusya'nın payı %1'i geçmezken, şu anda bu oran %42'ye yükselmiştir.

Ancak gerçekte, Hindistan ile Çin arasındaki ortaklıktan bahsedilse de, aralarındaki rekabet açıkça görülmektedir. Bunun temel nedeni, Hindistan'ın Batı'ya dayalı bir politika izlemesidir. Ayrıca, Hindistan - Orta Doğu - Avrupa koridoru projesi, Çin'in Kuşak ve Yol projesine rakip bir alternatif olarak başlatılmıştır. Aynı zamanda, büyük Amerikan şirketleri de sanayi üretimini Çin'den Hindistan'a kaydırmaya başlamıştır.

Hindistan'ın örgüt içindeki çelişkili tutumlarının bir göstergesi olarak, Savunma Bakanları toplantısının Haziran ayında yayınladığı ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırılarını kınayan bildiriye katılmayı reddetmiştir. Hindistan bu tutumunu, bildirinin 22 Nisan'da Pakistan ile yaşanan kanlı olayları görmezden gelmesiyle gerekçelendirmiştir; bu nedenle, Hindistan'ın tutumu örgüt içindeki çelişkileri ve çatışmaları derinleştirmektedir.

Orta Asya:

Orta Asya ülkelerinin bu örgüte zorunluluktan katıldığı söylenebilir; temel ticari ilişkileri Çin ve Rusya ile bağlantılıdır ve aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin mirasçısı olarak Rusya'nın etkisi altındadırlar. Örgüt, bu ülkelerin Çin ile ilişkilerini güçlendirmesine yardımcı olmuştur.

Ancak bu ülkeler çok yönlü bir politika izlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle Kazakistan ve Özbekistan'da, büyük Batılı yatırımlar Batı'ya karşı düşmanca bir dış politika izlenmesini engellemektedir. Kırgızistan ise biraz farklı bir konumda bulunmaktadır, Çin ile ilişkilerini güçlendirmeye ve onlardan kredi ve yardım almaya çalışmaktadır, bu nedenle Batı karşıtı bir tutum sergilemektedir.

Buna ek olarak, Kırgızistan örgütü geliştirmek ve özellikle Çin'in örgüt içindeki konumunu güçlendirmek için bir dizi öneri sunmaktadır. Örneğin, son zirvede yeni ulaşım yolları oluşturulması ve örgüt ülkelerinin (geçiş-ulaşım) potansiyelinden yararlanılması önerileri sunulmuştur, bu da Kuşak ve Yol projesine hizmet etmektedir. Ayrıca, kalkınma bankası, kalkınma fonu ve yatırım fonu kurulması da dahil olmak üzere örgüt için etkili bir mali mekanizmanın oluşturulmasının hızlandırılması çağrısında bulunmuşlardır, bunların hepsi Çin'in nüfuzunu güçlendirecektir.

Aynı zamanda, Rusya'yı memnun etmek ve halklarının desteğini kazanmak için bu ülkeler Amerika ve İngiltere karşıtı bir bildiri yayınlamakta acele etmişlerdir.

Sonuç:

Şanghay İşbirliği Örgütü, yavaş yavaş başlangıçta kurulduğu amaçlardan ziyade Çin'in ekonomik ve güvenlik çıkarlarına hizmet eden bir örgüte dönüşmektedir. Bölgesel istikrar sorunu ise sadece kağıt üzerinde bir slogan olarak kalmıştır. Bu durum, örgütün bir dizi askeri çatışmaya yönelik tutumlarıyla da doğrulanmaktadır. Örneğin, örgütün iki üyesi olan Hindistan ile Pakistan arasında silahlı çatışma çıktığında, örgüt herhangi bir önlem almamış, hatta resmi bir açıklama bile yapmamıştır. Aynı şekilde, 2022 sonbaharında Tacikistan ile Kırgızistan arasında Semerkant'ta örgüt zirvesi sırasında sınır çatışması çıkmıştır.

Bu nedenle, Şanghay İşbirliği Örgütü ve benzerleri, Müslümanlar için kurulan sömürgeci bir tuzaktan başka bir şey değildir. Müslümanlar bu sömürgeci pençelerden ancak İslam'a dönerek kurtulabilirler. Sömürgeci kafirler ve onların kuyruk sallayıcıları olan yöneticilerimiz bunu çok iyi bildikleri için, "terörizm, aşırıcılık ve ayrılıkçılık" ile mücadele bahanesi altında bize karşı savaşıyorlar.

Yazan: Üstad Mümtaz Mavera el-Nehri

Kaynak: El Raya Gazetesi

More from null

El-Raya Gazetesi: El-Raya'dan Çeşitli Haberler – Sayı 573

Al Raya sahafa

2025-11-12

El-Raya Gazetesi:El-Raya'dan Çeşitli Haberler – Sayı 573

Ey Sudan halkı: Sudan'da ve diğer yerlerdeki çatışmalar, uluslararası hırsların ve onların hain planlarıyla, müdahaleleriyle ve çatışan taraflara silah sağlayarak ülkeyi tamamen ele geçirme çabalarının ne zamana kadar yakıtı olmaya devam edecek?! Kadınlarınız ve çocuklarınız, iki yıldan uzun süredir, Sudan'ın kaderini kontrol etmede Batı'nın ve yardakçılarının çıkarlarından başka bir şey sağlamayan bu kanlı çatışmadan muzdarip. Sudan, konumu ve zenginlikleri nedeniyle uzun zamandır onların hedefi olmuştur, bu yüzden onu parçalamak ve dağıtmak onların çıkarınadır. Hızlı Destek Kuvvetleri'nin El-Faşir'i ele geçirmesi, bu planların bir başka halkasıdır. Amerika, bu şekilde Darfur bölgesini ayırıp Sudan'daki nüfuzunu yoğunlaştırmak ve İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırmak istemektedir.

===

Ortagus'un Lübnan'a

Ziyaretinin Amacı!

Amerika'nın Lübnan ve bölgeye yönelik normalleşme ve teslimiyet projesiyle saldırısı ve Amerikan yönetiminin Trump ve ekibinin daha fazla Müslüman ülke yöneticisini İbrahim Anlaşmaları'na dahil etme çabası ışığında, Amerikalı elçi Morgan Ortagus'un Lübnan ve gaspçı Yahudi varlığına yaptığı ziyaret, Lübnan'a yönelik siyasi, güvenlik ve ekonomik baskılar, tehditler ve şartlarla dolu olarak geliyor. Bu ziyaretin, görünüşe göre aynı yönde ilerlemek üzere Arap Birliği Genel Sekreteri ve Mısır İstihbarat Başkanı'nın ziyaretiyle aynı zamana denk geldiği belirtilmelidir.

Bu ziyaretler karşısında, Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Basın Ofisi tarafından yapılan bir basın açıklaması şu hususları vurguladı:

Birincisi: Amerika ve takipçilerinin Müslüman ülkelerindeki müdahaleleri, Amerika'nın ve Yahudi varlığının çıkarlarına hizmet etmek içindir, bizim çıkarlarımıza değil. Özellikle Amerika, Yahudi varlığının siyasette, ekonomide, parada, silah ve medyada birinci destekçisidir.

İkincisi: Elçinin ziyareti, bazılarının düşünebileceği gibi tarafsız bir ziyaret değil! Aksine, bölgede Yahudi varlığını destekleyen ve askeri ve siyasi olarak güçlendirmeye katkıda bulunan açık bir Amerikan politikası bağlamında geliyor. Amerikalı elçinin sunduğu şey, hegemonyayı dayatmak, bağımlılığı pekiştirmek ve egemenliği azaltmaktır. Bu, Yahudilere teslimiyet ve boyun eğme türüdür ve Allah'ın İslam halkı için reddettiği bir şeydir.

Üçüncüsü: Bu dayatmalara razı olmak ve yabancı vesayeti pekiştiren herhangi bir anlaşmayı imzalamak, Allah'a, Resulü'ne ve ümmete, bu gaspçı varlığı Lübnan ve Filistin'den çıkarmak için savaşan veya çaba gösteren herkese ihanettir.

Dördüncüsü: Lübnan halkının büyük çoğunluğu, Müslümanlar ve gayrimüslimler için Yahudi varlığıyla ilişki kurmak, hem şer'i anlamda hem de Lübnan makamının yargılandığı pozitif hukukta veya genel olarak insani hukukta suçtur. Özellikle suçlu varlığın Gazze'de soykırım yapmasından sonra, Lübnan ve diğer Müslüman ülkelerinde benzer bir eylemde bulunmaktan çekinmeyecektir.

Beşincisi: Bölgeye yönelik Amerikan kampanyası ve saldırısı geçersiz olacaktır ve Amerika, bölgeyi istediği gibi şekillendirme çabasında başarılı olamayacaktır. Eğer Amerika'nın sömürgeciliğe, halkları yağmalamaya, Müslümanları saptırmaya ve onları (İbrahimi din)e davet ederek dinlerinden bile çıkarmaya dayalı bölge için bir projesi varsa, Müslümanların da Allah'tan gösterilmesini bekledikleri vaat edilmiş bir projeleri vardır; Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Hilafet projesi, inşallah çok yakındır. Bu proje, bölgeyi ve hatta tüm dünyayı yeniden çizecektir. Bu, Peygamber Efendimiz ﷺ'in şu sözünün doğrulanmasıdır: «Allah yeryüzünü bana dürdü, ben de doğusunu ve batısını gördüm. Ümmetimin mülkü, bana dürülen yere kadar ulaşacaktır» (Müslim rivayet etmiştir). Peygamber Efendimiz ﷺ'in şu hadisinde müjdelediği gibi Yahudi varlığı ortadan kaldırılacaktır: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Müslümanlar onları öldüreceklerdir...» (Buhari ve Müslim ittifak etmişlerdir).

Sonuç olarak, Hizb-ut Tahrir/Lübnan Vilayeti, Amerika'nın Lübnan ve bölgeye yönelik normalleşme ve teslimiyet saldırısını engelleme kampanyasını benimsemeye devam ediyor ve hiçbir şey onu bundan alıkoymayacaktır. Lübnan makamını normalleşme ve teslimiyet yolunda ilerlememesi konusunda uyarıyoruz! Onu buna karşı koymak için halkına sığınmaya ve sınır veya yeniden yapılanma ve uluslararası sistemin etkisi bahanesiyle bu konuda oynamamaya çağırıyoruz. ﴿Allah, emrini yerine getirendir; fakat insanların çoğu bilmezler﴾.

===

Hizb-ut Tahrir/Sudan Vilayeti'nden Bir Heyet

El-Ubeyd Şehrinin Önde Gelenlerinden Birkaçıyla Bir Araya Geldi

Hizb-ut Tahrir/Sudan Vilayeti'nden bir heyet, 3 Kasım 2025 Pazartesi günü, Kuzey Kordofan'ın başkenti El-Ubeyd şehrinin önde gelenlerinden birkaçını ziyaret etti. Heyet, Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Meclisi Üyesi Üstad Nezir Muhammed Hüseyin Ebu Minhac başkanlığındaydı. Ona Mühendis Banga Hamid ve Hizb-ut Tahrir üyeleri Üstad Muhammed Said Boke eşlik etti.

Heyet şunlarla bir araya geldi:

Üstad Halid Hüseyin - Demokratik Birlik Partisi Başkanı, Cila El-Ezheri kanadı.

Dr. Abdullah Yusuf Ebu Seyl - Avukat ve üniversitelerde hukuk profesörü.

Şeyh Abdurrahim Cude - Ensar es-Sünne cemaatinden.

Bay Ahmed Muhammed - Suna Haber Ajansı muhabiri.

Görüşmelerde güncel konu olan El-Faşir'in düşüşü ve buna eşlik eden milislerin şehir halkına karşı işlediği suçlar ve ordu liderlerinin El-Faşir halkına karşı görevlerini yerine getirmemesi ve onları kuşatmadan kurtarmaması, kuşatma süresince ve 266'dan fazla tekrarlanan saldırılar sırasında buna kadir olmaları ele alındı.

Ardından heyet, Hizb-ut Tahrir/Sudan Vilayeti'nin şu başlıklı broşürünün bir kopyasını onlara teslim etti: "El-Faşir'in düşüşü, Amerika'nın Darfur bölgesini ayırma ve Sudan'daki nüfuzunu yoğunlaştırma planının önünü açıyor. Ne zamana kadar uluslararası çatışmanın yakıtı olacağız?!". Tepkileri olumlu oldu ve bu görüşmelerin devam etmesini istediler.

===

"Phoenix Express 2025" Tatbikatları

Tunus'un Amerika'nın Hakimiyetine Boyun Eğmesinin Bir Bölümü

Tunus'un, çok taraflı deniz tatbikatı "Phoenix Express 2025"in yeni versiyonuna ev sahipliği yapmaya hazırlanması, bu ayın Kasım ayı içinde gerçekleşecek. Bu tatbikat, Tunus'taki rejimin 30/09/2020 tarihinde Amerika ile askeri işbirliği anlaşması imzalamasıyla Amerika'nın Afrika Komutanlığı tarafından yıllık olarak düzenlenmeye başlandı. Amerikan Savunma Bakanı Mark Esper, bu anlaşmayı on yıl sürecek bir yol haritası olarak ifade etti.

Bu bağlamda, Hizb-ut Tahrir/Tunus Vilayeti'nin bir basın açıklaması, Hizb'in bu tehlikeli anlaşmanın imzalanması sırasında, meselenin geleneksel anlaşmaları aştığını, Amerika'nın tamamlanması için 10 yıla ihtiyaç duyulan büyük bir proje çizdiğini ve Amerika'nın iddiasına göre yol haritasının sınırların gözetlenmesi, limanların korunması, aşırılık yanlısı düşünceyle mücadele ve Rusya ve Çin'le yüzleşme ile ilgili olduğunu, bunun da açıkça Tunus'un egemenliğinin azalması anlamına geldiğini, hatta ülkemiz üzerinde doğrudan vesayet olduğunu hatırlattı.

Açıklama, Tunus Vilayeti'ndeki Hizb-ut Tahrir'in, hakikati haykırmaları nedeniyle gençlerimizin maruz kaldığı tacizlere, tutuklamalara ve askeri mahkemelere rağmen, bir kez daha ülkeyi ve tüm İslam Mağrib ülkelerini Amerika'nın kötü politikalarına çekmek ve boyun eğdirmek için tasarlanan bu uğursuz sömürgeci anlaşmanın feshedilmesi çağrısını yinelediğini vurguladı. Ayrıca, Tunus'taki ve diğer Müslüman ülkelerindeki güç ve kudret sahiplerine, ümmetin düşmanlarının onlara kurduğu tuzaklara ve onları içine çektikleri şeylere dikkat etmeleri çağrısını yineledi. Şer'i görevin, dinlerine yardım etmek, ülkelerine ve ümmetlerine pusu kuran düşmanı engellemek ve Allah'ın kelimesini, O'nun şeriatını uygulamaya ve devleti olan Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmaya çalışanlara yardım ederek yüceltmek olduğunu vurguladı.

===

Amerika'nın Vatandaşlarına Yönelik Küçümsemesi

Kadınları ve Çocukları Aç Bırakıyor

Ek Beslenme Yardım Programı (SNAP), düşük gelirli, engelli bireylerin ve ailelerin, alkollü içecekler ve kendi yiyeceklerini yetiştirmek için bitkiler hariç, yiyecek ve içecek satın almak için kullanılan elektronik yardımlar almasına yardımcı olan bir federal programdır. Raporlar, 42 milyon Amerikalının kendilerini ve ailelerini beslemek için (SNAP) yardımlarına güvendiğini gösteriyor. Gıda yardımı alan yetişkinlerin %54'ü kadın ve çoğu bekar anne, %39'u ise çocuklardan oluşuyor. Bu, yaklaşık her beş çocuktan birinin aç kalmamak için bu yardımlara güvendiği anlamına geliyor. Ayrıca, federal kapanma, bazı eyaletlerin eğitim bölgelerindeki ücretsiz ve indirimli yemek programlarını finanse etmenin başka yollarını bulmasına neden oldu, böylece gün içinde yemeğe bağımlı olan çocuklar yiyeceksiz yaşamak zorunda kalmasınlar. Sonuç olarak, ülke genelinde yaygın olan birçok gıda deposu boş rafların fotoğraflarını yayınlıyor ve insanlardan artan yiyecek talebini karşılamak için yiyecek ve market hediye kartları bağışlamalarını istiyor.

Buna göre, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi'nin Kadın Bölümü bir basın açıklamasında şunları söyledi: Dünyanın en zengin ülkesi, milyonlarca en savunmasız vatandaşının kendilerine yetecek kadar yiyecek bulamayacağı gerçeğini nasıl görmezden gelebilir diye sormalıyız? Amerika'nın parasını nerede harcadığını merak edebilirsiniz, kapanma sırasında bile? Peki, Amerikalıların yeterli yiyecek almasını sağlamak yerine, Filistinlileri öldürmek için Yahudi varlığına milyarlarca dolar gönderiyorlar. Lüks bir tören salonu inşa etmeyi her şeyden daha önemli gören bir yönetici, diğer vekiller ise kişisel yatırımlarını kendilerini temsil etmesi gereken halkın refahına tercih ediyor! Gördüğünüz gibi, kapitalist Amerika hiçbir zaman vatandaşlarının işlerine bakmakla ilgilenmedi, sadece dünyadaki çocukları güvenlik, gıda, barınma ve eğitim haklarından mahrum bırakanlara askeri ve mali destek sağlamakla ilgileniyordu. Bu nedenle, Amerika'daki çocukların da açlıktan, güvensizlikten muzdarip olmasına ve uygun eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksun kalmasına neden oluyor.

===

«Müslümanın Müslüman Üzerindeki Her Şeyi Haramdır; Kanı, Malı ve Namusu»

Her Müslümana, her subaya, askere, polise, silahı olan herkese: Allah Teâlâ bize aklı düşünebilelim diye verdi ve onu doğru kullanmamızı farz kıldı. Kişi, şer'i hükmünü bilmeden hiçbir eylemde bulunmamalı, hiçbir söz söylememelidir. Şer'i hükmü bilmek, üzerine şer'i hükmün indirileceği gerçeği anlamayı gerektirir. Müslüman, siyasi bilince sahip olmalı, işleri gerçekleriyle kavramalı ve bizim için ve İslam için iyilik istemeyen, bizi parçalamak, ülkelerimizi kontrol etmek ve imkanlarımızı ve zenginliklerimizi yağmalamak için tüm güçleriyle ve hileleriyle çabalayan sömürgeci kâfirlerin planlarına kapılmamalıdır. Bir Müslüman nasıl olur da o sömürgeci kâfirlerin elinde bir araç veya onların ajanlarının emirlerini yerine getiren biri olmayı kabul eder?! Geçici dünya metaından az bir şeye tamah ederek ahiretini kaybeder ve içinde ebedi kalacağı, lanetlenmiş, Allah'ın rahmetinden kovulmuş cehennemliklerden olur mu? Bir Müslüman, yaratılmış, aciz bir insanoğlunu razı etmek için, elinde dünya ve ahiret olan Allah'ı gazaplandırmayı kabul eder mi?!

Hizb-ut Tahrir sizi siyasi bilincinizi yükseltmeye, Allah Teâlâ'nın hükümlerine uymaya ve ülkelerimizdeki planlarını başarısızlığa uğratarak ve sömürgeci kâfirlerin ve ajanlarının ellerini sizden uzaklaştırarak Allah'ın indirdiğiyle hükmetmek için onunla birlikte çalışmaya çağırıyor.

===

Müslümanları Aç Bırakan Sizsiniz

Ey Mesud Pezeşkiyan!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi bu başlık altında bir basın açıklaması yaptı: İran, beş milyar doları aşan borçları nedeniyle en büyük özel bankası olan (Ayende) bankasının iflas ettiğini duyurdu. İşin garibi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yönetim başarısızlığını eleştirerek şunları söylemesi: "Petrolümüz ve gazımız var ama açız"!

Açıklamada şunlar vurgulandı: İran cumhurbaşkanının bahsettiği bu yönetim başarısızlığının sorumlusu, cumhurbaşkanının kendisidir. Ey Mesud Pezeşkiyan, petrolünüz, gazınız ve diğer zenginlikleriniz ve madenleriniz varken İran halkı neden aç? Bu, sizin beceriksiz politikalarınızın sonucu değil mi? İslam ile hükmetmekten uzaklaşmanızın sonucu değil mi? Aynı şey, diğer Müslüman ülkeler için de söylenebilir. İçlerindeki ahmak yöneticiler, ümmetin muazzam zenginliklerini israf ediyor, sömürgeci kâfirlerin onları ele geçirmesine izin veriyor ve ümmeti bu zenginliklerden mahrum bırakıyor. Sonra birileri, açlığın nedenini yönetim başarısızlığı olarak haklı çıkarmaya geliyor!

Son olarak basın açıklaması, Müslümanlara hitaben şunları söyledi: Size ait işleri üstlenen bu yöneticilerin ahmaklığı, her aklı başında insan için ortaya çıkmıştır ve onlar bu işleri üstlenmeye ehil değillerdir. Onları engellemenizin zamanı gelmiştir, çünkü bu ahmakın hükmüdür; parayla tasarruf etmesini engellemek ve onu hacretmektir. Sizi Allah Teâlâ'nın şeriatıyla hükmeden, Rabbinizin ﷺ hoşnut olması için ülkelerinizdeki faiz sistemini iptal eden, gasbedilmiş zenginliklerinizi geri alan, onurunuzu ve izzetinizi geri kazandıran tek bir halifeye biat edin ve işte önder Hizb-ut Tahrir, akrabalarına yalan söylemeyen, sizi Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için onunla birlikte çalışmaya davet ediyor.

===

Osmanlı Kahramanlarının Sadık Torunlarına

Sadık Osmanlı kahramanlarının torunlarına soruyoruz: Ey büyük ordu ne oldu?! Bu aşağılanma ve zayıflık nedir?! Malzeme ve teçhizat eksikliği mi?! Bu nasıl olur ve siz Ortadoğu'nun en güçlü ordususunuz? Ve dünyanın en güçlü orduları arasında sekizinci sırada yer alıyorsunuz, oysa Yahudi varlığı on birinci sırada yer alıyor. Yani tüm maddelerde ondan ileridesiniz, o halde nasıl olur da size aşağılık yakıştırılır?!

Cihadi ordu bir turu kaybedebilir ama savaşı kaybetmez; çünkü liderlerine ve askerlerine ilham veren azim, Bedir, Huneyn ve Yermuk'u yaratan, Endülüs'ü fetheden ve Fatih Sultan Mehmet'i İstanbul'u fethetmeye azmettiren azimdir. Ve aynı azim, Mescid-i Aksa'yı özgürleştirecek ve işleri yoluna koyacaktır.

Milli askeri ideolojinin kaybolduğunu ve korunmadığını vurguluyoruz. Bu, ordunun heybetini yok eden, Allah yolunda savaşmak için bir kapı açmayan zaaf ve yılgınlık ideolojisidir. Bu, askerliği maaş almak için bir iş haline getiren bir ideolojidir, bu nedenle askere alınmak gençlerin kalbinde ağır bir yük haline gelmiş ve ondan kaçıyorlar. Bu, askeri rütbeleri övünmek için yapan bir ideolojidir, bu nedenle ordu gerçek anlamından boşalmıştır.

Hizb-ut Tahrir olarak biz, Türk ordusundaki evlatlarımızı cihattan vazgeçmeye ve yardım isteyen Müslümanlara yardım etmemeye devam etmemeye çağırıyoruz; çünkü bu bir münkerdir, evet bir münkerdir.. Bu dinin zirvesini terk etmeyin ki iki dünyada da kazanın.

===